Suicide Squad, özellikle çizgi-romanseverlerin uzun zamandır heyecanla beklediği bir yapımdı. Bu bekleyişe değdi mi tartışmaya açık olsa da, filmi izleyenlerin sinemada keyifli dakikalar geçireceğine kesin gözüyle bakabilirsiniz. Film yüksek temposu, zengin kadrosu ve tam seyirlik hikayesiyle keyifli bir seyir vadediyor. Filmin ilk aldığı kötü geri dönüşler, gözünüzü korkutmasın, film çok da kötü sayılmaz. Ama filmden beklentileri çok da yüksek tutmamak lazım.

Filmin aşil tendonu, birbirinin ardına gelen birkaç sahne aradındaki kopukluklar. Tıpkı Batman v Superman’deki gibi, oldukça kalabalık unsurları bünyesinde barındıran bir yapımla karşı karşıyayız . Bu durum Batman v Superman’dekinden daha iyi idare edilmiş olsa da ara sıra neler olup bittiğini yakalamakta zorlanıyoruz. Geçişler, hikayenin tamamı belli bir zaman aralığına sığsın diye feda edilmiş durumda. Bu kopukluk sadece sahneler arasındaki olay akışları için geçerli değil, filmin atmosferi sahneden sahneye dramatik bir şekilde değişiyor. Bahsettiğimiz değişim 3 saniye arayla karanlık, gergin ve ağır fon müzikli bir sahneden, R&B ritimlerini duymamızla renkli ve neşeli bir atmosfere geçilmesi boyutlarında. Oldukça ani bu değişimlerin arasında filmin bizi içine çekme oranında da hafif düşüşler yaşanıyor. Bu durum hiç de şaşırtıcı değil çünkü söylentiler Suicide Squad’ın daha karanlık ve daha hafif iki ayrı versiyonunun, ekonomik kaygılarla karıştırıldığına işaret ediyor. Bu yüzden de filmi olabileceğinden kötü kılanın Warner Bros.’un piyasa kaygılı fevri kararları olduğunu söylemek çok da hatalı olmaz. Batman v Superman’e dair pek çok eleştiri içerisinden en çok “karanlık bir film olmuş”un kale alınmış olması DC adına büyük bir talihsizlik olmuş. Keza filmin karanlık bulunuşu, biraz da filmin vizyona girdiği dönemin Belçika’daki patlamanın sonrasına denk gelmesiyle, insanların günlük hayatlarından kaçarak gittikleri salonda aynı gerginliğe maruz kalmasının getirdiği bir etkiydi diye düşünüyorum. Kısacası, filme yönelik gelen eleştirilerden en yüzeysel olanı da buydu hatta bir eleştiriden ziyade bir hissiyattı. Haliyle filmin yalnızca bu noktaya oynamaya çabalarken filmi kırpılıp da yapıştırılmış iki ayrı filmmiş kıvamına getirilmiş olması büyük talihsizlik.

Suicide Squad: Gerçek Kötüler DC Evrenini Toparlayacak Mı?

Derseniz ki DC Evreni hiç mi ders almaya başlamamış, benim Batman v Superman’de solan umutlarım yeniden canlandı. Tıpkı Marvel’da olduğu gibi, DC evreni de birkaç bocalamanın ardından işleri rayına sokacak gibi duruyor. Batman v Superman’de düşülen hataların benzerlerini beklediğim pek çok yerde, Suicide Squad durumu toparlamayı başardı. Bunun dışında DC Evreni Marvel’ın deneme yanılma yoluyla keşfettiği doğru adımları bu sefer kendi evrenine adapte etmiş. Hem filmin içine yedirilmiş, sağlam sinemaseverlere selam çakan göndermeler de var, hem de ilk kez bir DC filminde filmin sonuna yerleştirilmiş bir ekstra sahnemiz var. Bu sahne de Batman v Superman, Suicide Squad ve Justice League filmlerini birbirine bağlama misyonunu başarıyla üstleniyor.

Yine de DC’nin yetersiz kaldığı alanlar hala mevcut. Cinsiyet temsili konusundaki denge nispeten kurulmuş olsa da, film tüm ana kadın karakterlerinin kaderlerini erkekler üzerinden tayin ediliyor, Amanda Waller hariç. Bunun dışında filme yine oldukça erkek egemen bir dil hakim. Yakın zamanda Alan Moore’un The Killing Joke’unun uyarlamasından tutun, Supergirl dizisine kadar DC’nin çoklu evreninde daha az cinsiyetçi olma çabalarının hepsi merkeze bir kadın karakter koyup, bu karakterin hikayesini erkek egemen klişelerle doldurmak şeklinde ilerliyor. Şu ana kadar bu anlamda en başarılı uyarlama Arrow olsa da, DC’nin feministlerin eleştirilerinden kaçmak için kısa yolları aramak dışında bir atılımda bulunma vakti geldi de geçiyor. Suicide Squad, son zamanlarda hikayesi filmin içine en iyi yedirilen kötü kadın karakterine sahip, onun dışında iki güçlü anti-kahraman kadın daha var elinde ve hikayeleri başarılı bir biçimde işlenmiş olsa dahi, toplumsal normların kadınları sıkıştırdıkları klişeleri tekrar etmeksizin bu karakterler dallandırılıp budaklandırılamamış. Esas kahramanlar sürekli kadınları kurtaran veya kadınlar için bir şey yapanlar erkekler, kadınlar ya kendini olay akışının ortasında buluyor ya da ortalığı birbirine katıyor. Böylesine vahim bir cinsiyet temsillerini DC’nin ivediyen terk etmesi gerekiyor.

Gelelim Joker meselesine. Eğer ki filmi izleme sebeplerinizden birisi Joker olacaksa, hayal kırıklığına uğramanız kaçınılmaz. Fakat Suicide Squad’ın erken yapım aşamalarından beri süreci takip ettiyseniz, Joker’in hiç kullanılmama noktasından, bir görünüp de kaybolacak bir karaktere evrilmesi sürecine vakıfsınızdır. Bu kararlar alındıktan sonra, işin pazarlama kısmında Joker oldukça görünür bir karaktermiş izlenimi oluştu filmi bekleyenlerde. Şahsi kanaatim Joker’in filmdeki varlığının oldukça orantılı olduğu yönünde. Hikayenin akışına katkıda bulunmak harici sırf daha fazla Joker olsun diye karakter filme alakasızca yedirilmemiş. Fakat belirtildiği gibi, pazarlama aşamasında izlenen strateji birçok seyirciyi büyük bir beklentiye sokmuş vaziyette. Jared Leto, kendi Joker’ini ortaya koymuş, ama tutup da Heath Ledger’la mukayese etmek fazlasıyla boşluğa düşüyor. Leto bize kendisini unutturup Joker’ izletmeyi fazlasıyla başarmış vaziyette.

DC’nin evreninde en başarılı bulduğum aşama ise, oyuncu kadrosu oldu şu ana kadar. Batman v Superman’de olduğu gibi Suicide Squad’da da oyuncular karakterlerle bütünleşmiş durumdalar. Özellikle Cara Delevingne’in performansını oldukça başarılı buldum ve eminim ki oyuncunun bundan sonraki hayatını bu performans bir hayli etkileyecektir. Margo Robbie’nin Harley Quinn’i evlere şenlik bir karakter olmuş. Will Smith’in Deadshot’ını orijinal Deadshot’a kıyasla biraz zayıf işlenmiş buldum, ama genel olarak oldukça keyifli bir Will Smith performansı izleme şansı yakalamışız. Viona Davis’in Amanda Waller’ını başta yeterince sosyopat bulamamış olsam da, film ilerledikçe gerçek bir Amanda Waller’la tanışıyoruz.

Filmin çok iyi olmasının önündeki engel Warner Bros’tan başkası değil. David Ayer’in de filmi yönetmek konusunda oldukça iyi bir iş çıkarttığı kanaatindeyim. Ama Suicide Squad, normal koşullar altında eşsiz ve Marvel evreninde bir benzeri olmayan rekabete kapalı bir hikaye. Hikayenin bu gücünü es geçip de korkak adımlarla ilerlemek DC’ye çok şey kaybettirmiş. Marvel’ın kırılma noktalarından biri anımsarsanız Guardians of The Galaxy idi. Seyirci hiç beklemediği bir yerden, şahane bir yapımla karşılaşmıştı üstelik film oldukça komikti. Suicide Squad ise komik değil, yer yer neşeli bir film. Filmin bir alt metni yok. Muhteşem akıllıca göndermeleri yok. Güzel vakit geçirmenizi sağlıyor, karakterleri seviyorsunuz, görsel efektler oldukça başarılı, ama filmden çıktıktan bir süre sonra filmin üzerine konuşma isteğiniz dahi kalmıyor. Kısacası filme kötü diyemem, ama DC yine büyük bir fırsatı kaçırmış gibi duruyor.

Suicide Squad, özellikle çizgi-romanseverlerin uzun zamandır heyecanla beklediği bir yapımdı. Bu bekleyişe değdi mi tartışmaya açık olsa da, filmi izleyenlerin sinemada keyifli dakikalar geçireceğine kesin gözüyle bakabilirsiniz. Film yüksek temposu, zengin kadrosu ve tam seyirlik hikayesiyle keyifli bir seyir vadediyor. Filmin ilk aldığı kötü geri dönüşler, gözünüzü korkutmasın, film çok da kötü sayılmaz. Ama filmden beklentileri çok da yüksek tutmamak lazım. Filmin aşil tendonu, birbirinin ardına gelen birkaç sahne aradındaki kopukluklar. Tıpkı Batman v Superman'deki gibi, oldukça kalabalık unsurları bünyesinde barındıran bir yapımla karşı karşıyayız . Bu durum Batman v Superman'dekinden daha iyi idare edilmiş olsa da ara sıra neler olup bittiğini yakalamakta zorlanıyoruz. Geçişler, hikayenin tamamı belli bir zaman aralığına sığsın diye feda edilmiş durumda. Bu kopukluk sadece sahneler arasındaki olay akışları için geçerli değil, filmin atmosferi sahneden sahneye dramatik bir şekilde değişiyor. Bahsettiğimiz değişim 3 saniye arayla karanlık, gergin ve ağır fon müzikli bir sahneden, R&B ritimlerini duymamızla renkli ve neşeli bir atmosfere geçilmesi boyutlarında. Oldukça ani bu değişimlerin arasında filmin bizi içine çekme oranında da hafif düşüşler yaşanıyor. Bu durum hiç de şaşırtıcı değil çünkü söylentiler Suicide Squad'ın daha karanlık ve daha hafif iki ayrı versiyonunun, ekonomik kaygılarla karıştırıldığına işaret ediyor. Bu yüzden de filmi olabileceğinden kötü kılanın Warner Bros.'un piyasa kaygılı fevri kararları olduğunu söylemek çok da hatalı olmaz. Batman v Superman'e dair pek çok eleştiri içerisinden en çok "karanlık bir film olmuş"un kale alınmış olması DC adına büyük bir talihsizlik olmuş. Keza filmin karanlık bulunuşu, biraz da filmin vizyona girdiği dönemin Belçika'daki patlamanın sonrasına denk gelmesiyle, insanların günlük hayatlarından kaçarak gittikleri salonda aynı gerginliğe maruz kalmasının getirdiği bir etkiydi diye düşünüyorum. Kısacası, filme yönelik gelen eleştirilerden en yüzeysel olanı da buydu hatta bir eleştiriden ziyade bir hissiyattı. Haliyle filmin yalnızca bu noktaya oynamaya çabalarken filmi kırpılıp da yapıştırılmış iki ayrı filmmiş kıvamına getirilmiş olması büyük talihsizlik. Suicide Squad: Gerçek Kötüler DC Evrenini Toparlayacak Mı? Derseniz ki DC Evreni hiç mi ders almaya başlamamış, benim Batman v Superman'de solan umutlarım yeniden canlandı. Tıpkı Marvel'da olduğu gibi, DC evreni de birkaç bocalamanın ardından işleri rayına sokacak gibi duruyor. Batman v Superman'de düşülen hataların benzerlerini beklediğim pek çok yerde, Suicide Squad durumu toparlamayı başardı. Bunun dışında DC Evreni Marvel'ın deneme yanılma yoluyla keşfettiği doğru adımları bu sefer kendi evrenine adapte etmiş. Hem filmin içine yedirilmiş, sağlam sinemaseverlere selam çakan göndermeler de var, hem de ilk kez bir DC filminde filmin sonuna yerleştirilmiş bir ekstra sahnemiz var. Bu sahne de Batman v Superman, Suicide Squad ve Justice League filmlerini birbirine bağlama misyonunu başarıyla üstleniyor. Yine de DC'nin yetersiz kaldığı alanlar hala mevcut. Cinsiyet temsili konusundaki denge nispeten kurulmuş olsa da, film tüm ana kadın karakterlerinin kaderlerini erkekler üzerinden tayin ediliyor, Amanda Waller hariç. Bunun dışında filme yine oldukça erkek egemen bir dil hakim. Yakın zamanda Alan Moore'un The Killing Joke'unun uyarlamasından tutun, Supergirl dizisine kadar DC'nin çoklu evreninde daha az cinsiyetçi olma çabalarının hepsi merkeze bir kadın karakter koyup, bu karakterin hikayesini erkek egemen klişelerle doldurmak şeklinde ilerliyor. Şu ana kadar bu anlamda en başarılı uyarlama Arrow olsa da,…

Yazar Puanı

Puan - 62%

62%

Suicide Squad, özellikle çizgi-romanseverlerin uzun zamandır heyecanla beklediği bir yapımdı. Bu bekleyişe değdi mi tartışmaya açık olsa da, filmi izleyenlerin sinemada keyifli dakikalar geçireceğine kesin gözüyle bakabilirsiniz.

Kullanıcı Puanları: 3.85 ( 9 votes)
62
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi