“O, iyi bir çocuk; direksiyon başında ise bir şeytan..” Yapmaması gereken bir işte son derece yetenekli olan bir çocuğun aksiyon dolu hikayesi Tam Gaz, izleyicisini uzun zamandır yaşayamadığı türden bir maceranın içine atıyor. Tam Gaz, yirmi yılı aşkın süredir bu projeyi tasarlayan Edgar Wright’ın aynı zamanda yazar ve yönetmen koltuğuna ilk kez tek başına oturduğu filmi olma özelliğini de taşıyor. Direksiyonda müziğin oturduğu bir araba takip filmi olan film, son zamanlarda izlediğiniz en iyi aksiyon gişe filmi olmak için geliyor. Dünya prömiyerini Mart ayında South by Southwest Film Festivali’nde yapan film, özellikle araba kovalama sahnelerinde Walter Hill’in Edgar Wright’ın beğenisini kazanmayı başarmış 1978 yapımı Sürücü (The Driver) filminden esintiler taşıyor. Buna ek olarak, Walter Hill’in rüzgarlarını, filmde yaptığı seslendirme ile gerçekleştirdiği cameo performansıyla da hissediyoruz. Film, Edgar Wright’ın 2003 yılında Mint Royale grubuna ait Blue Song şarkısı için çektiği video klibe benzer bir şekilde, bu kez The Jon Spencer’ın Bellbottoms şarkısı eşliğinde başlıyor ve kamera daima Baby (Ansel Elgort) ile kalarak seyirci için başrolün kim olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Geçirdiği kaza sonucu kulağında daima varlığını sürdüren çınlamayı bastırmak için sürekli  müzik dinleyen Baby, her ne kadar kötülük ile bu kadar iç içe olsa da, hikayede yer alan küçük noktaların yardımı ile gerçekten kötü tarafta olmadığını izleyicisine kabul ettiriyor. Yıllar önce işlediği bir suçtan ötürü Atlanta’nın soğukkanlı, mafya babası Doc (Kevin Spacey)’e olan borcunu ödemek için bu işlere bulaşmış bebek suratlı kötü çocuk Baby’nin en büyük hayali ise ait olmadığı bu dünyadan kurtulup, parasının yetmeyeceği bir arabayla, olmayan planının peşinden Batı’ya doğru bir yolculuğa çıkmak. Kevin Spacey (Doc), Jamie Foxx (Bats), Jon Hamm (Buddy) ve Eliza Gonzalez (Darling)’in performansları ile yan oyunculuklar, müthiş bir ritim duygusuna sahip filmin en başarılı noktalarından bir tanesi. Tam Gaz: "Hiç suçlu olmadan suçun içinde olamazsın." Görüntü yönetmenliğini Satellite ödüllü Bill Pope’un üstlendiği  aksiyon filmlerinin La La Land’i olarak görebileceğimiz Tam Gaz, müziği kendisine uydurmaya çalışmaktansa, kendisini müziğin ritmine bırakan bir film. Müziğin başladığı ve Baby ile yalnız kaldığımız o ilk anda filmin müthiş ritmini damarlarımızın atışında hissetmeye başlıyoruz ve bu his filmin sonuna kadar bizleri hiç terk etmiyor. Başından sonuna kadar hız kesmeyen ve seyircisinin dikkatini avcunun içerisinde tutmayı başaran film, ritim ve koreografinin etkisini, kendi çıkarları doğrultusunda kullanırken, bu iki önemli faktörün etkisi altında bir video klibe dönüşüp ezilmekten kaçmayı başarıyor. Uzun zamandır izlediğimiz en iyi aksiyon gişe filmi olmaya aday film, türünün başarılı örneklerine Baby’nin kirli işlerden kaçarken Goodfellas (Sıkı Dostlar) isimli bir pizzacıda çalışmaya başlaması ve üzerinde Goodfellas yazılı bir tişört giymesi gibi içerdiği küçük ve şık göndermelerle selam gönderiyor. Bu gibi küçük ancak dikkatten kaçmayan detaylarla film izleyicisinin dikkatinin dağılmasına izin vermemeyi garantiliyor. 1 saat 53 dakika boyunca sıkılmadan izlediğimiz film, heyecanlı araba kovalama sahnelerine ek olarak, sahnelerin akışını kullandığı hızlı montaj stili ile destekleyerek nefes nefese birinden kaçıyormuşuz gibi ensemize yapışarak bizlere gerçek kovalama sahnelerinin heyecanını yaşatıyor, izleyicisine bir kez daha farklı olduğunu hatırlatıyor. Başarılı diyaloglarla süslü film, sadece başrolünün hikayesine dalıp içerisinde kaybolmaktansa, yan karakterlerinin hikayelerine de hafiften de olsa dokunmayı ihmal etmiyor. Örneğin, Kevin Spacey’nin renkli oyunculuğuyla hayat…

Yazar Puanı

Puan - 85%

85%

Direksiyonda müziğin oturduğu bir araba takip filmi olan  Tam Gaz, son zamanlarda izlediğiniz en iyi aksiyon gişe filmi olmak için geliyor.

Kullanıcı Puanları: 4.26 ( 4 votes)
85

“O, iyi bir çocuk; direksiyon başında ise bir şeytan..” Yapmaması gereken bir işte son derece yetenekli olan bir çocuğun aksiyon dolu hikayesi Tam Gaz, izleyicisini uzun zamandır yaşayamadığı türden bir maceranın içine atıyor. Tam Gaz, yirmi yılı aşkın süredir bu projeyi tasarlayan Edgar Wright’ın aynı zamanda yazar ve yönetmen koltuğuna ilk kez tek başına oturduğu filmi olma özelliğini de taşıyor. Direksiyonda müziğin oturduğu bir araba takip filmi olan film, son zamanlarda izlediğiniz en iyi aksiyon gişe filmi olmak için geliyor.

Dünya prömiyerini Mart ayında South by Southwest Film Festivali’nde yapan film, özellikle araba kovalama sahnelerinde Walter Hill’in Edgar Wright’ın beğenisini kazanmayı başarmış 1978 yapımı Sürücü (The Driver) filminden esintiler taşıyor. Buna ek olarak, Walter Hill’in rüzgarlarını, filmde yaptığı seslendirme ile gerçekleştirdiği cameo performansıyla da hissediyoruz. Film, Edgar Wright’ın 2003 yılında Mint Royale grubuna ait Blue Song şarkısı için çektiği video klibe benzer bir şekilde, bu kez The Jon Spencer’ın Bellbottoms şarkısı eşliğinde başlıyor ve kamera daima Baby (Ansel Elgort) ile kalarak seyirci için başrolün kim olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Geçirdiği kaza sonucu kulağında daima varlığını sürdüren çınlamayı bastırmak için sürekli  müzik dinleyen Baby, her ne kadar kötülük ile bu kadar iç içe olsa da, hikayede yer alan küçük noktaların yardımı ile gerçekten kötü tarafta olmadığını izleyicisine kabul ettiriyor. Yıllar önce işlediği bir suçtan ötürü Atlanta’nın soğukkanlı, mafya babası Doc (Kevin Spacey)’e olan borcunu ödemek için bu işlere bulaşmış bebek suratlı kötü çocuk Baby’nin en büyük hayali ise ait olmadığı bu dünyadan kurtulup, parasının yetmeyeceği bir arabayla, olmayan planının peşinden Batı’ya doğru bir yolculuğa çıkmak. Kevin Spacey (Doc), Jamie Foxx (Bats), Jon Hamm (Buddy) ve Eliza Gonzalez (Darling)’in performansları ile yan oyunculuklar, müthiş bir ritim duygusuna sahip filmin en başarılı noktalarından bir tanesi.

Tam Gaz: “Hiç suçlu olmadan suçun içinde olamazsın.”

Görüntü yönetmenliğini Satellite ödüllü Bill Pope’un üstlendiği  aksiyon filmlerinin La La Land’i olarak görebileceğimiz Tam Gaz, müziği kendisine uydurmaya çalışmaktansa, kendisini müziğin ritmine bırakan bir film. Müziğin başladığı ve Baby ile yalnız kaldığımız o ilk anda filmin müthiş ritmini damarlarımızın atışında hissetmeye başlıyoruz ve bu his filmin sonuna kadar bizleri hiç terk etmiyor. Başından sonuna kadar hız kesmeyen ve seyircisinin dikkatini avcunun içerisinde tutmayı başaran film, ritim ve koreografinin etkisini, kendi çıkarları doğrultusunda kullanırken, bu iki önemli faktörün etkisi altında bir video klibe dönüşüp ezilmekten kaçmayı başarıyor. Uzun zamandır izlediğimiz en iyi aksiyon gişe filmi olmaya aday film, türünün başarılı örneklerine Baby’nin kirli işlerden kaçarken Goodfellas (Sıkı Dostlar) isimli bir pizzacıda çalışmaya başlaması ve üzerinde Goodfellas yazılı bir tişört giymesi gibi içerdiği küçük ve şık göndermelerle selam gönderiyor. Bu gibi küçük ancak dikkatten kaçmayan detaylarla film izleyicisinin dikkatinin dağılmasına izin vermemeyi garantiliyor. 1 saat 53 dakika boyunca sıkılmadan izlediğimiz film, heyecanlı araba kovalama sahnelerine ek olarak, sahnelerin akışını kullandığı hızlı montaj stili ile destekleyerek nefes nefese birinden kaçıyormuşuz gibi ensemize yapışarak bizlere gerçek kovalama sahnelerinin heyecanını yaşatıyor, izleyicisine bir kez daha farklı olduğunu hatırlatıyor. Başarılı diyaloglarla süslü film, sadece başrolünün hikayesine dalıp içerisinde kaybolmaktansa, yan karakterlerinin hikayelerine de hafiften de olsa dokunmayı ihmal etmiyor. Örneğin, Kevin Spacey’nin renkli oyunculuğuyla hayat bulan donuk ve soğukkanlı Doc, Atlanta’lı bir mafya ve her şeyden çok güvendiği tek bir kişi var, bütün modlarına uygun farklı farklı müzik çalarlara sahip olan, dünyayı havalı güneş gözlüklerinin ardından dinlediği müziğin ritmine uydurarak çok konuşmadan izleyen, Baby. Baby ise küçükken geçirdiği bir araba kazasından dolayı tinnus isimli bir hastalık sebebiyle kulağında duyduğu daimi çınlamayı müzik ile bastıran çok iyi bir şoför. Baby ile ilgili atlanmaması gereken noktalardan bir tanesi ise direksiyon başında yarattığı mucizelerin benzininin dinlediği müzikler olması. Dinlediği müziklerin ritmi ile planını kuran Baby, bazen de kendi ritmini, yarattığı karışık kasetlerle yine kendisi yaratmayı tercih ediyor. Yan rolleriyle gücüne güç katan filmde Eliza Gonzalez’in canlandırdığı büyük yuvarlak küpeleri, çiğnediği sakızı ve kendisi için işlenen cinayetlere susamış Darling ve Jon Hamm’in canlandırdığı eski Wall Street’li yeni suçlu, sinirlendiğinde uzak durmak isteyeceğiniz Buddy karakterleri dikkat çekmeyi başarıyor. Jamie Foxx’un başarılı performansıyla insanları okuyabilme gibi özellikler eklenerek derinlik kazanıp hayat bulan, her fırsatta yaptıkları işi kendilerinden çalınanı geri almak olarak adlandıran Bats ise dikkat çeken yan rollerin başında geliyor.

Baby ile ilgili bilinmesi gereken önemli noktalardan bir diğeri ise yumuşacık bir kalbe sahip olduğu gerçeği. Baby’nin bastırılmış arzuları ve iyi kalpli tarafını yansıtmak için ise devreye koruyucu babası Joe (CJ Jones) ile olan ilişkisine ek olarak, hiçbir şeyden haberi olmayan, masum, zamanında annesinin çalıştığı restoranda çalışan Deborah (Lily James) giriyor elbette. Neredeyse bütün yan rollerin kendisine has ayırıcı öne çıkarıcı noktaları ve geçmiş hikayelerine yer verilirken ne yazık ki aynı durum Deborah için geçerli olamıyor. Zaten Deborah ile ilgili olan şarkılar çok azken, neredeyse tüm şarkılar Baby hakkında.  Tam Gaz’ın, sinematografisi, senaryosu, hikayeyi ele alma ve işleme biçimiyle oldukça tatmin edici bir film olduğu bir gerçek ancak, izleyici ne yazık ki başrolümüz bebek suratlı kötü çocuk Baby’nin kalbini çalan ve hayatını değiştiren bu farklı kız ile hiçbir zaman tam anlamıyla tanışma şansını yakalayamıyor. Hatta Deborah’ı gördüğümüz sahneler çoğunlukla Baby ile aralarında kurmak istenilen Bonnie ve Clyde ilişkisine hizmet etmek için var. Annesini kaybeden Baby’nin bu boşluğu birlikte doldurmayı hedeflediği Deborah her ne kadar başrolümüz için oldukça büyük bir önem taşısa da, bizler için sıcak bir yaz akşamının hafif bir esintisi gibi, beklenen ancak kalıcı olamayan türden. Bütün film takıntılı ve hafif deli, ancak ilişkisine oldukça bağlı başrolümüzle birlikte onunla yola çıkıp müzik eşliğinde her şeyden uzaklaşma hayalleri kurduğumuz, ancak film bittiğinde aklımızda çok da yer etmediğini fark ettiğimiz bir karakter. Film her ne kadar sonlarına doğru bir distopya olma yolunda ilerleyerek bizleri endişelendirse de, Edgar Wright yaşattığı son ile kalbimizi kırmıyor. Filmin bu tavrı, bir gişe filmi olarak Hollywood kurallarını görmezden gelmediğini düşündürüyor, aksiyon ve suçla dolu filmi fazlaca romantikleştiriyor. Yine de, filmin sonunda emin olduğumuz tek şey, sinirlenen kişi Buddy olduğunda kaçmamız gerekiyorsa eğer, Baby olduğunda kesinlikle kaçmamız gerektiği.

Tam Gaz, müziğin ve ritmin gücünü kanatlarının altına almış oldukça başarılı bir aksiyon filmi. Edgar Wright’ın yıllarca tasarladığı bu fikrin izleyiciyle buluşması geçen yıllara değecek türden bir deneyim ve Tam Gaz, etkisi altında aldığı izleyicisinin uzunca bir süre mırıldanacağı bir film.

 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi