Superman: Man of Steel

Superman: Man of Steel

Başlangıç filmlerine ekstra bir ilgim olduğunu söylemeliyim. Dark Knight efsanesinin başlangıcı Batman Begins’ten itibaren, sırasıyla Maymunlar Cehennemi’ne alternatif bir başlangıç sunan Rise of the Planet of the Apes, benzer şekilde X-men için çekilen X-Men: First Class bu yeni dalganın bana göre başarılı örnekleri oldular. Bir başlangıç filmi olması ve projede Nolan’ın bulunması sebebiyle Superman: Man of Steel’e karşı da heyecanlı bir bekleyişim vardı. 

2006 yılında Superman beyazperdeye döndüğünde ne yazık ki benim de içinde bulunduğum birçok sinemasever memnun kalmamıştı. Ancak, Batman efsanesinin yeninden canlanmasını ve tüm dünyada çok daha fazla hayranı olmasını sağlayan Nolan, bu konuda bir numara olduğunu Man of Steel ile adeta bir kez daha kanıtlıyor. Müziklerinden tutun, en ince detayına kadar – her ne kadar yönetmen koltuğunda Snyder otursa da – film buram buram Nolan kokuyor. Sadece birkaç filmini seyretmiş bir sinemaseverin dahi kolayca “Bir Nolan filmi” diyebileceği kadar da karakteristik.

Superman-Filmloverss-3

Superman’in Dünya’ya nasıl geldiğini ve bu süreçten sonra ergenlik çağında ne gibi sorunlarla karşılaştığını anlatarak başlayan hikaye Kripton’u kurtarmak isteyen General Zod ile Klark Cent’in savaşını konu alıyor. Superman Returns’de eksik olan tüm açıkların kapatıldığı Man of Steel heyecan verici epik bir hikaye sunuyor. Öyle ki filmin ikinci yarısında aksiyon neredeyse hiç düşmüyor. Aynı zamanda dini göndermelerin de çok sayıda olduğu filmin en dikkat çekici sahnelerinden bir tanesi de yine Tanrı’nın sorgulandığı, Kent’in Dünya’yı kurtarma sürecinde karar vermek için rahibe sığınma sahnesi. Aslında filmin sahnelerinden bahsetmeye başladığımız zaman açılış sekansından başlayıp, son sahnesine kadar birçok farklı detaydan bahsedebiliriz. Öyle ki filmin açılış sekansı başlı başına ayrı bir hikaye oluşturuyor. Bir kısa film olabilecek kadar anlamlı aynı zamanda uzun metraj bir filme tek başına konu olabilecek kadar da etkileyici bir sahneyle açılıyor film. Kapanış sekansı ise başlı başına bir resital. Adeta tüm Nolan filmlerinden bir kolaj sunuyor da diyebiliriz.

Görsel bir şölen sunan, Superman’e eski popüleritesini kazandırabilecek bir başlangıç filmi olan Man of Steel’in bir aşk hikayesi uğruna kendini tekrar etmesini ne yazık ki anlamış değilim. Bir süper kahramanın özel güçleri dolayısıyla hep kazanması, hiç beklenmedik anlarda beklenmedik yerlerden çıkmasını bir şekilde anlamlandırabiliyorum ancak Daily Planet yazarı Lois Lane’in uzay gemisine çağrılacak kadar senaryonun içine dahil edilmesi abes.

Superman-Filmloverss-2.jpg-r_640_600-b_1_D6D6D6-f_jpg-q_x-xxyxx

DC’nin en bilindik kahramanı Superman’i kimin oynadığı ve karakteri nasıl canlandırdığı da tabii ki en önemli konulardan bir tanesi. Bu konuda yakışıklılığıyla bir adım önde başlayan Henry Cavill ilk başta Superman’den daha çok Wolverine’e benzese de rolünün hakkını fazlasıyla veriyor. 

Superman karakterine olan mesafeli duruşumu yıkan bir film oldu Man of Steel. Birçok klişeye yenik düşmesine rağmen son zamanlarda süper kahramanlara acıma ve kendimizi onlardan biri gibi hissetme alışkanlığını devam ettiren film beklentileri fazlasıyla karşılamaya yetiyor. En azından keyifli bir 145 dakika geçireceğinizi söyleyebilirim. Ancak, yine de söylemeden edemeyeceğim IMAX’de izlemek bir keyif ama 3 boyutla birleşince böylesine uzun filmlerde yoruyor. 

2 Yorum

  1. Burbur 18/06/2013 at 19:26 - Reply

    Merak ettim bak. Güzel yazı, tebriks.

Yorum yazın