Array ( [0] => 9 [1] => 38 [2] => 7467 [3] => 10 [4] => 832 [5] => 11 [6] => 1237 [7] => 1875 [8] => 1125 [9] => 15422 [10] => 12794 [11] => 13 [12] => 708 [13] => 7468 [14] => 14 [15] => 208 [16] => 15421 [17] => 1859 [18] => 15423 ) test Array ( [0] => 14 [1] => 2692 [2] => 9698 ) test Array ( [0] => Array ( [name] => Romantik [link] => http://www.filmloverss.com/kategori/turler/romantik/ ) )
Aşk
Szerelem
1971 - Károly Makk
88
Macaristan
Senaryo Péter Bacsó, Tibor Déry
Oyuncular Lili Darvas, Mari Töröcsik, Iván Darvas

Szerelem

1950’ler Avrupa Sineması’nın göz bebeği Macar Sineması için birçok açıdan dönüm noktası olmuştu. Karoly Makk özellikle Liliomfi (1954) ve Ház a sziklák alatt (1959) filmleriyle Macar Sineması’ndaki kimliksel dönüşümün gerçekleştiği rönesansın önemli isimlerinden biri oldu. Dönemin yönetmenleri güçlü dramatik yapılarının altında siyasi rejimlerine yaptıkları göndermelerle propaganda sinemasına daha derinlikli yeni bir soluk getirmişlerdi. Makk’in 1971 yılının tüm çetrefilli dönemi ışığında, sansüre direnerek çektiği Szerelem’i diğer filmlerden ayırıp bir adım öne çıkaran unsur ise, yönetmenin teknik ve sanatsal yeteneklerini başarıyla harmanlayarak söylemek istediğini cesurca dile getirmesiydi.

Szerelem, 50li yıllar Budapeşte’sinde soğuk, ıslak bir bahara götürüyor bizi. Matyas Rakosi baskısı altında hapis cezası, idam edilme gibi çok ağır siyasi yaptırımların olduğu döneme tekabül eden film, Janos (Ivan Darvas) adında siyasi bir mahkûmun genç ve güzel karısı Luca (Mari Törocsik) ile hasta ve yatalak annesi (Lili Darvas) arasındaki derin bağlardan besleniyor.

Kocasının siyasi hükümlü olması, toplumun onu dışlamasına yol açıyor ki bu, toplum olarak bizim de aşina olduğumuz bir durum. Seyircinin Luca’yla ilk özdeşleşmesi öğretmenlik mesleğinden uzaklaştırılması ve evinden olmasıyla gerçekleşiyor. Luca, kocasının nerede, hatta hayatta mı değil mi bilmediği bu zor günleri tek başına omuzlamak zorunda kaldığı gibi kocasının yatalak annesiyle de ilgilenir. Ruhlarını neşelendirmek ve kasveti dağıtmak için her fırsatta çiçeğini, kurabiyesini, hediyelerini alır ve zaten başka bir savaşta bir diğer oğlunu kaybeden yaşlı kadını sevgisiyle sarar sarmalar. Bu sevginin elbette varoluşçuluğa indirgenebilecek kapasiteleri vardır, yaşanan gelgitler sevgi ve sevgisizlik arasında bir döngü oluşturur. Bu da iki kadın arasında çok yoğun ama iki ayrı uç noktada süregelen doğal bir dengesizlik belirtisidir.

İki kadın bir araya geldiklerinde hep Janos’la ilgili anılarından konuşurlar. Luca, yaşlı kadının ölmek için oğlunu beklediğini anlayınca kocasının ağzından mektuplar yazarak geçiştirir bu dönemi. Bu bağlamda mektupların film içinde ayrı bir taşlama özelliği de var. Mektuplara göre Janos, ölümün eşiğindeki annesini göremeyecek kadar Hollywood’un esiri olmuş, büyük Amerika için film yapmaktadır ve kraliçenin de izleyeceği filmi tamamen bitirmeden kesinlikle eve dönemez. Burada Sovyet güdümlü baskıcı iktidarın kurmaca da olsa Amerikanvari bir sömürüye evrilmesi hikâyeye ironik bir pencere açıyor.

Yaşlı kadının değişken ruh haline paralel olarak inanmak istediği ile inanmadığı anlar oğlunun karısıyla arasındaki ilişkinin de çetrefilli geçmesine yol açıyor. Hayat ile ölüm arasındaki ince çizgide yaşlı kadının tek korkusu oğlunu göremeden ölmekken, içinde bulundukları dönemin ağır yükünü omuzlarında taşıyan Luca’yla en önemli bağ ortak anılarıdır…

İki kadının bu anılardan güç alıyor olması hatta bir bakıma o anıların bombardımanına maruz kalıyor olmaları, hafıza-kurgu arasında orijinal bir ilişki kuruyor. Zihinlerinde canlanan, geçmişle ilgili rastgele görüntüler filmin ekranında da kullanılan biçim açısından (bir yanılsama tadında hızla kesilen görüntülerle flashback -geri dönüş- kurgusu) seyirciyi de hikâyeye dâhil edecek türden farklı bir içgörü deneyimi yaşatıyor.

Aynı kurgu kadının ve adamın buluşmasında da yineleniyor ve bir başka boyut daha karşımıza çıkıyor. Yaşlı kadın üzerinden yapılan hafıza-kurgu bağlantısı toplumun geçirmiş olduğu dönüşümü tasvir etmek için kullanılırken çiftin karşılaşmalarında kullanılan aynı teknik karakterlerin içsel dönüşümünü yansıtıyor. Janos ve Luca’nın sarılmalarındaki naif keder, geçmişlerinde birbirlerine karşı hissettikleri tutkuyla birlikte hızla ekrana yansıyor. Bu Macaristan’ın sert geçen devrim sürecinde toplumu öncesi/sonrası şeklinde ayırmamıza olanak sağladığı gibi filme adını veren “sevgi” kavramının da anlamını yüceltiyor. Aslında tüm bu zor günlerin bireysel olarak da toplumsal olarak da tek bir destekçisi var, sevgi (Szerelem)… Luca-Janos arasında da, yaşlı kadınla Luca arasında da hatta Janos’la devlet arasında bile en önemli etken sevgi. Dönem dönem sevgisizliğe evrilen kavram, karakterler arasındaki çatışmanın da ta kendisi diyebilirim. Sosyalist düzenin zorla empoze etmeye çalıştığı tüm o soğuk ve bireysellikten soyutlandıkları dünyaya inat taşıdıkları sevgi, onları var eden güç aynı zamanda… Dramatik hikâyeyle paralel olarak işlenen siyasi boyut, Macar Devrimi’nin başarısını da sevgiye olan inanca bağlıyor. Makk, totaliter rejimin getirisini, götürüsünü ve bu rejime maruz kalan muhalif bireyleri aynı anda realist ve şiirsel bir duygu yoğunluğuyla ele alıyor.

1956 ayaklanmalarının etkisini sürdürdüğü dönemde siyasi bir tutuklu olan Tibor Dery’nin romanını yazarla birlikte beyazperdeye uyarlayan isim Peter Bacso, hikâyenin ardındaki rahatsız edici gerçekliği o kadar iyi kotarıyor ki filmle bağ kurmanız kaçınılmaz oluyor bir noktadan sonra. Lili Darvas’ın ve Mari Törocsik’in inandırıcı ve natürmort performansları karakterlerle empati kurmamız ve dönemin psikolojisine bürünebilmemiz açısından oldukça önemli bir detay. Szerelem’in sinematografisi ve düzenlemesi ise oldukça kişisel bir tarza sahip. Siyah-beyaz ilerleyen film dramatik yapısındaki kasvet potansiyelini kurgusundaki dinamizmle sembolik bir şekilde aşıyor. Bireyler arası ve bireyin devletle ilişkisi üzerine bulunduğu söylemler, Szerelem’i bütünüyle harika bir film yapmaya yetiyor. Filmin, hali hazırda Macar Sineması içerisinde değerlendirildiğinde ülkenin siyasi portresini çizmesi açısından önemli bir yeri varken; 1971 yılında Cannes Film Festivali’nde gösterilip Jüri Özel Ödülü’nü alması da filmin değerini katlıyor.

Biri ölür üzülmezsiniz, sonra sandalyeye asılı hırkasını görürsünüz, o hırkanın duruşu kalbinize oturur. 

                            –Nuri Bilge Ceylan

Özetle Szerelem, bu cümlenin uzun metraj filmi gibi… Lirizmin, felsefenin ve siyasetin kolay kolay bir araya gelemeyen o büyüleyici etkisinin tadını çıkarın.

İyi Seyirler…

 



MAİLİNİZ VAR
Sinema dünyasından son haberlere herkesten önce
ulaşmak için mail listemize üye olabilirsiniz.
Üye Ol