Yıllar boyunca sıkı bir eğitime tabi tutulduk. A’dan başladık, çarptık, böldük, Viyana’yı kuşattık. Özellikle tarih konusunda kazaskerin ne yediğine kadar öğrendik. Osmanlı kuruldu, Germiyanoğulları, Belgrad derken büyüdü; kıtalara hükmetti, yoruldu durakladı, Islahat, Tanzimat derken bugünlere kadar geldik. Osmanlı’ya dair ne çok şey öğrendiğimizi düşünürken, hiç üzerinde durulmayan bir alanın varlığını keşfetmek beni şaşkına çevirdi: Osmanlı Kadın Hareketi. Pragmatik ve milliyetçi bir tarih anlayışının yıllarca “kadınlara haklarını bahşettik” vurgusunun iki yüzlülüğüne tanık olmak sizi sarsmasın. Avrupa’dan önce kadınlara oy hakkını biz tanıdık derken Nezihe Muhiddin’in 1923 yılında kurduğu Kadınlar Halk Fırkası’nın nasıl  ve neden kapatıldığını da bilmek gerekiyor.

Bu yazıda bu hafta vizyona giren Diren/Suffragette filmine konu olan Süfrajet hareketinin oluşumu ve şartlarıyla Osmanlı kadınlarının içinde bulunduğu şartların ve taleplerinin neler olduğuna ve aradaki farklılıklara değineceğim.

Süfrajetler yöntem bakımından pasif direnişle başlayan, açlık grevi gibi eylemlerle devam eden ancak görmezden gelindikçe daha büyük eylemlere başvurup anarşi ortamı yaratarak dikkatleri kendi üzerlerine çekmeye çalışan bir kadın oluşumuydu. İngiltere’de oy hakkı için mücadele eden kadınlar ciddi bedeller de ödediler. Diren/Suffragette filminde de bu destansı hikaye oldukça etkili bir şekilde anlatılıyor. Bu dönemde Amerika ve İngiltere’de kadınlar (günümüzde de olduğu gibi) erkeklerden düşük ücret alsalar da çalışma hakkına sahiplerdi. Toplumsal hayatta da var olabilen kadınlar artık yasa yapan bireyler olmak istiyorlardı. Aynı dönemde ise ülkemizde durum biraz daha farklıydı. Şimdi o döneme Aynur Demirdirek’in çok kıymetli eseri Osmanlı Kadınlarının Hayat Hakkı Arayışının Bir Hikayesi’nden yapacağım alıntılarla bir göz atalım.

“…Karşımızda şımarmış, semizlemiş bir kuvvet, bencil, riyakar bir kuvvet var. Ve biz, dimağ yerine çürümüş bir uzuvla, kalp yerine gözyaşları, hastalıklarla; her şeyin, hilkatin, insaniyetin, esiri bulunuyoruz. Sonra nemiz var? Kanun, adet, zevk, sefahat, mal, kuvvet, azamet, takdir, tahakküm.. Hep onların (erkeklerin) lehine! Evet hanımlar, emin olun biz böyle kalmayacağız. Dünyanın her köşesine dikkat ediniz, bir inkılabın başlangıcında bulunuyoruz. Emin olunuz, bu inkılap bir erkek ihtilali gibi kanlı ve vahşi olmayacak. Bilakis nezih ve nispeten sessiz, lakin mutlaka verimli olacak; buna itikat ediniz hanımlar!…” (Beyaz Konferans – Fatma Nesibe Hanım)

Bu dönemde – ki bahsi geçen dönem 1880’ler ve 1920’ler gibi yarım yüzyıllık bir sürece tekabül eder- kadın hareketi genel anlamda Şükufezar, Hanımlara Mahsus Gazete, Demet, Kadınlar Dünyası gibi dergiler üzerinden ilerler. Kendileri yazıp çizen ve kendi kitlesine hitap eden kadınların gündeme getirdikleri konular ise eğitim hakkı, hayat hakkı ve kadın özgürleşmesi, feminizm, örtünme, çalışma talebi ve kadınlardan beklenen zevcelik karşısında erkeklerden beklenen kocalık görevlerini belirleme de yer alır. Hatta bu dönemde İngiltere’deki Süfrajet hareketi de Osmanlı kadınları arasında konuşulur; ancak oy hakkı talep edene kadar öncelikli sorunlarının eğitim ve çalışma hakkı olduğuna karar verilir.

“İşte acizane tenkit etmek istediğim bir cihet daha! Erkeklerin yaratılışça, aklen kadınlara üstünlüğü neden iddia ediliyor? Çünkü onlar daha iyi tahsil ediyor, zeka-yı fıtriyelerini sanat, fen ile tekmil ediyorlar. Bu halde henüz aynı güçlendirmeyi/desteği göremeyen kadınları onlardan aşağıdır diye tahkir etmek pek insaflı olmaz zannederim…” (İsmet Hakkı Hanım)

“Biz ne yapalım, her geri kalışımızın altından bir erkek parmağı çıkıyor.” (Naciye Hanım -Mahasin-)

Bu dönemde feminizm kelimesinin Türkçe karşılığı konusunda tartışmalar başlıyor. Bu tartışmaya erkeklerin de dahil olmasıyla kadınların cevabı oldukça net bir tutuma evriliyor :

“Yakup Kadri Bey feminizm kelimesinin karşılığının bile dilimizde bulunmamasını feminizmin yokluğuna bir delil addediyor. Bu sözü kabul etmezsek mazur görsünler. Çünkü birçok mühim şeyler vardır ki her millette mevcut olduğu halde birçok milletlerde ismi hatta tercümesi bile yoktur. (Telgraf, otomobil, vapur…) Binanaleyh nisailik, nisaiyyun (nisa: kadın) tabirlerine hiçbir ihtiyaç hissetmiyoruz. Feminizm kelimesini aynen kullanmayı tercih ederiz, varsın lisanımıza bir ecnebi kelime daha girmiş olsun ne zararı var?…”

Suffragette ve Osmanlı Kadın Hareketi: Seçme Seçilme Hakkı

Görüldüğü gibi bu dönemde de kadınlar arasında yükselen bir özgürleşme hareketi var ve kazanımlar elde edildikçe talepler genişliyor sonucunda seçme seçilme hakkı kadınların en önemli sorunlarından biri haline geliyor. Bu konuyu Yaprak Zihnioğlu, Kadınsız İnkılap adlı kitabında derinlemesine işler ve Nezihe Muhiddin için “Osmanlı feminizminin öncü kişiliklerinden biri olarak, Batı’nın etkinliklerini, yayınlarını izlediği Şair Nigar, Fatma Aliye ve Halide Edib’in de içinde yer aldığı büyük kadınlar kuşağının son üyesi” tanımlamasını yapar. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin kurulan ilk partisinin Cumhuriyet Halk Fırkası değil, Kadınlar Halk Fırkası olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. 15 Haziran 1923’te kurulduğu açıklanan partiye sekiz ay sonra bir ret yanıtı gelmişti ve “1909 tarihli seçim kanuna göre kadınların siyasi temsilinin mümkün olmadığı” gerekçesiyle parti kuruluşu için valilik tarafından faaliyet izni verilmemişti. Kadınlar Halk Fırkası, “Türk Kadınlar Birliği” adlı bir derneğe dönüştü. Bu “hobilerini” dernek adı altında devam ettirebilecekleri konusunda uyarılan kadınların uğraşısı bununla da bitmedi.  1925 yılında Türk Kadınlar Birliği tarafından Nezihe Muhiddin, Halide Edip ile birlikte seçimlerde aday gösterildi ancak adaylıkları Cumhuriyet Halk Fırkası tarafından reddedildi. Nüfusun yarısını oluşturan kadınlar, mecliste yok sayılmaları sebebiyle hak taleplerinin mecliste gündeme gelebilmesi adına kendi düşüncelerine yakın erkekler tarafından temsil edilme yoluna gitti. Ancak bu milletvekilleri de meclisteki psikolojik baskıya dayanamayarak görevlerini yarıda bırakmak durumunda kaldılar. Yolsuzluk iddialarıyla suçlanmaya başlayan Nezihe Muhiddin, sonucunda aklansa da dernekten ihraç edildi ve verdiği psikolojik savaşın da etkisiyle hayatını akıl hastanesinde kaybetti. Kadınların o dönem göğüs gerdikleri baskıyı daha net özetleyebilmesi adına Beş Harfliler’den temin ettiğim birkaç karikatürü paylaşacağım. Bu dönem Yunus Nadi önderliğindeki Cumhuriyet gazetesinde dahi “Havva’nın kızları, meclise girip yılın manto modasını mı konuşacak?” başlığının atılabildiğinin de altını çizmek gerekir.

1422684_10153456587094436_1616335290_n

12528021_10153456586589436_530689768_n 12571406_10153456587004436_376942095_n Tüm bunların ışığında, denebilir ki hiçbir hak hiçbir kadına “hiç gereği yokken” kimse tarafından bahşedilmemiştir. Hepsi birer kazanımdan ve uğruna kaybedilenlerden ibarettir. Osmanlı kadın hareketinin mücadelesi de İngiltere’de Süfrajetlerin verdiği mücadeleden az ya da eksik değildir. Eğitim hayatımız boyunca bu kadınlardan bir kez bile bahsedilmemiş olması onları yok kılmaz. Kadınlar vardır!

Kaynak:

Demirdilek, Aynur. (2011) Osmanlı Kadınlarının Hayat Hakkı Arayışının Bir Hikayesi

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi