“Medeniyetimizde hayal gücünün en temel kökeni olan rüyalar sürekli olarak engellenmiş ve yerini sözde bilimsel akılcı sistemimizi öncüleyen absürditeye bırakmıştır.”

– Jan Švankmajer

Sıradışı animasyon teknikleri ve filmlerindeki karanlık atmosferiyle tanıdığımız Jan Švankmajer, zamanın Çekoslovakya’sının Prag’ında doğmuş ve geçtiğimiz hafta 81 yaşına girmiştir. Bu şehrin Kafkaesk havası ile ilham kaynağı olan Poe edebiyatını, sürrealist yönetmen Luis Buñuel’in dokunuşlarıyla harmanlayıp sonrasında Tim Burton ve Terry Gilliam gibi yönetmenleri de etkilemiştir.

svankmajer-filmloverss

8 yaşındayken kendisine hediye edilen kukla tiyatrosunun yarattığı etki, onu Prag Performans Sanatları Akademisi’nde Kukla Bölümüne kadar sürükler ve filmlerinde de gündelik eşyalara – hatta neredeyse cansız her şeye – hayal gücünün ötesinde bir stop motion yeteneğiyle hareket kazandırıp hayat vermeye başlar. Canlı ve cansız arasında sonradan kurulan ayrıma bir nevi karşı çıkarcasına bütünlük yaratmayı hedefleyen Švankmajer, bağlamsallığı merkezine alarak insan ve çevresini birbirinden farksız kılar filmlerinde. Filmlerini felsefe tabanıyla öne çıkaran, görsel olarak zengin ve teknik olarak da yenilikçi bir duruşa sahip yönetmen, tuhaf ve grotesk sayılabilecek atmosferler içinde toplum ve medeniyete dair eleştirel söylemlerde bulunur. Belli bir politik, stilistik tavıra veya bir okula ya da düşünceye bağımlı kalmadan, zamanının toplum yapısını farklı uçlardaki kötü yanlarıyla eleştirir. Kullandığı kuklalar, bebekler, kil yapılar ve endüstri öncesi oyuncaklar onun kapitalist kitle üretimine – her boyutuyla – karşı çıktığının bir göstergesiyken, toplumunu en derinden etkileyen komünist baskı rejimini ve Çekoslovak politikalarını da kışkırtacak sembolleri kullanmaktan kaçınmamıştır. Öyle ki, yaptığı filmlerde sansüre saygı duymadığı gerekçesi ile otoriteler onu 1972’de yedi sene film yapmaktan alıkoyar. Bağlı olduğu sürrealistlerin de genel olarak yaptığı gibi, absürt ve şiddet dolu dünyayı; cinsellik, rüyalar, korkular hatta yaratıcılığın geldiği nokta üzerinden provokatif ve mizah dolu bir tavırla  eleştirir.

Švankmajer’in animasyon tekniği ise kendi başına konuşur. Günümüzde dahi en eski animasyon tekniklerini kullanmaktan vazgeçmez ve her seferinde hayatımızın içine daha çok dahil olan görsel efektlerin gerçek hissettirmeyişinden bahseder. Onun yaratmaya çalıştığı bir illüzyon dünyası değildir, Disney çizgilerinin yarattığı gibi. Aksine tüm yaşamımız haline getirdiğimiz gündelik eşyalara, en gerçekçi haliyle hayat katıp, onları daha çok fark etmemizi sağlar. Bunu yaparken de yine kendi yaratısının şovunu yapmaz ve izleyicinin kendi bireysel yaratıcılığına, tekrardan gün yüzüne çıkabilmesi için seslenir. Çocukken olduğu gibi düş kuramamamız, hatta artık çocukların bile kendi başlarına hayal kuramamalarından sıkılan Švankmajer, sanatın bile tüketim ürünü haline geldiği bugün bizi yeniden rüya görmeye davet etmeye çalışır. Ama didaktik bir tavırdan ziyade, bunu, herkesin kendi doğru ve yanlışlarının toplum tarafından nasıl belirlendiği ve bir döngü halinde toplumu nasıl etkilediği üzerine örnekler sunarak yapar.

1964’te kısa film yapmaya başlayan Švankmajer, diyalogları minimum tutarak veya hiç yer vermeyerek anlatımı imgelerin yapmasına, objelerin kendi adına konuşmasına izin verir. Uluslararası tanınırlığı 1982 yılında yaptığı kısa metrajlı filmi Dimension of Dialogue ile başlayan yönetmen, insana ise ancak 80’lerden sonra filmlerinde baş rol vermeye başlar. 1988’de Alice ile girdiği uzun metraj yolunda animasyon ve canlı aksiyonu bir arada kullanmaya başlar ve bahsettiğimiz ayrımı yıkmak için uğraşır. Kullandığı gelenek dışı müzikler ve nesnelere hareket kattığı gibi ses de kazandırması ise yine başlı başına büyük bir önem taşır sinematik dil bakımından. Bu yazıda yönetmenin özünü belki de en direkt veren ve çok etkili olan kısa filmlerine yer veremeyecek olsam da ana akım ve gerçekçi uzun metrajlı film anlayışının çok ötesindeki filmlerinden kısaca bahsedeceğim. Anlatmak; onun yaptıklarının hissiyatını asla veremeyeceği için siz yine de vakit buldukça Švankmajer’in kendi eliyle kazıyıp çıkardığı tüm şaheserlere bakın, kendisi artık şaheser kavramına inanmasa da. Kafkaesk atmosferin de ötesinde ‘dönüşüm’ü daha çok hissedeceğimiz son filmi HMYZ – Insects için ise  2018 yılına kadar beklememiz gerekecek.

1 2 3 4 5 6 7
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi