Array ( [0] => 9 [1] => 38 [2] => 7467 [3] => 10 [4] => 832 [5] => 11 [6] => 1237 [7] => 1875 [8] => 1125 [9] => 15422 [10] => 12794 [11] => 13 [12] => 708 [13] => 7468 [14] => 14 [15] => 208 [16] => 15421 [17] => 1859 [18] => 15423 ) test Array ( [0] => 11 [1] => 1 [2] => 2692 ) test Array ( [0] => Array ( [name] => Dram [link] => http://www.filmloverss.com/kategori/turler/dram/ ) )
Tampopo
1985 - Juzo Itami
114
Japonya
Senaryo Juzo Itami
Oyuncular Tsutomu Yamazaki, Nobuko Miyamoto, Ken Watanabe, Kōji Yakusho
Büşra Şavlı
Tampopo, ekonomik, sosyal ve politik boyutlarıyla kültüre dair spesifik ögeler taşıdığı kadar, kültürlerarası bir mizah ve gerçeklik yakalamayı başaran eşsiz bir film.

Tampopo

“Ölürken film gibi bir şey görürsün derler. Birkaç saniyelik film şeridine sığdırılan koca bir hayat.”

Tampopo, bir adamın bu sözleri ile başlar ve rüzgarın estiği yöne doğru ilerler, ama ne yalnız bu adamın, ne de diğerlerinin filmi olarak kalır. Eğer hepimiz nefes alıyor, yemek yiyor, sevişiyor ve ölüyorsak, Tampopo bizim de gözlerimizi kapadığımızda göreceğimiz son film olabilir. Daha önceden oyunculuğuyla tanınan Japon yönetmen ve senarist Juzo Itami’nin ilk ‘Ramen Western’ olarak tanıtarak satirik dilini baştan gösterdiği bu unutulmaz filmi, samimiyetinden gelen etkileyiciliği ve lezzeti sayesinde, en iyi yemek filmleri, en iyi Uzak Doğu filmleri, en iyi komedi filmleri ve eminim birçoğumuzun favori film listelerinde de en başlarda yer almayı başarmış bir klasiktir.

Filme başlamadan önce, izleyeceğimizin bir film olduğunu hatırlatır bize Tampopo. Beyaz takımlı adam (Kōji Yakusho) sinemada rahatsız edilmemesi ile ilgili önerisini yapar, önü yemeklerle dolu koltuğuna oturur ve ölümünün haberini verircesine son dakikalarını izlemeye davet eder bizi. Fakat ikinci bir giriş daha vardır ve bu sefer Itami filmin bize ne ile ilgili olduğunu ve nasıl bir üslupta anlatılacağını gösterir. Bir ramen (erişte çorbası) ustası genç öğrencisine yemeğe nasıl bakması, nasıl saygı duyması ve ne gibi bir ritüelde yemesini gösterir. Ustayı izleyen adam üzerinden ‘kültür öğrenme’ aşamalarımızı bire bir hissettirerek hatırlattığı gibi hafif bıyık altından güldürürken parodiye de kayan sahne, izleyeceğimizin tam da alaycı bir dilde, insana dair bir film oldunu anlatır. Siyah beyaz başlayarak klasik bir açılış yapan, bir nevi son olarak görülebilecek üçüncü giriş ise bizi film boyunca genel olarak takip edeceğimiz karakterlere ve karşılaşacağımız diğer hikayelerin evrenine götürür. Fakat bu filmin ana karakteri yemek ve insandır en genelinde.

Kamyon şoförü Gorō (Tsutomu Yamazaki) yolunun üzerinde arkadaşı Gun (Ken Watanabe) ile uğradığı ramen lokantasında bir adamla kavgaya tutuşur ve lokantanın sahibi Tampopo (Nobuko Miyamato) da ona yardım ederek evinde ağırlar. Adamın açık sözlülükle ramenlerini beğenmediğini dile getirmesiyle, Tampopo, ölen eşinin ardından yüklendiği bu sorumluluğu layıkıyla yerine getirmek ister ve Gorō’dan ‘en iyi ramen’i yapabilmek için yaşam koçluğu yapmasını ister. İkili böylece farklı lokantaları gezer, egzersizlere başlar, ramen felsefesini anlayıp sırlarını bulmaya çalışır ve doğru ustayı bularak mükemmel ramenin yolunda ilerlerler. Tampopo erkek ramen ustaların egemenliğine rağmen, ramen yarışında kendi yerini bulmuş olur. Filmin temel hikayesi bu eksende ilerlerken, karakterlerin çevrelerinde olup bitenlere de bakma şansı yakalarız: hayatının son anlarını bizimle paylaşan beyaz takımlı adam yeme hazzını en doğal dürtülerini doruklarda yaşar; sofra adabı öğretmeye çalışan kadın ağzını şapırdatarak yemenin zevkini öğrenir; yaşlı bir kadın girdiği markette dokunmaktan zevk aldığı yemekleri gizli gizli eller; yaşlı bir adam ölümüne çıkarır yemeğin keyfini; genç bir iş adamı masadaki hiyerarşiyi yerle bir ederek gerçekten istediği yemeği sipariş eder; eşinin ölüm döşeğinde olduğunu öğrenen bir adam koşarak eve varır ve kadına zorla yaptırdığı son yemeği yası ile beraber yer. Herkes öyle ya da böyle yoluna gider, hayat devam eder ve bir sonraki yemeği düşünmeye başlarız bile.

Tampopo: Nefes Alma, Yemek Yeme, Sevişme ve Ölme Hazzı Üzerine

Itami başrole yemeği, rameni getirerek insan doğasına dair tahmin edebileceğimizden çok şey anlatmayı başarır. Her ne kadar Batı ‘fast food’ kültürü Doğu yemek ritüellerini anlamayı biraz zor kılabilecekse de birçok izleyici için, yemeğin hayatlarımızdaki öneminin ortak olduğu bir gerçek. Burada elbette hem en temel ihtiyaç olarak ele alınmalı yemek, hem de bunun daha da ötesinde, çoğu zaman bütün planlarımızı üzerine şekillendirdiğimiz, bütün dürtülerimizi üzerinden anlattığımız ve kültüre ait birçok pratiği tam da üzerinde uyguladığımız bir temel olarak görülmeli ve kabul edilmelidir. Tampopo bizi yemek yemenin ve yemeğin, doğaya dair diğer her şey gibi kutsandığı Uzak Asya’ya davet eder ve bir yandan bütünü yutarken ayrı ayrı takdir etmeyi ihmal ettiğimiz parçaların nasıl kutsandığını gösterip öte yandan kendisine de çuvaldızı batırarak yeme ritüeli dahi bulunmayan ramen üzerinden önem verdiklerimizi, din gibi kutsallaştırdıklarımızı mizahi bir dille hatırlatır. Bu kendisinin çok farkında olan film, yemeğin cinsellik, şiddet, ölümü de beraberinde getirerek insan doğasının en önemli parçası olduğunu tekrar gösterdiği gibi şu an içinde bulunduğumuz tüketim girdabını da en çarpıcı şekilde hissettirir.

‘En iyi rameni’ yapmak için çıkılan yolculuk ana plotu üzerinden hem bir ticari bir nesne hem de hayat gayesi olarak sunulan yemek, aynı zamanda bizi Uzak Doğu mutfağının incilerinden yalnızca bir tanesinin incelikleriyle de buluşturur. Yemek üzerine adanan bir hayatın karşılığı olarak ustalık kavramı ve doğu felsefesi üzerinden mükemmeli bulma yolunda bir yaşam amacı tanımı yaparken, bizi de belki hiç tatmadığımız bir lezzet için kıvrandırır Tampopo. En iyi rameni yapabilmek, sunabilmek ve takdir almak sadece Tampopo’nun değil, bizim de gayelerimizi temsil ediverir en nihayetinde. Buna paralel işlenen önemli bir yan hikaye ise bizi filmine davet eden adamınkidir. Onun yemek ile ilişkisi erotizmle iç içedir, tıpkı cinsellikle ölüm nasıl birbirini çağrıştırırsa, onun için ölüm de son kez yemeği anmak, bu sayede cinselliği de anmak demektir. Bu çok ‘abartılı’ gelebilecek plot, aslında insan doğasının en saf halini de sunar bize. Öte yandan yemek üzerinden ‘adap’ adı altında bastırdıklarımız, toplum kurallarından şaşmamak adına doğru düzgün yaşayamadığımız acı ve mutluluklar, kurduğumuz kalın duvarlar ve merdivenler arasında bulabildiğimiz küçük tatmin kırıntıları, yaşamı hissetme, ölümü kucaklama ve elbette sosyal ve ekonomik sınıflara bakış atma şansı yakalarız Itami’nin absürt ve dolayısıyla gerçeğe en yakın şekilde serpiştirdikleri sayesinde.

İnsanın yemekle arasında kurduğu aşkı gösterir Tampopo, fetişi, saplantıyı, saygıyı, mutluluğu, ölümü ve hayatın anlamını yemeğe bağlamanın hiç de zor olmadığını hatırlatır. Bunda gülünebilecek bir yan bulur bulmasına da, asıl bunu diğer aşk ilişkilerini anlatmak için bir araç olarak kullanır. Dürtülerimizi yan yana koyduğumuzda, kurduğumuz ilişkiler arasında ne kadar fark bulabiliriz? Ne cinsellik bir insanın hayatının temelinde olmalıdır der, ne de yemek. Fakat ikisini de tam ortaya koyarız ve ikisi beraber ya da değil, insan doğasına aittir ve aynı şekilde aç olunan haz duygusunu verir. Tampopo yemek ve cinselliği birçok yönden ele alır. Feminen ve maskülen etiketler yapıştırmaya meyilli yapımız gereği şekillerine, işlevlerine, dokularına göre cinsel anlam yüklediğimiz yemekler bir yanda, yeme eyleminin verdiği haz ile birleşerek artan cinsel haz öte yanda çıkar karşımıza. Neticede iki kesişen küme, ihtiyaç duyduğumuz hazzı verir bize öncelikle, doymak ve üremek modasını yitirmiş motivasyonlardır modern toplumda. Ama Itami’nin odağı pornografik bir yemek filmi yaratmak değil, yeme eylemine ve yemeğe bizim yüklediğimiz cinselliği keşfetmektir. Açıkça söylemek gerekirse filmin bu samimi tavrı, tüm parodi mizahına rağmen, sinema tarihinin en güzel ve en gerçekçi sevişme sahnelerinden birine de sahip olmasını sağlamıştır. Tam buradan bağlamak yanlış olmaz sanıyorum ki Tampopo aynı zamanda en çok acıktıran filmlerden de biri. Seyirci, hem izlediğinin bir film olduğunun hem de dürtülerinin bilincinde, film de olabildiğince samimi iken bir illüzyon yaratmaktan çok gerçekten duyuları stimüle edebilmeyi başarır. Yakın planlarla sunulan yemekler ve alınan hazzın sunumu izlerken benzer hislere gark eder bizleri de. Belki tadamadığımız ramenin mükemmelliğini anlayamasak da, deri altına girmeyi de aşarak sinir sistemine etki eden bu seyir deneyimi, duyuların neredeyse bütününe ulaşarak – tat ve kokunun yanı sıra doku temsilinin de avuçlarda iz bıraktığını belirtmek gerek – sinemanın ve görsel temsillerin insan fizyolojisindeki etkileri için de önemli bir nitelik taşımakta bana kalırsa.

Tampopo: Toz Tutmayacak Bir Başyapıt

Itami sadece anlattıklarıyla değil, gösteriş stili ile de Tampopo’yu özel kılar. Klasik anlatının doğrusallığını, zaman zaman neden sonuç ilişkisini göz ardı ederek, odağı kaydırarak ve döngüselliği öne çıkararak kıran film, türleri birleştirmesi, farklı metinlere göndermeleri ile zenginleştirdiği parodi kullanımı ve film olduğunu devamlı hatırlatarak duvarı yıkan farkındalığı ile de postmodern bir duruş sergiler. Karakterler, hikayeler, zamanlar ve yerler iç içe geçer ve bir yerden sonra bir bütünün aynı şekilde değerli parçaları olduklarını hatırlatırlar. Bu bütünün bağı ise yemektir, bu sayede seyirci de zaman mekan fark etmeksizin bir parçası olur filmin. Her ne kadar ağırlık verdiği bir ana plotu ve bir yan plotu olsa da, herhangi birini anlam olarak en öne çıkarma gayretinde bulunmaktan ziyade özellikle çevreye itileni merkeze katarak güçlenen Tampopo, her minik ayrıntının bir araya gelişindeki ahenkten doğar, tıpkı mükemmel ramenin içindeki tüm malzemelere olan zorunlu bağlılığı gibi. Farklı hikayelerin buluşması ise tıpkı Roy Andersson: Yaşayanlar Üçlemesi’nde bahsettiğimiz gibi hayatın akışındaki rastgelelikten, insan doğasının ortaklıklarından, benzer kültürel kısıtlamalardan ve evrensel varoluş sancılarından beslenir ve ilk bakışta ayrı ayrı algılanan hikayeler de bu çok farklı gözüken iki kültür arasındaki köprüye benzer şekilde bir araya geliverirler sadece.

Tampopo aynı zamanda bir yol filmidir de. Ramen Spagetthi olarak tanımlanan filmde ilk olarak kovboy şapkası ile yakalanan alaycı dil, devamında da zeki bir mizah anlayışı ile sürdürülür. Klasik bir western filmin olan bar kavgası burada ramen dükkanı kavgasına dönüşürken, burada ortaya çıkan ezeli düşmanlığın homoerotik bir ayrılık acısı ile sonlandırılması ise tür parodisinin en hakiki örneklerinden biri olabilir. Fakat Tampopo’yu yol filmi yapan hayatının dönüm noktasına dönüşen bir kesişmenin ardından yeni hayatına başlayan Tampopo ile yalnız bir kovboy gibi yoluna geri koyulan Gorō değildir elbette. Hayatı gözlerinin önünden şerit gibi geçen adam, ilk kez anne memesinden emdiği sütle hayata gözlerini açan bebek ve yaşamlarına, ölümlerine bir göz kırpma şansı yaptığımız herkesin yolculuğudur bu. Belki daha önce yemeğin bir yolculuk olduğunu düşünmemiş olabilirsiniz, fakat Tampopo tam da buna davet eder sizi. Bir yemek biter, diğeri başlar.

Belki hiç denemeyen seyircisinin bile bir kase ramen için salya akıtmasını sağlayan Tampopo, ekonomik, sosyal ve politik boyutlarıyla kültüre dair spesifik ögeler taşıdığı kadar, yarattığı evrensel üslubuyla da insana dair dilsiz ve yurtsuz bir anlatı yaratıp kültürlerarası bir mizah ve gerçeklik yakalamayı başaran eşsiz bir film.



MAİLİNİZ VAR
Sinema dünyasından son haberlere herkesten önce
ulaşmak için mail listemize üye olabilirsiniz.
Üye Ol