Kırk bin dokuma işçisi kadın, hep bir ağızdan hak istedi… Tamı tamına 129 kadın, kilitlendikleri fabrikada yakılarak katledildi. Yıllardan 1857… Kadınların, yeni yeni doğrularak hak arama mücadelesine girdikleri, “KADIN DA İNSANDIR”, ÇİÇEK DE SENİN BABANDIR! dedikleri yıllar.. Üstelik kafa tuttukları koskocaman Amerikan kodamanlar.

129 kadın! Öldüler ve güneşe gömüldüler! Onların ardından on binlerce kadın, hatta o güne kadar tek başına sokağa çıkamamış pek çok kadın, sokaklara döküldüler. Ölen kız kardeşleri için çığlıklarını, sıkılmış yumruklarını yükselttiler. II. Enternasyonel, 8 Mart’ı “Dünya Kadınlar Günü”; III. Enternasyonel ise, ölen kadınların işçi kadınlar olması nedeniyle,“Dünya EMEKÇİ Kadınlar Günü” olarak ilan etti. Hayatı için emek veren kadınlar, her yıl artan bir kitle ve BİLİNÇLE anılmaya başlandı ve sonra olanlar oldu!

Yıllar yıllı “emekçi” olan kadınlar, sıfatsız “kadınlar”a, oradan da indirimler eşliğinde “alışveriş kadınları”na doğru hızlıca evrilmeye zorlandılar.

“Dünya Kadınlar Günü” mü? Gerçek, sahiden bu mu? Peki niye 8 Mart’ın anlamı değiştiriliyor?

Kadının, sadece süs objesi, alışveriş delisi, çocuk doğuran, evde oturan, dırdırı dilinde, eli belinde, teni ipek, sevdiği için gözü pek tanımına uyan, EMEKÇİ olanı değil, KADIN olanıydı. Kadın çalışamazdı! Çalışsa da onunki iş sayılamazdı! Kazandığı para, asla bir erkeğinki kadar edemezdi! Erkek kadar terlemez; on kadın, bir erkeğin tırnağı bile etmezdi! Emekçi mi, yooo asla! Kadın üretim yoksunu, tüketim sarhoşu rolünden çıkmamalıydı. Bu yüzden 8 Mart, kadına giydirilen elbiseye uygun olarak, sadece “kadın”lara adanmalıydı.

Hatta bu ülkede kadın, kadın bile olamazdı. Sade “bayan”! Bayanlıkla yetinmeli, haddini bilmeli, erkeğin açtığı yolda, gösterdiği ülküde, hiç durmadan yürümeli, yürürken de tek kelam laf eylemeliydi. Karnındaki sıpayı, sırtındaki sopayı eksik eylemeyen erine hizmette kusur etmeyerek; gerektiğinde dayağa, açlığa, aşağılanmaya göğüs gererek; sokakta hanımefendiliği, mutfakta aşçılığı, yatakta orospuluğu sürdürmeli… Tabi ki hep gülmeli! Bir erkek, güler yüzlü bir kadın ister! Ve ERK’in pohpohladığı, cengaver bir ERKek, kadın hiç hastalanmasın, hiç paraya ihtiyaç duymasın, doğursun ama vücudu bozulmasın, dayak yesin ama morarmasın, anlasın ama anlatmasın ister! Ah bu sonu gelmez istekler!

Seks, tabii ki bir erkek için en büyük ihtiyaç. Kadın, hemen o bacaklarını aç! Kaç! Başka erkek gördün mü hemen kaç! Çünkü bir kadın, ancak kaçarak kurtarır namusunu,  haysiyetini, şerefini.. CANINI!!! Tecavüz mü? Giyme o eteği, açma o memeleri.. Ürkütürsün kargaları, tahrik edersin o zavallı dallamaları! Gerçi burkayla bile tahrik olacak ama sen suçlanırsın! Gerçekten de suçlu sensin! Çünkü NEFES ALIYORSUN!

İzlemedin mi o güzelim kadın filmlerini; Soraya’yı Taşladılar yok yere, Gönül Yarası’nda Dünya’yı öldürdüler boş yere… Piano filminde Ada’nın aşkı için kesilen parmağı, Precious’un öz babasından olan çocuğu, Siyah Kuğu’daki Nina’nın hırsı, Jin’in özgürlük için dağlara çıkması.. hepsi bizim hikayemiz. Biz, birbirimize aslında çok benzeriz. Bunu artık lütfen, bütün kadınlar biliniz!

Anla artık seni koruyan yok! Gerçekten çok kork! Gidecek hiçbir yerin bile yok! Biliyorum. Ama bir yolu var! Tüm kadınlar, ezilen, horlanan, evinde, işinde çalışan tüm EMEKÇİ kadınlar, gözünüzün gördüğü, dilinizin döndüğü, gücünün yettiği kadar kadınlara, yani kız kardeşlerine, güç verecek, destek olacak ve Asiye de ancak böyle kurtulacak!

Dünya Emekçi Kadınlar Gününüz kutlu olsun benim biricik kız kardeşlerim…

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi