Array ( [0] => 9 [1] => 38 [2] => 7467 [3] => 10 [4] => 832 [5] => 11 [6] => 1237 [7] => 1875 [8] => 1125 [9] => 15422 [10] => 12794 [11] => 13 [12] => 708 [13] => 7468 [14] => 14 [15] => 208 [16] => 15421 [17] => 1859 [18] => 15423 ) test Array ( [0] => 11 [1] => 12794 [2] => 2692 ) test Array ( [0] => Array ( [name] => Dram [link] => http://www.filmloverss.com/kategori/turler/dram/ ) [1] => Array ( [name] => Komedi [link] => http://www.filmloverss.com/kategori/turler/komedi/ ) )
Cennetten de Garip
Stranger Than Paradise
1984 - Jim Jarmusch
89
Senaryo Jim Jarmusch
Oyuncular John Lurie, Eszter Balint, Richard Edson
Nuri Şimşek
Her sahnesi çerçeveletilip duvara asılacak görselleriyle asla eskimeyecek bir film olan Stranger Than Paradise, sadece Willie ve Eddie’nin kendi aralarındaki diyaloglar için bile izlenmeli.

Stranger Than Paradise

“Hayatın konusu yoktur, neden filmlerin ya da kurmacaların olsun ki?”

Yönettiği ilk uzun metraj film Permanent Vacation olsa da daha çok bir ödev niteliği taşıyan bu filmden sonra; “Kafasını Ozu’ya takmış hayali bir Doğu Alman film yönetmeninin tarzında yapılmış, yarı yeni-gerçekçi bir kara mizah” diye tanımladığı Stranger Than Paradise ile gerçek sinema kariyerini başlatan Jim Jarmusch, bu filmle hem kendi ülkesinde hem de Avrupa’da, seyirci beğenisi ve ödül anlamında beklediğinden çok daha yüksek bir başarı yakalar. Ardından çektiği her film ile sinemanın kurallarını bozan ve yerine kendi kurallarını koyan bu Amerikalı, üretmenin her geçen gün daha zor hale geldiği bir dünyada bağımsız kalarak da hala bir şeyler yapılabildiğinin en güzel örneğidir.

Okulundan yeni mezun olmuş Jim Jarmusch’un, sinemasal dehasını tüm dünyaya gösterdiği bir ilk film olan Stranger Than Paradise; kameranın neredeyse hiç hareket etmediği, 67 kareden oluşan ve her bir karenin birbirinden karartmalarla ayrıldığı nevi şahsına münhasır bir film olarak dikkat çekiyor. Wim Wenders’ın verdiği 40 dakikalık artık malzeme kullanılarak ortaya çıkarılan 30 dakikalık ilk bölümün ardından, 120 bin dolar bularak diğer iki bölümü tamamlanan film, Cannes’da Altın Kamera ödülü alıyor ve sadece Amerika’da bir milyon kişi tarafından izlenilip, Jarmusch’a 2 milyon dolar kazandırtıyor.

Stranger Than Paradise’dan önce Jim Jarmusch üzerine bir kaç kelam etmenin gerekli olduğuna inanıyorum. Columbia Üniversitesi’nde Amerikan Dili üzerine aldığı eğitimi son döneminde bırakan Jarmusch, Paris’e taşınıyor ve aslında hayatı için belki de verdiği en kritik karar bu oluyor. Fransız Sinemateki’nde oldukça uzun zaman geçiren ve dünyanın pek çok farklı noktasından filmler gören Jarmusch, gerçekten yapmak istediği şeyin sinema olduğuna karar veriyor ve New York Üniversitesi’nde sinema okumaya başlıyor. Zor da olsa okulu bitiriyor yönetmenimiz ve sinema kariyerini başlatıyor fakat Jarmusch’u diğer yönetmenlerden ayıran belli özellikleri de bulunuyor. Yıldız oyuncularla asla çalışamayacağını, çünkü onlarla adam akıllı bir şey meydana getirmek için gereken tanışıklığı-yakınlığı sağlamak için çok zamana ihtiyacı olduğunu belirten Jarmusch, kalıplaşmış bir kadroyla çalışmayı tercih ediyor. Jim Jarmusch için ‘ünlü oyuncularla çalışmayan, oyuncularını ünlüleştiren’ bir yönetmen desek, abartmış olmayız. Oyuncuları hep bildiği kişilerden seçmeye çalışan yönetmen aslında filmini de hep tanıdığı ve kafasını sevdiği kişilerle birlikte var ediyor. Filmlerinin çoğunda görüntü yönetmenliğini Robby Müller’e emanet ediyor. John Lurie, Neil Young ve Tom Waits gibi isimler müziklerle ilgilenirken Roberto Benigni, Alfred Molina, Bill Murray, Tilda Swinton gibi isimler de oyuncu olarak sıklıkla Jim Jarmusch filmlerinde karşımıza çıkıyor. Stranger Than Paradise’da karşımıza çıkan John Lurie de yönetmenin ilk dönem filmlerinin vazgeçilmezlerinden biridir. Jim Jarmusch’un bir diğer büyük özelliklerinden olan stüdyolardan bağımsız çalışması da; zaman zaman üretim konusunda ciddi sıkıntılar yaşanmasına sebep olsa da, onun çizgisini bozmadığı konulardan. Oyuncular, kurgu ve diğer bütün kararlar konusunda kendisinden başka kimsenin söz sahibi olmasını istemediği için filminin sahibi olmak ve filmin kazancının yüzde 50’sini isteyen Jarmusch, yönetmene maksimum yüzde 30 gibi bir oranın verildiği Hollywood’da oyunu kendi kurallarına göre oynayan ender isimlerden biri. Muhtemelen her işinde bu kadar özgün, bu kadar sade ve kendi olmayı başarmasındaki en büyük etken bu bağımsızlık olsa gerek.

Stranger Than Paradise’ın konusuna gelecek olursak; Willie ve Edie, hayatlarını at yarışı ve kumar oynayarak devam ettiren, toplum normlarını pek umursamayan iki New Yorkludur. Willie’nin Macaristan’dan gelen kuzeni Eva, Cleveland’daki teyzesinin yanına gitmeden önce bir süre ona misafir olur. Misafirlik uzun sürmese de herkesi etkilemiştir. Eva gider, fakat iki kafadar üzerinde bıraktığı etkisi hala oradadır. Bir yılın sonunda Willie ve Edie ellerine biraz para geçtiğinde Cleveland’a Eva’nın yanına giderler, yolculukları bu üçlüyü Florida’ya kadar götürür. Bu trionun, Jarmusch’un sonraki filmlerinde sıkça karşımıza çıkacak olan aykırı karakterlerin ilk örnekleri olduğunu söyleyebiliriz. Eva, yeni bir hayata başlamak üzere Yeni Dünya’ya gelir fakat macera isteğini tatmin etmekten ziyade, geldiği yerdeki gibi sıkılıp, bunalır. İlişkilerinde Edie’ye göre daha baskın olan Willie de aynı sıkılganlıktan muzdarip; gittiği her yeri cennet olarak hayal edip, büyük hayal kırıklıkları yaşar.

Filmlerinde doğrudan bir siyasi gönderme olmadığına dair yöneltilen eleştirilere ‘çok bariz eleştirilerin hiç bir değişime katkı sağlamayacağına’ inandığı şeklinde cevap veren Jarmusch: “Gençliğimde kafam siyasal düşüncelerle doluydu, idealist biriydim. Şu anda gezegenimizi kirlettiğimiz duygusunu taşıyorum. Politikada her şey hırs üzerine temellenmiş. Her şeyi mahvettik; örneğin, Çernobil’den sonra insanlar nasıl olur da nükleer güç kullanmayı düşünebilirler! Sadece kendi hayatlarını düşündükleri için hiç aldırmıyorlar. Bir bakıma bu gezegen için her şey çok geçtir artık ve bana göre karşılıklı konuşmalar, birisiyle birlikte yürüyüşe çıkmak, bulutların üstümüzden kayıp gitmesi, ışığın bir ağacın yapraklarının üzerine düşmesi ya da oturup birileriyle karşılıklı sigara tüttürmek gibi en basit şeyler daha önemli hale gelmiştir.” sözleriyle de aslında Stranger Than Paradise’ın en güzel özetini yapmış oluyor istemeden. Filmdeki üçlü arasında diyaloglar alabildiğine rastgele, gelişen olaylar gerçekten de iddiasız, basit ve bu basitlikten dolayı da çok hayattan, çok bizden, çok güzel.

Stranger Than Paradise, Jim Jarmusch sinemasına aşina olmayanlar için gerçekten ilginç bir deneyime dönüşebilme potansiyelini içinde barındırıyor. Sabit kameralar, az hareketli karakterler, sahne geçişlerindeki karartmalar, sakin ve ağırdan akan senaryo, müzik kullanımı yeni başlayanlar için biraz zorlayıcı olabilir. Fakat Only Lovers Left Alive filmiyle sinemasal dehasını tüm dünyaya ispat eden bu ustanın ilk dönemi hakkında fikir sahibi olmak ve katettiği sinemasal mesafeyi görmek için bile izlenmesi gereken bir filmdir Stranger Than Paradise. İletişim-iletişimsizlik kavramlarının son derece hoş detaylarla süslenerek ele alındığı, her sahnesi çerçeveletilip duvara asılacak görselleriyle asla eskimeyecek bir film olan Stranger Than Paradise, sadece Willie ve Eddie’nin kendi aralarındaki diyaloglar için bile izlenmeli.



MAİLİNİZ VAR
Sinema dünyasından son haberlere herkesten önce
ulaşmak için mail listemize üye olabilirsiniz.
Üye Ol