*Bu yazıda filmin geneliyle ilgili sürpriz bozanlar yer almaktadır. Filmi izledikten sonra okumanız tavsiye edilir.

1943 yapımı Şüphenin Gölgesi usta yönetmen Hitchcock’un, en sevdiği filmi olarak değerlendirdiği özel bir filmdir. Sıra dışı bir dayı-yeğen hikayesi son derece sıradan bir “amerikan ailesinin” içerisinde anlatılır. Psikolojik gerilim türündeki filmde Hitchcock kullandığı bazı yeni metotlarla da filme farklı okumalar sağlar.

Hikaye Dayı Charlie’nin kız kardeşi Emma’yı ve onun ailesini ziyarete gelmesiyle başlar. En sevdiği yeğeni, aynı zamanda adaşı Charlie –Charlotte’un kısaltılmış halidir – de bu ziyarete en sevinenlerden biridir. Fakat New York’tan çıkıp ansızın, geri gelerek hayatlarına giren bu “yabancının” sakladığı sırlar vardır.

Hitchcock, aile ilişkileri üzerine tasarladığı bu gerilim hikayesini ciddi bir matematik üzerine oturtmuştur. Hikayede anlatılmak istenen birçok şey alenen izleyiciye sunulmaz ve tıpkı bir puzzle parçaları gibi seyircinin bunları birleştirmesi beklenir. Giderek gerilimin ritmini artıran sahneler kadın düşmanlığından otorite yoksunu erkek imgesine ve sıra dışı bir abla-kardeş, dayı-yeğen ilişkisine kadar farklı anlamları bir arada barındırır.

ShadowofaDoubt-2

Yeğen Charlie’nin dayısına karşı beslediği sevgi, bir dayıya hissedilenden ziyade bir aşığa duyulan tutku ve hayranlığı çağrıştırır. Aralarındaki özel bağı hemen hemen her sahnede hissederiz. Charlie’nin dayısını davet etmek için telgraf çekmeye gittiği aynı gün Dayı Charlie’nin geleceğini müjdelediği telgrafı alması basit bir tesadüften fazlasını ima eder. Bu sahnede izleyici aralarında neredeyse telepatik bir bağ olduğuna inanmak ister. Joseph Cotten’ın canlandırdığı yakışıklı ve karizmatik Dayı Charlie aynı zamanda sempatik ve ailesini değerli hediyelere boğan düşünceli bir adamdır. Kardeşi Emma için bir kürk, onun kocası Joseph için bir kol saati gibi pahalı hediyeler getirirken en özel olanını sevgili yeğeni Charlie’ye saklar: Zümrüt taşlı pahalı bir yüzük…

Bu yüzük aynı zamanda Hitchcock’un hikayelerinde sıkça karşılaştığımız ve hikayenin kurgusunu üzerine yaptığı nesne anlamına gelen McGuffin’i temsil eder. McGuffin çeşitli kaynaklarda şu şekilde ifade edilir: “İzleyicinin dikkatini çeken ya da hikayeyi sürükleyen bir araç ya da hikaye bileşenidir.” Ama basit anlamıyla McGuffin filmin içerisindeki hem her şeydir, hem de hiçbir şey. Bu nesneyi neredeyse tüm Hitchcock filmlerinde yakalamak mümkündür. Bu bazen bir para olur, bazen gizemli bir çanta bazen de bu filmde olduğu gibi basit bir yüzük.

Shadow

Bu noktadan sonra hikaye yüzük nereye giderse, kime geçerse onun ekseni etrafında odaklanmaya başlar. Yüzükle birlikte Hitchcock şüphenin kapılarını aralamıştır. Yüzüğün iç kısmına kazınmış olan “T.S.’den B.M’ye” hikayenin sonunu anlamamız için önümüze konan en büyük işaret göstergesidir.

Aynı zamanda filmin 2 sayısı üzerine kurgulandığı da çıkarımlar arasındadır. İlginç bir matematikle yaklaştığınız da filmde 2 Charlie, 2 dedektif, 2 şüpheli, Till Two (2’ye kadar) Barı, Charlie’nin içtiği 2 duble brandy gibi örnekler sadece birkaçıdır. Bu ikiliği de Hitchcock’un yaratmasının sebebi iyi ile kötünün iç içeliğine yorumlanır. Aydınlık ve karanlık gibi zıtlıkların sıra dışı uyumu. Böyle baktığımızda ise iki Charlie’nin bu zıtlıkları temsil ettiğini anlamak çok da zor olmaz.

Kullanılan kamera tekniğine gelirsek, özel sekanslarla vermek istediği mesajları anlamak zor olmayacaktır. Bu filme dair kendi adıma üç özel sahne üzerine konuşmak istiyorum. Biri Dayı Charlie’nin bindiği trenin gara giriş sahnesi. Aile, dayının gelişini heyecanla beklerken kara dumanlarla aile üyelerinin arasından geçerek gelen tren tehlikenin vücut bulmuş halidir. Bir diğer sahne yine Dayı Charlie’nin yemek masasında zengin dul kadınlar hakkında söyledikleri sırasında kameranın bakış açısıdır. Bu bakış tıpkı Amerikan suç filmlerinde sıkça karşılaştığımız karakol çekimlerindeki yan ve ön profilden çekilen dosya fotoğraflarını anımsatır. Özellikle Charlie’nin suçlu olduğu bir konu hakkında konuşurken neden bu planda çekim yapıldığını anlamak zor değil. Üçüncü ve son sahne ise Yeğen Charlie’nin kütüphanede gazetede okuduğu haber ve olayları çözdükten sonra arkasından uzaklaşan kamera olur. Charlie artık gerçekleri bildiği için eski Charlie değildir ve bu değişim kütüphanenin içinde ışık ve gölgelendirme ile beraber harika bir şekilde yansıtılır.

Sofa

Tabii ki anlatılacaklar tüm bunlarla sınırlı değil. Yeğen Charlie’nin babası Joseph’ın aile içerisindeki iktidarsız konumu, Emma’nın “kadın olduğu” için kırılgan ve zayıf yapısı gibi konuşulacak bir yığın detay bulabiliriz.

Sıradan Amerikan aile yapısından az önce bahsetmiştim. Hitchcock bunu yapılması gereken bir anket sahnesiyle ısrarla gözümüze sokar. Baba evde yokken çalışırken gelen devlet görevlileri, Emma’nın ısrarla kek yaptığı sırada fotoğraflanmak istemesi ve mutlu bir aile tablosu çizme çabaları da filmde öne çıkarılan sahnelerden biridir. Burada alt okumalarla İkinci Dünya Savaşı geri planına ulaşmak mümkün. Amerika’nın Avrupa’daki karışıklığa ve yaklaşan tehlikeye kayıtsız kalması ileride çok daha ciddi yıkımlara sebep olacağı gibi Newton ailesinin de Dayı Charlie’nin kirli geçmişini görmezden gelmesi aynı kapıya çıkacaktır.

Kısacası film hem yönetmenin hem de oyuncuların kariyerleri boyunca favori filmleri olmasının kesinlikle hakkını veriyor. Son derece başarılı olay örgüsü, Hitchcock dehasını en iyi yansıtan filmlerinden biridir. Bu arada bir ipucu verelim, Nisan ayında ülkemizde gösterime girecek olan merakla beklenen Park chan-Wook filmi olan Stoker hangi filmden esinlenmiş dersiniz? Hikaye annesiyle yaşayan genç India’yı ziyarete gelen amcası Charlie (Uncle Charlie) ile olan sıra dışı ilişkilerini anlatıyor. Sanırım sinemada Hitchcock esintileri asla bitmeyecek. Ünlü yönetmenin yıllar önce açtığı kapıdan ilerleyen, birçok isimle hala daha karşılaşmak mümkün.

Keyifli Seyirler…

***Geçtiğimiz hafta #BumerangDeneyimGünleri kapsamında Kadıköy’de Sinematek’te düzenlenen etkinlikte, bu haftaki yazı dizimizden habersiz ve bağımsız olarak Hitchcock sineması ve Şüphenin Gölgesi filmi üzerine bir film analizi atölyesine katıldım. Barış Saydam tarafından yapılan sunum keyifli ve oldukça verimli geçti. Bu yazımda da hem bu atölyede konuşulanlardan, hem de Hitchcock filmleri arasında Sapık’tan sonra en beğendiğim Hitchcock filmine dair önceki düşüncelerimden oluşan detaylı bir analiz hazırladım.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi