1949 yılında, Amerika’nın Los Angeles kentinde mafya babası Mickey Cohen ve çetesi etrafa dehşet saçmaktadır. Sıradan polislerin başa çıkamadığı bu çeteyle ilgilenmesi için John O’Mara görevlendirilir. John, karısının da yardımıyla kendisine gizli bir ekip kurar. Mickey Cohen’i alt etmek üzere çalışmalarını yürütürlerken, ekip arkadaşlarından Jerry’nin Mickey Cohen’in sevgilisi Grace Faraday’e aşık olması işlerini daha da zorlaştıracaktır.

Müthiş oyuncu kadrosuyla dikkatleri üzerine çekiyor film. Psikopat mafya babası, Mickey Cohen rolünde Sean Penn var. İlk bakışta, Sean Penn’in bu film için fazla sevimli gözüktüğünü kabul etmeliyim ancak önceki filmlerini göz önüne aldığımızda; “Olmak İstediğim Yer”, “21 Gram”, “Milk”, “Benim Adım Sam” gibi filmlerde birbirinden tamamen farklı çok sayıda rolün nasıl hakkını verdiğini düşünüyorum da, Sean Penn hiçbir rol için yanlış bir isim olamaz bence.

Suç-Çetesi-Ryan-Gosling-Emma-Stone

Diğer yandan Grace Faraday rolündeki Emma Stone, filmi izlemeden önce bende gerçekten kuşku uyandıran bir isimdi. Sinema geçmişine bakıldığında; “Spider-Man”, “Paper- Man”, “Superbad” gibi daha basit sayılabilecek filmlerde, oyunculuğundan ziyade, şirin suratıyla öne çıkan biriydi Emma Stone. İlk kez geçen yıl “Duyguların Rengi” filminde, onun gerçek oyunculuğuna dair bir şeyler gördük. Suç Çetesi (Gangster Squad) ve Duyguların Rengi, birbirinden çok uzak filmler olduğu için, onu bu filme oturtamamıştım bir türlü. Yanılmışım, Emma Stone beklediğimden çok çok daha iyiydi.

John O’Mara rolündeki Josh Brolin ve Jerry rolündeki Ryan Gosling ise; gerek fiziksel olarak, gerek başarılı oyunculuklarıyla, bu filme çok yakışmışlardı.

Suç-Çetesi-Sean-Penn

Oyunculuklardan bu kadar bahsettiysem; sakın tüm filmi oyunculara mal edeceğim sanılmasın. Bazı filmler sadece oyuncuları için izlenir. Bu öyle bir film değil. Filmde kullanılan kostümlerden, müziklere kadar; bütün ayrıntılar birbiriyle bir bütün içinde ve mükemmeliyete çok yakın bir çizgide.

“Kara film” türüne ait filmlerin birçoğunda olduğu gibi; şiddet unsuru ön planda tutulmuş. İzleyenlerin midesini ağzına getirecek sahneler mevcut ama bu sahneler hakkındaki görüşüm çok olumlu. Bazen, bu gibi görüntüler insanı rahatsız ederken, bir yandan da insana filmi sevdirebilir. Özellikle Tarantino’nun filmlerinde çok sık yaşadığımız bir durumdur bu. Bu yüzden ben buna “Tarantino Etkisi” diyorum. Suç çetesi, Tarantino Etkisi’ni müthiş kullanan bir film. İzleyiciye, tam olarak bir kara filmden bekleneni veriyor.

Filmin gerçek bir hikayeden uyarlandığına da değinmeden geçmemek lazım. Çoğu film için çok da önemli bir bilgi değildir bu ama filmi izlediğinizde neden buna değinmeden geçemediğimi anlayacağınızı düşünüyorum. Fazla spoiler vermeden, yazımı burada bitireyim ben. Herkese iyi seyirler.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi