Bu yıl yapılacak olan İstanbul Film Festivali’nde “Türk Klasikleri Yeniden” kuşağında restore edilmiş kopyasıyla yeniden izleme imkânı bulacağımız Sürü, şüphesiz Türkiye sinemasının en önemli filmleri arasında yer almakta. Yılmaz Güney’in senaryosunu cezaevindeyken yazdığı, en yakın dostlarından Zeki Ökten’in yönettiği bu film, Güney’in sinemacı kişiliğinin ağırlığını taşır. Toplumsal gerçekçiliğin en yakıcı örneklerinden biri olan Sürü, günün koşullarına uyum sağlayamamış bir aşiretin trajik çözülme sürecini anlatır. Bununla birlikte yetmişli yıllar Türkiye’sinin eleştirel bir sunumunu yapar. Giderek politikleşen sinemasında Yılmaz Güney, yaşadığı toprakların çarpık yanlarını filmlerine olanca çıplaklığıyla yansıtan muhalif bir sinemacıdır. Bu tavrı sebebiyle filmleri uzun yıllar yasaklanmış, gösterimleri engellenmiştir. Sürü de bu tavrın bir ürünü olarak yasaklılar listesinde uzun yıllar kalmıştır.

Genel hatlarıyla Sürü’ye baktığımızda yaşanılan dönemin koşullarına uyum sağlayamamanın getirdiği yükle baş edemeyen eski görkeminden uzak bir aşiretin, Veysikanlar’ın günbegün çözülme süreci dönemin koşulları içinde anlatılır. Doğu Anadolu’nun ücra yamaçlarında küçükbaş hayvancılık yaparak geçinmeye çalışan bu geniş aile, artık bu işten geçimlerini sağlayacak parayı kazanamamaktadır. Üretim ilişkileri değişmiş, tarımda makineleşme ücra yerlere kadar varmıştır. Dik yamaçlardaki meralar bile sürülmektedir artık. Bu durum ailenin otlak bulmasını zorlaştırır, alanlarını giderek daraltmaktadır. Göçerlik bitmek üzeredir. Kapitalist üretim ilişkilerindeki değişimler ve modernite, feodal yaşam geleneğini sürdürmeye çabalayan aileyi mülksüzleştirmektedir. Durum, hikâyenin akışı içinde grafik görsellikle dile getirilir, traktör tarlayı sürmekteyken sürülerini önüne katan aile ters yöne gitmektedir. Bu grafik karşıtlık, ortadaki çelişkinin görsel ifadesi olur. Yaşanan çelişki onları çare aramaya iter, son çare sürüyü hayvan tüccarlarına değerinin altına da olsa satmaktır. Sürü metaforu kendini burada hissettirir, aşiret sürüyü satmak için çıkacağı yolda dağılacaktır.

Çağın koşullarına ayak uyduramama sadece ekonomik boyutuyla kalmaz, aile içi ilişkiler ve değer yargılarının ilkelliğinde de görülür. Oldukça inatçı ve bağnaz bir kişiliği olan aşiret reisi Hamo Ağa, kan davası nedeniyle düşman oldukları Halilan aşiretinin uzlaşı çağrılarına kulak asmaz. Öyle ki Halilanlar, kızları Berivan’ı kan davasının bitmesi için Veysikanlardan Şivan’a gelin olarak vermiştir. Fakat bu bile düşmanlığın bitmesine yetmemiştir. Berivan, doğumdan sonra ölen üç çocuğun ölümünden sorumlu tutulur. Hamo Ağa, Berivan’ın çocukları bilerek öldürdüğünü düşünür. Ona göre Berivan, ailenin içindeki nifaktır, başa gelen tüm uğursuzlukların sorumlusudur. Berivan ise bu suçlamalara karşı kendini savunamaz, son çocuğunun ölümünden sonra lal olmuştur. Aile içinde onu bir tek kocası Şivan savunur. Şivan, Berivan’ı büyük bir aşkla sever, bu sebeple onu babası Hamo’ya karşı ağır bedeller pahasına korur. Berivan’ın hastalığına bir çare aramaktadır, onu şehre doktora götürüp tedavi ettirmek niyetindedir. Şivan’la Hamo arasındaki uzlaşmazlık bunun ötesine, değer yargılarına değin uzanır. Daha uzlaşmacı ve ılımlı bir kişiliği olan Şivan, feodal değer aktarımına karşı direnir. O, barışı ve daha insancıl bir hayatı savunur, bu sebeple aşiretten, diğer deyişle sürüden ayrılmak ister. Fakat çıkarları gereği Hamo buna karşı çıkar.  Şivan değişimin potansiyelini bünyesinde barındıran aydınlık bir kişidir. Berivan’la birlikte aşiret içinde kafesteki kuş misalidirler, Berivan’ın kafesteki kekliklerine kesmeler yapan kamera ikiliyi simgeleştirir.

Sürü-1

Bir Yolculuğun ve Bir Dağılmanın Öyküsü

Filmin düğüm bölümünü oluşturan uzun tren yolculuğu karamsarlığın hâkim olduğu bir Türkiye panoramasına dönüşür. Her biri meta niteliği taşıyan koyunlar, tüccara satılmak üzere Ankara’ya götürülecektir. Aile bu sebeple yük vagonları kiralar. Artık kurtlar ve kuzular yan yanadır. Yolculuk boyunca sürünün başına türlü talihsizlikler gelir. Ökten&Güney ikilisi, bürokrasiden toplumun tüm kesimlere yayılan bir eleştiriye girişir. Rüşvetçi, açgözlü demir yolu memurları karşılıksız iş yapmadığı gibi böcek ilacı taşınmış vagonlara kasıtlı şekilde koyunları yükletir. Bu hayvanların bir bölümünü yolda telef olmasına sebep olacaktır. Makinistler, kendilerine sunulan rüşveti beğenmedikleri için ani frenle koyunların yaralanmasına sebep olur. Hamo Ağa, durumu “eşkıyanın artık düze indiği” şeklinde yorumlar. İnsan insanın kurdu olmuştur artık. Hırsızlar, sara hastası Abuzer’in krizinden istifade ederek koyunları çalar ve oracıkta keser. Katarlarda seks işçiliği yapan kadın, toy Sülo’nun cebinden paralarını çekiverir. Sülo ki, o paraları farkında olmadan yaptığı tarihi eser kaçakçılığından elde etmiştir, üstüne değerinin çok altında simsara sattığı için kandırılmıştır. Trende bundan başka ufak tefek hırsızlıklar olmaktadır. Siyasi mahkûmlar başka cezaevlerine nakledilmektedir. Sazıyla türkü söyleyen mahkûm belli ki devrimcidir, suçunu “türkü söylemek” olarak açıklar. Bu plan izleyende farklı çağrışımlar yapmakla birlikte bana en çok bir başka sürgün olan Ahmet Kaya’nın “Adı Bahtiyar” şarkısını hatırlattı. Bir başka vagonda ise yöreden bir dengbej (yerel müzisyen), hikâyelerini anlattığı uzun havalar söylemektedir. Kamera, yolculuk boyunca kaydırmalar yaparak yer yer belge görüntülere yer verir. Yöre insanı özgün haliyle kadraja taşınarak izleyicinin seyrine sunulur. Zorlu yolculuğun sonunda tren yavaş yavaş Ankara içlerine ilerler. Kayaş-Mamak gecekondularından başkentin görkemli binalarına plan plan yetmişli yıllar Ankara’sı görülür.

Sırtında Berivan’ı taşıyan Şivan askerlikte öğrendiği Ankara Marşı’nı mırıldanır, umutlarını başkente taşımıştır. Berivan tedavi olacak, kendisi iş bulacak ve yeni bir hayata başlayacaklardır. Ancak hayat Ankara’da da yeterince zor ve acımasızdır. Koyunları güç bela hayvan pazarına getirirler ancak çıkarından başka bir şey düşünmeyen tüccar, zarar ettiği gerekçesiyle hayvanları bir hafta sonra alır. Bu, ailenin daha da zarar etmesi demektir. Tüm olan biteni Berivan’ın uğursuzluğuna bağlayan Hamo, Şivan’a söz verdiği parayı vermez. Devlet hastanelerinin kalabalığından sıra bulamayan Şivan, Berivan’ı özel doktora götürür ancak Berivan doktordan utanır, tedaviyi kabul etmez. Doktorun ezbere yazdığı ilaçlar durumunu daha kötüleştirir ve acıya daha fazla dayanamaz. Berivan’ın ölümü Şivan’ın da ölümü demektir bir yönüyle, o güne dek atası Hamo’ya isyan etmeyen Şivan’ın öfkesi bedeninden taşarak bir cinnete dönüşür. Berivan’a kötü söz söyleyen tüccarın adamını oracıkta boğuverir, linç edilmekten onu polis kurtarır. Vicdanıyla yüzleşmekten uzak Hamo, Berivan’ın ölüsüne de sahip çıkmaz. Ailesine bir telgraf yazarak gelmelerini söyler. Ölü bedeni çalıştığı inşaatta barındırmak istemeyen yakınları, onu yerde sürükleyerek başından atmak ister. İnsanların acıyan yanlarını ve içine düştükleri çaresizliği sınırları zorlayarak anlatan Güney’in sinemacılığı burada da kendini gösterir; yerde sürüklenen Berivan’ın cesedi irkilten bir etki yaratır. Bu, tam bir trajedidir. Güney’in toplumsal gerçekçi filmleri karamsar bir bakışa sahiptir, aydınlık bir aralık bırakmaz. Sürü, bu tavrı devam ettiren bir filmdir.

Sülo’nun da onu terk etmesiyle Ankara sokaklarında bir başına kalan Hamo, biçare koşturur lakin etrafta onu anlayan kimse yoktur. İlkelliğin ve cehaletin timsali feodal artığı Hamo, ailesini bir arada tutamamış, övündüğü Veysikanlar sürü misali dağılıp yok olmuştur.

Sürü, Yılmaz Güney’in sinemasında önemli bir duraktır, Türkiye’yi terk etmeden önce çekilmiş son filmlerindendir. Kürtçenin ve Türkiye Kürtlerinin belirgin şekilde yer aldığı bir film olarak dönemin koşulları içinde oldukça cesur bir girişimdir. Güney’i iyi tanıyan dostlarından yönetmen Ökten, filmde başta sona belge görüntülere yer vererek halka daha yakından nüfuz eder. Bu tavır şüphesiz Güney sinemasını tanımaktan kaynaklanır. Bunun yanı sıra bağlamına oturtulamamış Marksist temelli sınıf eleştirisi, Güney’in dünya görüşünü ve o dönem yaşanılan aktüel gerçekliği filme aktarma kaygısını taşır. Fakat didaktik bir retorik olmaktan öteye geçmeyen bu aktarım, filmin dokusuna temas etmeyen bir halde kalır.

Türkiye sinemasının bu önemli filmini restore edilmiş haliyle yeniden izleme imkanı bulmak, şüphesiz önemli bir kazanım olacaktır.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi