Yapımcılar her yıl, özellikle ödül sezonu için, yaşanmış olaylardan esinlenerek bu olayların popülaritesinden faydalanmak üzere yola çıkar. Yakın dönemden örnek vererek açıklamak gerekirse, uzun yıllar boyunca beyazperdede görmediğimiz Dunkirk Muharebesi, bir anda popüler olabiliyor ve/veya bir terör saldırısını onlarca farklı insanın gözünden yansıtan, ancak esasında aynı hikayeyi anlatan onlarca film aynı yıl içerisinde vizyona girebilir. Baston Maratonu sırasında düzenlenen terör saldırısı da, kısa süre içerisinde çekilen iki filmle gündeme taşındı. Bunlardan ilki ülkemizde kısa süre önce vizyona giren Mark Wahlberg'in baş rolünü üstlendiği Kara Gün olurken, ikincisi ise Jake Gyllenhaal'u Oscar yarışına içine sokması beklenen Stronger oldu. Boston Maratonu sırasında düzenlenen bir terör saldırısında bacaklarını kaybeden Jeff Bauman'ın otobiyografisinden, yine Bauman'ın anlatılarından yola çıkan Stronger'ın senaryosu, daha çok televizyon dizileri (This is Us, Master of Sex) için bölümler kaleme alan John Pollono'ya ait. Pollono, senaryoyu kaleme alırken, olayları olduğu gibi anlatmaktan ise, bunun bir beyazperde projesini olduğunu bilerek hareket ediyor. Seyir keyfine darbe vuracağını düşündüğü detayları anlatısından çıkartırken, ajitasyonu artıracak detayları eklemekten ise çekinmiyor. David Gordon Green'in Yollların Prensi (2013) ve Joe (2013) filmlerini hatırlayacak olursak, her iki filmde de gerçekçi bir anlatım biçimi tercih ettiğini görürüz. Stronger'da kendi çizgisinin dışına çıkmasını ise Pollono'nun formülüze edilmiş senaryosuna bağlayabiliriz. Bu durum Stronger'ın inandırıcılığını kaybetmesine sebep olduğu anda, film hızla ivme kaybediyor. Bu çelişkiler sadece yönetmen ile senarist arasındaki uyumsuzlukla da sınırlı kalmıyor; her ne kadar Bauman'ın yaşadığı trajik olayı, dramatik bir şekilde yansıtsa da filmin asıl meselesi Amerikanların bu ve benzeri olayları sonrası kahraman çıkarma sevdası ve bu sevdanın bu kahramanlar üzerindeki etkisi. Bauman'ın yaşadıklarının ayrıntılı bir şekilde ele alması beklenen filmde, Pollono'nun düzenli olarak -miş gibi yapması ve karakterin psikolojisinin derinine inmemizi engellemesi filmin en büyük problemi. Bu noktada, her ne kadar tamamen farklı konular ve olaylar üzerinden ilerlese de, ele aldığı psikolojik faktörler açısından, akıllara ister istemez David O. Russell'ın Dövüşçü (2010) filmini getiriyor. Bu noktada her iki filmi yan yana koyduğumuzda Stronger'ın yanlışlarını daha net görebileceğimiz bir karşılaştırmaya girebiliyoruz. Oysa, oyuncuların performansını değerlendirecek olduğumuzda Gyllenhaal'un performansı, abartıya kaçmaktan uzak, karakterin gerçekçiliğine zarar vermeyecek bir düzlemde ilerliyor. Bu da oyuncunun kariyerinde yaptığı yanlış film tercihlerinden biri olarak  ödül sezonun dışında kalmasına sebep oluyor. Bauman'ın annesi Patty ve kız arkadaşı Erin'in, Bauman'a göre daha titizlikle yazıldığını söyleyebiliriz. Özellikle, Erin'i canlandıran Tatiana Maslany'nin abartıya kaçmayan oyunculuğu filmin benim açımdan en önemli artısı oldu. Stronger: Amerikan Halkının Kahraman Yaratma Çabası Üzerinden çok uzun bir dönem geçmemiş olmasına rağmen, filmin sinematografisi, saldırının gerçekleştiği yılın (2013) üzerinden belirli bir zaman geçtiği hissiyatını vermek üzerine kurulmuş. Yer yer, belgeselvari çekimlerle de bunun sağlanmış olması filmin izlenebilirliğini kolaylaştırıyor. Müzikler ile görüntüler arasındaki uyumun da, bu izlenebilirliğe katkı sağladığını söyleyebiliriz. Özetleyecek olursak, Stronger'ın ödül sezonu için klişe formüller üzerine kurulmuş bir proje olduğunu söyleyebiliriz. İzlemesi sıkıcı olmasa da, eldeki malzeme harcanıyor ve fırsat kaçıyor.

Yazar Puanı

Puan - 62%

62%

Stronger'ın ödül sezonu için klişe formüller üzerine kurulmuş bir proje olduğunu söyleyebiliriz.

Kullanıcı Puanları: 4.6 ( 1 votes)
62

Yapımcılar her yıl, özellikle ödül sezonu için, yaşanmış olaylardan esinlenerek bu olayların popülaritesinden faydalanmak üzere yola çıkar. Yakın dönemden örnek vererek açıklamak gerekirse, uzun yıllar boyunca beyazperdede görmediğimiz Dunkirk Muharebesi, bir anda popüler olabiliyor ve/veya bir terör saldırısını onlarca farklı insanın gözünden yansıtan, ancak esasında aynı hikayeyi anlatan onlarca film aynı yıl içerisinde vizyona girebilir. Baston Maratonu sırasında düzenlenen terör saldırısı da, kısa süre içerisinde çekilen iki filmle gündeme taşındı. Bunlardan ilki ülkemizde kısa süre önce vizyona giren Mark Wahlberg’in baş rolünü üstlendiği Kara Gün olurken, ikincisi ise Jake Gyllenhaal’u Oscar yarışına içine sokması beklenen Stronger oldu.

Boston Maratonu sırasında düzenlenen bir terör saldırısında bacaklarını kaybeden Jeff Bauman’ın otobiyografisinden, yine Bauman’ın anlatılarından yola çıkan Stronger’ın senaryosu, daha çok televizyon dizileri (This is Us, Master of Sex) için bölümler kaleme alan John Pollono’ya ait. Pollono, senaryoyu kaleme alırken, olayları olduğu gibi anlatmaktan ise, bunun bir beyazperde projesini olduğunu bilerek hareket ediyor. Seyir keyfine darbe vuracağını düşündüğü detayları anlatısından çıkartırken, ajitasyonu artıracak detayları eklemekten ise çekinmiyor. David Gordon Green’in Yollların Prensi (2013) ve Joe (2013) filmlerini hatırlayacak olursak, her iki filmde de gerçekçi bir anlatım biçimi tercih ettiğini görürüz. Stronger’da kendi çizgisinin dışına çıkmasını ise Pollono’nun formülüze edilmiş senaryosuna bağlayabiliriz. Bu durum Stronger’ın inandırıcılığını kaybetmesine sebep olduğu anda, film hızla ivme kaybediyor. Bu çelişkiler sadece yönetmen ile senarist arasındaki uyumsuzlukla da sınırlı kalmıyor; her ne kadar Bauman’ın yaşadığı trajik olayı, dramatik bir şekilde yansıtsa da filmin asıl meselesi Amerikanların bu ve benzeri olayları sonrası kahraman çıkarma sevdası ve bu sevdanın bu kahramanlar üzerindeki etkisi. Bauman’ın yaşadıklarının ayrıntılı bir şekilde ele alması beklenen filmde, Pollono’nun düzenli olarak -miş gibi yapması ve karakterin psikolojisinin derinine inmemizi engellemesi filmin en büyük problemi. Bu noktada, her ne kadar tamamen farklı konular ve olaylar üzerinden ilerlese de, ele aldığı psikolojik faktörler açısından, akıllara ister istemez David O. Russell’ın Dövüşçü (2010) filmini getiriyor. Bu noktada her iki filmi yan yana koyduğumuzda Stronger’ın yanlışlarını daha net görebileceğimiz bir karşılaştırmaya girebiliyoruz. Oysa, oyuncuların performansını değerlendirecek olduğumuzda Gyllenhaal’un performansı, abartıya kaçmaktan uzak, karakterin gerçekçiliğine zarar vermeyecek bir düzlemde ilerliyor. Bu da oyuncunun kariyerinde yaptığı yanlış film tercihlerinden biri olarak  ödül sezonun dışında kalmasına sebep oluyor. Bauman’ın annesi Patty ve kız arkadaşı Erin’in, Bauman’a göre daha titizlikle yazıldığını söyleyebiliriz. Özellikle, Erin’i canlandıran Tatiana Maslany’nin abartıya kaçmayan oyunculuğu filmin benim açımdan en önemli artısı oldu.

Stronger: Amerikan Halkının Kahraman Yaratma Çabası

Üzerinden çok uzun bir dönem geçmemiş olmasına rağmen, filmin sinematografisi, saldırının gerçekleştiği yılın (2013) üzerinden belirli bir zaman geçtiği hissiyatını vermek üzerine kurulmuş. Yer yer, belgeselvari çekimlerle de bunun sağlanmış olması filmin izlenebilirliğini kolaylaştırıyor. Müzikler ile görüntüler arasındaki uyumun da, bu izlenebilirliğe katkı sağladığını söyleyebiliriz.

Özetleyecek olursak, Stronger’ın ödül sezonu için klişe formüller üzerine kurulmuş bir proje olduğunu söyleyebiliriz. İzlemesi sıkıcı olmasa da, eldeki malzeme harcanıyor ve fırsat kaçıyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi