“Köpek efendisinin izinden yürür.” – El Chivo (Amores Perros, 2000)

Aklı ve güdüleriyle hareket eden erkek, medeniyeti yarattı ve bunu evcilleştirdiği hayvanlarla başardı. Her ne kadar kendini yücelten aklıyla övünse de, erilliğinden geldiğine inandığı ölümcül güdülerini durduramadı; hatta bunları meşrulaştırdı. Şiddetin varlığı, erkeğin doğasından geldiğine ve hayvanî bir tarafı olduğuna inanılarak kabul edildi. Erkeğin, üstünde egemenliğini kurduğuna inandığı geri kalan tüm canlılar ise onun hükümleriyle şekillenmek zorunda bırakıldı. Bundan sadece kadınlar değil; medeniyeti kuran yegâne yardımcılar olan diğer canlılar da nasibini almış vaziyette. Hor görülen, haktan yoksun köleler gibi her canlı “efendisi” insana itaat etmekle yükümlenmiş. Köpek de bu kaderi paylaşıyor fakat eğitilebilirliği ve içinden çıkan ‘insanî’ tarafıyla diğerlerinden farklılaşıyor. Köpeğin bu insanî tarafları ise tamamen sahibinin onu yetiştirme biçimi, ona karşı tutumuyla çok yakından ilişkili, tıpkı küçük bir çocuk gibi. Nasıl çocuk psikolojik, fiziksel işkencelerle insanlığından soyutlanabilirse, sürekli şiddete maruz kalan ve buna teşvik edilen köpekte de ruhsal bozukluktan kaynaklı bir yoldan çıkma gözlemlenebilir. Öğrenme yetisine sahip hayvan “sahibini” taklit ederek, onu rol model alarak kendini biçimlendirir. Köpeğin içindeki cevher değerli bir yoldaş olabileceği gibi, bilenip keskin bir silâha da dönüşebilir. Sinemada insan–köpek ilişkisinin şiddet üzerinden şekillendiği filmlerde köpeğin efendisinin izinden giden, ondan aldığı geri dönüşlerle psikolojisi devşirilen bir canlıya dönüşür. İnsanlığın ayrışamadığı şiddet eğiliminin izlerini sâdık dostları üstlenir. Vahşet, para düşkünü bir efendinin elinde köpek, güçlü ve kazançlı bir silâhtır ve bu dost olması gereken canlı “sahibine” benzeyerek nefret, hınç ve kin dolu bir yaratığa dönüşür.

Tanrılar ve Köpekler : Tanrıdan Öğrenilme Tanrısallık

Efendi erkeğin üstünlük kaygısı ve dışavurumunu anlamak için önce kendi boynunu eğdiği sahibine değinmek gerek: Tanrı’ya. İnsan tanrılarının gazabından korkar; tapınmanın kökü itaatin ta kendisidir. İtaatkâr en iyi hizmetkârdır.  Tanrılarından öğrenir ve gördüğü muameleyi ise kendi gücü olarak benimser ve  bu gücü kendinden aşağıda gördüklerine uygular. İtaatkâr en iyi hizmetkârdır. Erkek hükümdar “hizmete mahkûm kullarına” ise böylesi bir algıyla yaklaşır fakat kendi Tanrı’sının yaptığı hataları göremez ve bunları bir bir kendi tekrarlar. Fehér isten (Beyaz Tanrı) filminde köpek Hagen’in karşılaştığı bütün eril otorite temsillerinden tanrısal üstünlük yanılsamaları gözlenir. İnsanın hâlâ terk edemediği ırk takıntısı, sokak köpekliğiyle aşağılanan faşistlikle Hagen’in varlığına ilk darbeyi vurur. Asıl sahibi Lili’yi saf dışı bırakarak otoritesini köpeğin üstünde de kurmaya çalışan baba figürü ve sokağa bırakılmasıyla  karşısına çıkan insanlar ve onların kurumları korktukları gazabın bir benzerini yaratırlar: hor görülme, aşağılanma, çıkar uğruna kurban edilme… Yaratılanın yarattığı sistemde köpek itaate mahkûm edilir. Çevresel yaşam faktörünün alaşağı edilip tek başına tuvalette uyumaya mecbur bırakılmasıyla başlayan otoriter zorlama eril şiddete dönüşür; hatta tanrı, soyu birbirine düşürerek dövüşmelerini ister. Kendi üstünlüğünü, altında ezdiğinin gücü ile ispatlamayı, bundan maddi manevi güç sağlamayı umar. Efendi o denli zulmeder ki kardeş katlini anımsatarak insanın eskimiş hikâyelerinden birini tekrar anlatır.

amores_perros_filmloverss

Efendinin Zulmü: Habil ve Kabil

İbrahimî anlatısında hayvancılıkla ilk uğraşan Habil ve ilk tarımcı Kabil kardeşlerin Tanrı’ya adaklarını sunması ve Tanrı’nın şükrü ve gazabı karşısında yıkılan bir kardeş öyküsü ile kaçılmaz bir yıkımın sonuçları belirir. Doğan ilk insan Kabil’dir; ilk ölen ise Habil. Tanrı’ya tapınma fakat onun yokluğunda insanın davranışlarını akıl ve içgüdü üzerinden bir anlamlandırma yapılmalıdır. Kabil’i kardeş katline iten aklından gelen intikam, kıskançlık gibi duygu öncüleri midir yoksa içgüdüsel, hayvanî olarak türünde güçlülüğünü, erilliğini kanıtlama olgusu mudur? Yoksa Kabil’e ses veren José Saramago’nun dediği gibi insanlık tarihi “insanoğluyla” tanrının birbirlerini yanlış anlama; ne onun bizi, ne de bizim onu tanıyabildiğimiz bir iletişimsizlik sarmalı mı? Bunların cevabı bilinemez; fakat şu bir gerçek ki erkek, Tanrı’sının söylediği öyküleri dünya üzerinde tekrar ve tekrar anlatmaktadır. İnsan Tanrı konumuna yükselirken ona hizmet eden itaatkarlarını kayırır, cevapsız bırakır ve yıkıcı reaksiyonları tetikleyerek birbirlerini hiçbir zaman anlamlandıramama yoluna iteler.

Iñaritu’nun Ölüm Üçlemesi’nin ilk filmi Amores Perros’ta Habil ve Kabil ilişkisini hem “insanoğlunun” birbiriyle olan mücadelesi hem de egemenliğini aşağı gördüklerine kanıtlama arzusu göze çarpıyor. Bağlayıcı trafik kazasının üçüncü kişisi eski gerilla, bugünün kiralık katili El Chivo, son olarak nitelendirdiği işinde Habil ve Kabil öyküsünü kapitalist düzlemde yeniden yaratır. Sistemle yozlaşmış insanın yetkilerini elinden alarak, tanrısal bir vicdansızlıkla iki kardeşi birbirine eşitler. Kardeşlerden biri ölecektir fakat Habil’in kardeşinin yazgısını üstlenme şansı bu kez vardır; silâha ilk uzanan kazanacaktır. Filmde bir diğer kardeş ilişkisi ise Octavio (Gael García Bernal) ve Ramiro’nun (Marco Pérez) bir diğerine üstünlük kurma ve Susana’yı elde etme yarışında görülür. İki kardeş sevdikleri kadının takdiri için birbirleriyle savaşa tutuşurlar. Fakat Octavio’nun yaşamına baktığımızda Ramiro’yla çekişmesinden öte, köpeği Cofi’yi bir soydaş katline zorlar ki maddi güçle kardeşi üzerinde bir üstünlük kurabilsin ve Susana’ya kendini kanıtlayabilsin. Uysal, dost canlısı görünen Cofi tanrısı insandan aldığı geri dönüşlerle benliğini savunma içgüdüsünü kendi türüne karşı bir saldırganlık olarak kullanmaya başlar çünkü bu davranışı takdir edilir. Her öldürdüğü köpek daha çok sevgidir; ölüm sevgiyi doğurur.  Nitekim El Chivo köpeği kurtardığında eski alışkanlıkları, sağlığına kavuşur kavuşmaz nükseder. Köpeklerinin cesetlerini bir bir gören kendi türüne acımaz olan El Chivo, yaşadığı yıkıma rağmen Cofi’yi ‘sürgüne’ yollamaz.  El Chivo anonim varlığı, gazabı ve merhametiyle filmde tanrısal bir rol üstlenir.

Tanrılar ve Köpekler : Kabil Tanrı’dan Öç Almalıdır

Kamerayı Amores Perros’tan Fehér isten’e çevirdiğimizde, sahibi tarafından terk edilen, sokaklarda köpek toplayıcılarından kaçan, dövüştürülüp türdeşlerini öldürmeye zorlanan ve sonunda barınağa düşen bir köpeğin ‘insanî’ duygularının ortaya çıkışına tanık olunuyor. Efendi insanlar tarafından acı ve işkenceye maruz kalan Hagen’in benzeri köpekleri kendi etrafında örgütlemesi ve intikam uğruna düşmesi gelişen ve insafsızlaşan bir zihnin yansımaları. Akla muktedir insanın hıncını, sömürücülüğünü gösterirken, köpekler üzerinde kurulan efendiliği yine insana mahsus etmenlerle eleştiriyor. Filmde süregelen ırk konseptini köpekler üzerinden eleştirilmesi; hele ki Avrupa’nın son yüzyılda yaşadığı ırk savaşını da göz önüne alınca saflığı ve hıncı – tıpkı insan gibi – içinde barındırabilecek bir varlık üzerinden aktarıyor. Efendilerin içindeki nefreti şiddete dönüştürerek kölelerine de yansıtması kaçınılmaz. Fakat filmin belki de en vurucu tarafı ‘akıllanan’, insanlaşan Hagen’in örgütsel bir bütünlüğe gidip ıstırapların yukarıdan geldiğine olan haklı inancıyla “efendi insana” karşı başlattığı savaştır.  Tarih boyunca her köle efendilik mertebesindeki gücü sarsarak, itaat etmeyerek savaşı kazanamasa da varlığını anımsattı ve korku salana onun silâhıyla saldırdı. Adağını kabul etmeyen, türdeş katline itilen, sürgünde acıyı gören Kabil içinse Tanrı’dan intikam almak çok da insanî bir reaksiyon.

sivas_filmloverss

Âdemoğulları

Bahşedilen rollerden sıyrılma ve toplumda bir aykırılığa zemin hazırlayabilmesi ise yine çevre tarafından baskılanan bir taraf; ne kadar gerçek anlamıyla insanlığı yansıtacak olsa da. Sâdık Hidâyet’in Yaradılış Destanı Tanrı’nın “Kendi suretimde, Âdem adlı bir padişah yaratıp canlıların başında görevlendireceğim; böylece bütün varlıklara hükmü yürüyecek,” demesiyle insanoğlunun yazgısı yazılır; hükmetmek ise erkeğin talihi olarak ve erkek ona bahşedilmiş rolden sapamaz. Adem Tanrı’dan aldığı bu görevi üstlenerek emrine verilen bütün canlıları kullanır; türün ve gücün devamlılığı içinse bu tanrısal lütfunu oğullarına aktarır. Erkek evladını eğitir, onu kendi gibi bir bireye dönüştürmekle yükümlüdür. Çocuğun erkekliğe geçişi ise elindeki gücü sahiplenebilmek ve kullanabilmekle sınanır. Sivas filminde ilkokul çocuğu Aslan’ın erkeklik meclisine kabulü ve sözü dinlenen birine dönüşmesi elindeki güçlü kangalla yakından ilişkilidir. Köpek dövüşünde isim – ve prim – yapan Sivas’ın gücü Aslan’ın erkekliğine entegredir; köpek dövüştükçe, kazandıkça Aslan’ın şanı yürür. Bu toplum tarafından o kadar kabul görülmüştür ki Aslan’ın Sivas’ı dövüştürmek istememesi ne erkekler tarafından onanır ne de filmdeki tek görünür kadın karakter olan Ayşe anlamlandırabilir. Aslan’la baş başayken, Ayşe’nin köpeğe biçilmiş kaderden bahsetmesi toplumdaki herkese zorlanmış yaşama metodunun dışına çıkılamayacağını gözler önüne seriyor. Aslan her ne kadar Sivas’ı dövüştürmemek için uğraşsa da topluma ve kendine kanıtlama yarışına tutuştuğu erkekliği insancıl tarafının önüne geçer.

Tanrısının gözbebeği, atadığı yöneticisi erkekler devletten aileye kadar içinde bulundukları her kurumda üstünlüğünü gösterme derdindeler; ve bu hikâye bin yıllardır devam ediyor. Şiddetin ve hırsın formunu kendince şekillendirerek şerefine sunulmuş kendi dışındaki her şeyiyse köleleştirmeye uğraştı, uğraşacak. Aklıyla övünedururken kendinden aşağı fakat söz anlayan, itaatkâr gördüğü köpek türü üzerinden benliğini aktarıyor; âdeta köpeğin burnundan yaşam soluğu üfleyerek kendi sûretini yaratıyor. Eğer sahip nefreti, hırsı ve şiddetle yoğrulduysa üflediği yaşamda da aynı izler ortaya çıkar ve köpek dövüşü gibi ‘ilkel’ ve vahşi bir müsabakada türdeşini boğazlamaya çalışan, bununla takdir, sevgi göreceğini bekleyen yoldan çıkmış yaratıklar savaşır. Bu yaratıklar savaşırken de sinema bize bu canlıları bu yola iteleyen ataerkil aklı yansıtır ve köpek üzerinden insanlığı, erilliği eleştirir. Köpekleri şiddetle, canavarlıkla suçlamak akıl kârı değil; ne de olsa aklı aldığı canlı insandan başkası değil.

 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi