Su ve Ateş

Su ve Ateş
Okur Puanı

Fantezi-arabesk müzik tarzının patladığı 90’lı yılların öne çıkan isimlerinden olan Özcan Deniz, televizyon dizileriyle başladığı oyunculuk kariyerini 2011’de kendi yazıp yönettiği “Ya Sonra” ile başka bir noktaya taşımıştı. Evlilik aşkı öldürür temalı romantik komedi filmini 2012 yılında, Kore yapımı “A Moment to Remember”dan uyarlanan ve seyirciyi içi çıkana kadar ağlatmayı kafaya koymuş “Evim Sensin” izlemişti.  “Evim Sensin”in elde ettiği yüksek hâsılat gişeleri sallayınca yüksek bütçeli ve bol gözyaşlı yeni bir Özcan Deniz filminin kısa sürede beyazperdede karşımıza çıkması kaçınılmazdı. Ve nihayet “bilmezdim bu derdin seni yolundan beni solumdan edeceğini” sloganlı büyük reklam kampanyalarının ardından “Su ve Ateş” salonlardaki yerini aldı. Filmin yolları Londra’da kesişen farklı dünyaların insanları bir kadın ve bir adamın aşkını anlatan hikâyesi “Evim Sensin”in aksine özgün bir hikâye, tabii yılların Yeşilçam birikimini ve ağalı-aşiretli televizyon dizilerini saymazsak.

Uçakta başlayıp Londra sokaklarında devam eden ve sıkıştırılmış bir TV dizisi kıvamındaki ilerleyen film, ilk yarısı boyunca oldukça keyifli Londra manzaraları izletiyor. Bu vesileyle Londra’da son derece etkin bir Mardin aşireti olduğunu da hayretle görüyoruz. Öyle ki herkesin silah taşıdığı, bazı hastanelerin ve doktorların bile aşiretin kontrolünde olduğu bambaşka bir İngiltere var karşımızda. Asmalı Konak dizisindeki Seymen Ağa karakteri artık Özcan Deniz’in içine nasıl işlemişse Seymen’in adını Haşmet yapıp salmış Londra sokaklarına. Haşmet’in biricik aşkı Yağmur ise bir Eğe kasabasından kopup İngiltere’ye gelmiş tam bir sevgi pıtırcığı. İkilinin Yeşilçam filmlerinden fırlamışçasına birbirlerine dokunmaya bile kıyamayan halleri insanın içini ısıtsa da gereğinden uzun tutulmuş sahneler e hani artık, işler ne zaman sarpa saracak diye bekleyen seyirciyi sıkabiliyor. Çünkü filmin sürprizlerini bolca açık eden fragmanından da biliyoruz ki her şey böyle tozpembe devam etmeyecek.

10798160235_b169d01020_h

Her şeye rağmen yüksek bütçesinin hakkını vermek için olsa gerek mutlu mesut Londra sahneleri epey uzun tutulmuş. Belki de iyi yapılmış, çünkü hikâye Türkiye’ye taşındıktan sonra tam anlamıyla ağalı-aşiretli bir televizyon dizisi izlemeye başlıyoruz. Az ama öz konuşan ağır ağabeyler, şaşalı konaklar, hanım ağalar ve tabii olmazsa olmaz silahlar. Hele iki düşman aşiretin buluştuğu bir toplantı sahnesi var ki evlere şenlik. Yönetmen Özcan Deniz, madem paramız var kadroyu geniş tutalım demiş olacak ki bu önemli toplantıya iki aşiretin tüm erkek üyeleri katılmış. Hepsi siyah takım elbiseler içinde bir sürü esmer adamın her an birbirinin kafasına sıkmaya hazır halleri gerçekçi olmanın çok gerisinde. Diğer yandan bir Güneydoğu aşiretinde kadınların daha muhafazakâr giyinmesi ve toplum içinde daha ağırbaşlı hareket etmesi yönündeki beklentimi tamamen kendi bağnazlığıma bağlıyorum. Yine de filmde kadın karakterlerle ilgili bir sorun olduğu açık. Misal Yasemin Allen’in canlandırdığı filmin esas kızı Yağmur, serbest yaşam tarzına rağmen kendi hayatına dair inisiyatif almaktan uzak tam bir etkisiz eleman olarak çizilmiş. Hayatının akışını varlığıyla ya da yokluğuyla erkeğin belirlediği Yağmur karakterinin karşısına konulan aşiret gelini, daha güçlü bir karakter sergilese de o da gücünü sevilmemişlikten alıyor. Yani önümüze sunulan kadın karakterleri ya sevilen ve korunan ya da sevilmediği için şirretleşmiş örnekler. Artık bu senarist Özcan Deniz’in “kadın” algısı mıdır yoksa toplumun beklentisini karşılama çabası mıdır bilinmez ama ortada bir sorun olduğu aşikâr.

Daha ilk kareden itibaren merhaba ben bir Türk filmiyim ve amacım sizi ağlatmak diyen müzik ise filmin belki de en can sıkıcı tarafı. Hele sonlara doğru gittikçe artan dramla beraber dozu da arttırılan acıklı müzik filmin uzun süresiyle de birleşince çekilmez bir hal alıyor. Gerçi eleştirdiğimiz tüm yönler gişede yine tam tersi bir etki yapacak ve hâsılat rakamları “Evim Sensin” ile yarışacaktır. Anlaşılan o ki sinemaya sadece gülmek ya da ağlamak için giden izleyici profili değişmediği sürece biz daha çok Özcan Denizler, Şahan Gökbakarlar izleyeceğiz.

6 Yorum

  1. emre çakır 16/11/2013 at 13:28 - Reply

    Hiç tavsiye etmem, pişman olursunuz bence :( 2. yarıya girmeden çıktım.

  2. MeltemNuray 23/11/2013 at 00:16 - Reply

    Belcikada yasiyorum bu aksam sehrettim ve mukemmel bir film olmus gercekten herseyden once bize ne kadar kolay gibi gozuksede onlar neler cekiyor bir filmi ortaya atmak icin . Hakkikaten Ozcan Denizi ve ekibini tebrik ediyorum cok begendik !!!

  3. selin apaydın 24/11/2013 at 14:38 - Reply

    Film gayet güzel kesinlikle tavsiye ediyorum. Yüzlece film izlemiş biri olarak söylüyorum ki Türk standartlarının üzerinde sıradan bir konu ustalıkla işlenmiş. İnsanların ruhuna hitap eden bir film. Özcan Denizin de sürekli kendini geliştiriyor olması ve her filminin bir öncekinden daha iyi olması da çok dikkat çekiyor. Bundan dolayı kendini film eleştirmeni zanneden, Türk filmlerini yerden yerde vuran, yok Özcan Deniz çekmiş yok ağlamak için yok gülmek için vb. diyerek ukalaca yorum yapan Türk milletinin özünü anlayıp kendini bir halt zanneden insanların yorumlarına aldanmayın. Kısaca bizim ülkemizde bir takım insanlar çok fazla batı özentisi ve herkes kendince yorum yapmaya bayılıyor. Yukarda yorum yapan arkadaşın ıyy Özcan Deniz mi çekmiş diye önyargılı bir şekilde girip yeni zamanın modern(!) daha doğrusu özenti gençliğinin bir yorumu. Özcan deniz ilkokul 5 te öğrenimi bırakmak zorunda kalmış ama gerek sesiyle gerek arabesk tarzıyla gerek pop tarzıyla gerek filmleriyle herkesin ibret alması gereken bir sanatçı. Biz okumuş ve siz boş konuşan arkadaşlara bir örnek saygılarla.

  4. Gozde Işık 22/06/2014 at 03:38 - Reply

    Selin Apaydın yorumunuza kesinlikle katılıyorum.Filmi izleyip bu kadar beğendikten sonra şu eleştiriyi okuyunca gülmekten kendimi alamadım.Ama ben senin kadar nazik bir anti katılım gösteremeyeceğim için ”Çok biliyosun” diyip susmayı tercih edicem çünkü yazdıkça üç kelimede bir zarafetimi kaybediyorum.”Sinemaya sadece gülmek yada ağlamak için giden izleyici profili değişmediği süreceeeee bikbikbikbikbik” cümlesini kuracak kadar da samimiyetsiz,kendince kültürlü fakat gerçekte sığ bir eleştirmen karakteriylede daha önce karşılaşmamıştım.Toplumsal yergi konusunda tartışılamayacak kadar iyi olan bu film eleştirisi dışında, filmin kendisi için söyleyebileceğim tek şey ise Hissettirebilme özelliğinin zirvede olduğudur.Harikasın Özcan Deniz!

Yorum yazın