Gecekondu denildiğinde akla ilk gelen filmlerden olan Sultan, yarattığı sıcak mahalle atmosferiyle Yeşilçam klasiklerinden biri olmuştur. Dört çocuklu bekar anne Sultan’dan Orhan Gencebay hayranı bıçkın minibüs şoförü Kemal’e, Çarli ve Melek’ten Kavanoz Nuri’sine, bakkal Bahtiyar Efendi’den mahallenin bekçisi Kolombo’ya, Adile Naşit’in hayat verdiği mahallenin Hatice Abla’sından paragöz muhtara neredeyse her karakterinin unutulmaz birer fenomen haline geldiği yapım, bugünden geriye bakıldığında halen tebessüm ettirir. Bu tebessümün altında sadece nostalji değil filmin kendi gücünü de bulmak mümkündür. Yaptığı toplumsal içerikli hicivlerle Yeşilçam’a uzun yıllar emek vermiş yönetmen Kartal Tibet, Sultan’da tecrübesini ortaya koyarken metnin sosyal yönünün gücünü senaristi Yavuz Turgul’a borçludur. İyi bir gözlemci ve yazar olan Turgul, sadece popüler bir Yeşilçam filmine imza atmamış, aynı zamanda gecekondu yaşamından arabeske, konut sorunundan iskana bir dönemin toplumunun ekrana taşınmasına aracı olmuştur. Bu zengin sosyal içerik, güldürü unsurunu da arkasına alarak duygusunu izleyicisine geçirebilmiş, bugün bile andığımız unutulmaz bir klasik haline gelmiştir.

Filmin konusuna girmeden önce gecekondu olgusundan bahsetmekte fayda var. Türkiye’de gecekondulaşmanın kökenleri 2. Dünya Savaşı ertesine kadar uzanmaktadır. Modernleşmeyi ulusal bir proje olarak önüne koyan Türkiye, bu büyük hamleyi planlı kentleşme üzerinden yapmak istemiştir. Ancak sanayileşme ve planlı kentleşme süreci iç göçle orantısız şekilde gelişmiş, tarımsal üretimi bırakarak kentlere yığılan büyük nüfus dalgaları plansız ve çarpık kentleşmenin önünü açmıştır. Bu yığılmanın bir sonucu olarak kentsel alanların modernleşmesi aksi istikamette gelişerek bir taşralaşmaya dönüşmüştür. Kendi özgün kültürel formları kaybeden kentler, yeni ara formlarla daha kimliksiz ya da diğer bir tabirle çok kimlikli bir yapıya dönüşmüştür. “Toplumsal değişimin modernleşmeci mantığının kırılmasıyla beraber kırsal alanın yaşam biçimleri, çoğu zaman tüm yönleriyle etkisini kentlerde göstermiştir. Böylece feodal yapılı kentleşme biçimi ortaya çıkmıştır” (Yıldız, 2008: 18). Göçle gelen feodal örüntü kırdaki devamlılığını kentsel alanlar içinde sürdürmeye devam etmiş, kentsel hayata eklemlenerek onun bir parçası olmuştur. Gecekonduculuk, giderek kendine has bir kültür yaratmış, kentlerin çeperinde farklı kültür adacıkları biçiminde şekillenerek varlığını sürdürmüştür.

Gecekondunun ve etrafında örülen kültürün önemli bir bileşeni ise arabesktir. Bir kitle kültürü ürünü olan arabeskin farklı tanımlarını yapmak mümkündür. Belirgin olan ilk özelliği toplumsal sınıflaşmanın alt katmanlarında daha yoğun karşılık bulmasıdır. Kaderciliği daha yoğun yaşayan alt sınıflar için arabesk, bir dışavurum aracı olmuştur. “Aşktan öte acıyı, özgürlükten öte baskılanmayı, nedensel yaşam pratiklerinden öte kadere yönelir” (Yıldız, 2008: 144). Özellikle sınıfsal bilinçten yoksun lümpen kitleler üzerinde daha etkin oluşuyla avam bir nitelik taşır. Bunun yanı sıra Murat Belge’nin belirttiği üzere Türkiye’de sınıfların kültürünün netleşmemiş oluşu, mekânsal ölçekte zengin/yoksul mahalle sınırlarının net olmayışı arabeski daha geçişken kılmıştır (Belge, 1985: 24). Orta sınıflarda ve hatta popüler kültürün etkisiyle üst sınıflarda da karşılık bulmuştur. Bu formun sinemadaki karşılığı olan arabesk filmler, nitelik olarak bu kültürün biçimsel özelliklerini taşır. Arabesk film, mantık ve akıldan çok duyguların ön planda olduğu ve olayların daha çok kahramanların karakterlerinde şekil bulduğu, çoğu zaman mitsel özelliklere varan anlatı biçimleridir (Yıldız, 2008: 143). Özellikle yetmişli ve seksenli yıllar, yaşanan iç göç olgusuyla beraber arabesk film furyasının giderek yaygınlık kazandığı dönemlere tekabül eder. Kitle kültürüne has oluşu sebebiyle tüketimci toplum alışkınlarının bir parçası olarak arabesk filmler, kültür endüstrisinin kar etmeye dönük ticari metaları olmuşlardır. Kent içinde biçimlenmiş olmasına rağmen Çağlar Keyder’e göre arabesk, “sahte bir kentliliği ifade eder. Yani aynı zamanda ‘kentsiz kentleşmenin’ ürünüdür” (Keyder’den akt. Yıldız, 2008: 145).

İç içe geçmiş iki olgu olan gecekondu ve arabeskten bahsettikten sonra her ikisini bünyesinde harmanlamış bir film olan Sultan’dan bahsedebiliriz.

sultan-filmloverss

Sultan: Bir Yaşam Biçimi Olarak Gecekondu

Sultan, dört çocuğuyla derme çatma bir gecekonduda yaşam mücadelesi veren bekâr bir kadındır. Çocuklarını büyütmeye çalışırken bir taraftan yoksullukla mücadele eder. Sarıyer’in eteklerinde ikinci boğaz köprüsünün yapılacağı güzergâhta yaşamaktadır. Filmdeki kilit nokta buradadır, arsa rantiyecilerinin önceden haberini aldığı köprü inşaatı iştahlarını kabartmıştır. Bu yüzden tapusuz gecekonduların bulunduğu bölgeyi gizlice satın alırlar. Geriye civarda yaşayan insanların durumdan haberdar olmadan tahliyesi kalmıştır. Bunu da el altından yapmak isterler. Buldukları çözüm mahalleliyi oraya getiren yerel işbirlikçi, paragöz muhtarla işbirliği yapmaktır. Parça parça evleri satın alıp insanların örgütlenmesine müsaade etmeden gizlice hareket ederler. Nitekim planlarında başarılı olurlar, ta ki Sultan ve komşuları durumu anlayana kadar.

Gecekondu temasının bütün hikâyeye yayıldığı bir filmdir Sultan. Dönemin popüler kültürünün etkilerini de arkasına alarak kanlı canlı bir mahalle atmosferi sunar. Yaşanılan mekân ve yaşayan insan unsuru birbirine gerçekçi biçimde eklemlenir. Gecekonduculuk iyisiyle kötüsüyle, yoksulluğu ve yoksunluğuyla ekrandadır. Mahalleli birbirini tanıyan insanlardan oluşur, komşuluk ilişkileri canlıdır. Hepsi şehre yakın zamanda göç etmiş, yoksul, sınıf bilinci olmayan işçi aileleridir. Şehrin çeperinde yaşayıp, merkezine çalışmaya giderler. Merkezle olan ilişkileri çalışma aracılığıyla olur, gündelik yaşam ve sosyal ilişkiler mahalle içinde yaşanır. Kendi içine kapalı bir toplumsallık söz konusudur. Mahalle o tarihlerde henüz planlama aşamasında olan ikinci boğaz köprüsü güzergâhında yer alır, tapusuz gecekondularla örülüdür. Bu sebeple altyapı eksikliği göze çarpar; asfalt yol yoktur, su ihtiyacı çeşmelerden karşılanır. Düzensiz kentleşme, sanayileşmenin yetersizliği ve buna bağlı istihdam sorununun bir tezahürü olarak mahalle, İstanbul’un merkezini kuşatan pek çok gecekondu semtinden biridir. Varlığı bir bütün olarak bahsettiğimiz sosyo-ekonomik süreçlerle nedensellik ilişkisi içindedir. Yetmişli yılların politik atmosferi detaylara sızan bir arka plan unsurudur; duvarlarda “köprüye hayır” sloganları, devrimci politik afişler görülür. Köprü inşaatına karşı belirli bir yerel muhalefetin olduğu anlaşılır. Mahalle sakini fabrika işçisi Çarli, grev sebebiyle maaşını eksik almaktadır. Zam vermeyen patrona karşı sendika direnişi örgütler. İşçi sendikalarının etkili olduğu bir dönemdir. Bunlar, 12 Eylül arefesinde iç kaynaşmanın hüküm sürdüğü Türkiye görünümleridir, mahallelinin hayatının geri planını oluşturur.

sultan-filmloverss

Arabesk ve gecekondu arasındaki yakın bağ hemen göze çarpar. Minibüste, kahvehanede dönemin popüler müziği arabesk çalar, semt sinemasında Ferdi Tayfur’un arabesk filmi Derbeder izlenir. Minibüs ve duvar afişlerinde Orhan Gencebay (Orhan Baba) vardır, şarkı sözleri dillerdedir. Kemal, Sultan’a olan aşkını onun sözleriyle dillendirir. Hayatın kendisi arabesktir mahalleli için, yoksulluğun, ifade bulamayan duyguların, yaşanan acı, keder ve kaderciliğin özetidir. Televizyonla gelen yabancı diziler kitleler içinde oldukça popüler olmuştur, yetmişli yılların meşhur Amerikan dizileri Çarli’nin Melekleri, Komiser Columbo mahalleliye lakap olur; Çarli Kemal ve eşi Melek, Bekçi Kolombo başı çeker. Reklamlarda görülen ürünler özellikle çocuklar üzerinde etkisini göstermiştir, kadınlar aralarında “fakir semtlerde reklamların yasaklanmasından” söz ederler. Aşk, Yeşilçam’ın olmazsa olmazıdır, bir yerden mutlaka çıkar. Sultan, geçim derdinden aşkı unutmuşçasına yaşar, çapkınlıkta sınır tanımayan Kemal hiç ummadığı yerden aşka vurulur. Babasına, içinde yaşadığı bütün o eril değerlere karşı koyar ve aşkını sahiplenir, konforu bir kenara itip sevdiği kadınla yeni bir hayata başlar. Muhtar ve işbirliği yaptığı rantiyeciler amaçlarına ulaşmışlardır, sinsice girdikleri mahalleyi usul usul ele geçirirler. Sultan, kendi elleriyle yaptığı gecekondusunu yine kendi elleriyle yıkar. Ama hayat bir başka yerde, şehrin bir başka çeperinde yeniden kurulacaktır. Çünkü gecekondu “bir tercih değil, zorunlu bir ihtiyaçtır” (Yıldız, 2008: 117).

Sultan, yaptığı şeyi gayet iyi yapmıştır, seyircinin samimiyetle kucakladığı sıcacık bir mahalle filmidir. Karakterler, izleyicinin bağrına basılır. Her ne kadar mizahı önceleyen popüler bir Yeşilçam draması olsa da bunun dışına taşar. Oldukça güçlü arka planı toplumsal, ekonomik ve politik çıkarımlar yapmaya elverişlidir. Gecekondu üzerinden kentsel sürgüne, arsa rantiyeciliğine, toplumun hallice bir kısmının yaşadığı yaşam biçimine değinir.

Kaynakça:

Mehmet Yıldız. (2008). Gecekondu Sineması. Hayalet Kitap: İstanbul.

Murat Belge. (1985). Arabesk Dosyası (Murat Belge ile Söyleşi). Gelişim Sinema Dergisi, Sayı 4.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi