Yarattığı karakterlerle sinema tarihine adını yazdıran; Coen Kardeşler, Quentin Tarantino filmlerinin vazgeçilmezi olan başarılı aktör Steve Buscemi aynı zamanda da yönetmenlik kimliğiyle hem beyazperdede hem de televizyonda muazzam yapımlarla karşımıza çıkmaya devam ediyor. Son zamanlarda daha sıklıkla televizyonda izlediğimiz Buscemi, Lean on Pete ile The Death of Stalin filmlerinin hazırlıklarını yapıyor. Altın Küre ve Emmy ödüllerine layık görülen ve Pulp Fiction, The Big Lebowski, Fargo gibi kült filmlerde canlandırdığı karakterlerle gönüllere taht kuran Steve Buscemi’ye ilham veren ve onun sinemaya olan aşkını anlamamızı sağlayan 10 favori filmini sizler için sıraladık.

Steve Buscemi’nin 10 Favori Filmi

Brute Force – 1947

brute-force-filmloverss

Korku ve şiddetin kol gezdiği kalabalık Westgate hapishanesinde müdür olan A.J.Barnes, otoritesi oldukça zayıf ve etkisiz bir idarecidir. Cezaevi gerçekte gardiyanlar ve bazı güçlü mahkumlar tarafından yönetilmekte; sadist ve hırslı gardiyan Yüzbaşı Munsey mahkumları kontrol altında tutabilmek için korku, şiddet ve işkencenin yanı sıra ispiyonu da bir araç olarak kullanmaktadır. Mahkumlardan Joe Collins  ise bu duruma isyan ederek diğer mahkûmlarla birlikte bir kaçış planlarlar.

“Eski hükümlü Eddie Bunker tarafından yazılan ‘Animal Factory’i bir filmin araştırmasının bir parçası olarak bu siyah beyaz 1947 yapımı filmi izlemiştim. Yıllarca yönetmen Jules Dassin’in ABD’de çalışan bir Fransız olduğunu düşünüyordum;  ellili yıllarda ABD’den kaçıp giden bir Amerikalı (Rus Yahudisi) olduğunu öğrenince oldukça şaşırdım. O Paris’e geldi ve harika filmi Rififi’yi çekti.”

Billy Liar – 1963

billy-liar-filmloverss

Bir işçi sınıfı ailesinin mensubu olan ve sürekli hayal dünyasında yaşayan Billy, ailesine, tanıdıklarına, arkadaşlarına hep yalan söylemektedir. Böylece kendini dış dünyanın kötülüklerinden uzak tuttuğunu düşünmektedir. Ancak bu yüzden gerçek dünyada bocalamaktadır.

“Billy Liar, 60’lı yılların başında John Schlesinger tarafından çekilen siyah beyaz bir olağanüstü yapım. Tom Courtenay, küçük kasabada yaşayan bir hayalpereste hayat veriyor. Şimdiye kadar gördüğüm bir komedi için en üzgün uçlarından biri. Bir film forumunda John Schlesinger’ı gördüm ve bitiminin Billy’nin karakterine uygun olduğunu hiç düşünmediğini söyledi.”

Salesman – 1969

salesman-filmloverss

New England ve güney Florida’da kapı kapı dolaşarak, düşük gelirli mahallelerde oldukça pahalı olan bir İncil satmaya çalışan dört satıcının hikayesinin anlatıldığı belgesel Salesman’ın yönetmen koltuğunda Maysles Kardeşler ile Charlotte Zwerin oturuyor. Film, satışlarını sürdürmek için uğraşan Jamaica Plain, Boston’dan orta yaşlı İrlandalı-Amerikan Katolik Paul Brennan’a özellikle odaklanıyor.

“Tamam, siyah-beyaza yeniden dönelim… The Salesman, yetenekli Maysles Brothers ve Charlotte Zwerin’in yarattığı, kapıdan kapıya İncil satıcıları hakkında gerçek bir belgesel. Bunu da söylememeliyim, Richard Linklater, seksenlerin sonlarında Austin Film Derneği’nde gösteri yaparken yaptığı bir köprü kopyasını bana gönderdi. Elde taşınır kamera işini ve her bir satış elemanının nüanslı, dramatik bir karakter olarak nasıl tasvir edildiğini çok sevdim. Mizah duygusunu kaybetmeden derinlik önemli.

The Honeymoon Killers – 1970

the-honeymoon-killers-filmloverss

The Honeymoon Killers , Deep Crimson, Lonely Hearts gibi sinema tarihine birden fazla esin kaynağı olmuş bir ikili; Ray Fernandez ve Martha Beck çiftinin hikayesini merkezine alıyor. Gazetenin “Yalnız Kalpler” köşesindeki ilan aracılığıyla tanışıp, hastalıklı bir ilişkiye kadar uzanan bir birliktelik içinde olan Ray ve Martha aslında suç ortaklarıdır. Martha kendini Ray’in kardeşi olarak tanıtarak, zengin kadınların servetlerine konma amacı güderler ama iş sadece parasal boyutta kalmaz suç ortaklıkları cinayet işlemeye kadar varır…

“Sanırım siyah-beyaz vazgeçilmezim. 1970 bağımsız klasiği, Martin Scorsese’nin ardından devralan yazar – yönetmen Leonard Kastle’den geliyor. Gerçek bir hikayeye dayanan film, benim için özeldir çünkü filmin bir bölümü büyüdüğüm ve ilk filmimi yönettiğim kasabada çekildi. Tony (Ray karakterine hayat veren) ile birlikte Homicide dizisinin bir bölümünde bir zamanlar çalıştım ve heyecanla ona favori filmlerimden birinde en sevdiğim çizgilerden birine sahip olduğunu söyledim. Birkaç saniye durduktan sonra, “Bu The Honeymoon Killers olmalı” dedi.”

A Woman Under the Influence – 1974

a-woman-under-the-influence-filmloverss

Cassavetes’in başyapıtlarından biri olan A Woman Under the Influence, üç çocuklu orta sınıf bir ailenin hikayesini konu alıyor. Mabel Longhetti alt-orta sınıftan Los Angeles’lı bir ev kadınıdır; kişilik duygusu öylesine zayıftır ki, kendini sadece kocasının sevgisi ve çocuklarının bağlılığıyla tanımlar. Kocası Nick, bir inşaat ekibinin şefidir; coşkulu bir yapıya sahip, insanlarla birlikte olmayı seven bir tiptir. Mabel umutsuzca onu hoşnut kılmak ister ama çevrede insanlar varsa, Mabel biraz kaçık bir hal alır. Kendinden emin olmayan Mabel, nasıl davranması gerektiğinden emin değildir. Mabel çevresindeki her tür etkiye karşı savunmasızdır; güvensizdir ve manik deprsif ataklarıyla etrafındakileri şaşkına çevirir.

“Ölmeden kısa süre sonra Moza’da Cassavetes’in filmlerinin retrospektiflerini gördüğümden bu yana, John Cassavetes ve Gena Rowlands’ın ve onların geniş aile filmlerinin etkisi altındayım. Birçok filmini listeleyebilirim, önemli değil. Her film John’a özgü bir sevgi, tutku ve stille yapılır ve geri kalanımıza ilham verir.”

Symbiopsychotaxiplasm – 1991

symbiopsychotaxiplasm-filmloverss

Kısa film ve belgesel yapımlarıyla dikkat çeken; yapımcı ve yönetmen William Greaves’in en önemli yapımı Symbiopsychotaxiplasm: Take One; ‘Dağınık’ bir senaryonun peşinde oyuncularla birlikte biz de tüm bu karışıklığın içerisinde sürüklemeyi başarıyor. Onlarla beraber peşi sıra giden birçok soruya cevap bulmaya çalışırken, 1960’lı yılların sosyo-politik yapının da  etkisini hissediyoruz.

“Geleneksel olarak kabul gören şeylerin sınırlarını zorlayan bu muazzam büyüleyici bir yönetmen olan William Greaves’in deneysel çalışmalarını ve cesaretini çok seviyorum. Aslında iki film var burada. 60’lı yılların sonlarında yaptığı birincisi, uygun bir şekilde serbest bırakılması ve otuz beş yıl sonra yaptığı ikincisi. Birincisi Sundance 1992’deki en sevdiğim keşifti ve ikincisinde ise çalışmaktan gurur ve onur duydum.”

My Own Private Idaho – 1991

my-own-private-idaho-filmloverss

Ailesi tarafından terk edilmiş, hayatı hep sokaklarda geçmiş olan ve oldukça sessiz bir karaktere sahip olan Mike; aynı zamanda narkolepsi hastasıdır. Scott ise para karşılığında hem erkeklerle hem de kadınlarla cinsel birliktelik yaşayan; ve buna rağmen heteroseksüel olduğu konusunda ısrarcı olan zengin bir ailenin oğludur. Scott için seks işçisi olmak Mike’ın aksine sadece eğlenmek amaçlıdır. Aslında Scott’tan hoşlanan Mike, annesini bulmayı kafasına koymuştur. Onu bulmak uğruna Idoho’ya, oradan da İtalya’ya giden ikilinin bu yolculuk sırasında hayatları tamamen değişecektir. Gus Van Sant’ın William Shakespeare’in IV Henry ve V Henry oyunlarından uyarladığı filmin başrollerinde ise; James Russo, Keanu Reeves ve River Phoenix yer alıyor.

“Favori Gus Van Sant filmini seçmek zor, fakat bu benim en sevdiğim River Phoenix performansı var. Onu izlerken hikayeyi ısıtmak biraz zaman aldı, ama sonunda onu sevdim. Filmler bu tarafa sızdığında severim, rengi bu!”

Man Bites Dog – 1992

man-bites-dog-filmloverss

Belçikalı üç sinema öğrencisinin yönettiği ‘Man Bites Dog – C’est arrivé près de chez vous’, bir katil olan Benoit’nın hayatından kesitler sunan bir kurmaca belgeseldir. Remy, Andre ve Patrick adında üç sinema öğrencisi ödev olarak Benoit’nın günlük yaşamını ve günlük yaşamın parçası olan cinayet alışkanlığını filme almak isterler.  Zaman ilerledikçe fark ederler ki Benoit, diğer katillerden farklıdır. Zeki, entelektüel ve sosyal bir insandır, oldukça normal bir yaşamı ve mutlu bir ailesi vardır. Bir yandan bütün olağanlığı ile Benoit’nın günlerini ve işlediği cinayetleri filme alan ekip, diğer yandan bu cinayetlerin bazılarına yardım ederler.

“1992 yılından başka bir siyah-beyaz Belçika yapımı. Sanırım Man Bites Dog’u Quentin Tarantino ile Toronto Film Festivali’nde izledim. Bu, seri katil ve onun endişeli arkadaşları ve ailesi hakkında komik, karanlık, sahte bir belgesel. Herkes için değil, ama beni gerçekten şaşırttı. Yönetmenlerin şerefine Rémy Belvaux, André Bonzel ve Benoît Poelvoorde!”

Short Cuts – 1993

short-cuts-filmloverss

Amerikan sinemasının en inatçı muhaliflerinden ve en büyük yaratıcılarından biri olan Robert Altman’ın yeniden gündeme geldiği doksanlı yılların en iyi filmlerden Short Cuts, Güney Kaliforniya’da yaşayan mutsuz insanları, çiftleri, aileleri, arkadaşları, aşıkları, telefon seksi yaparken kızını besleyen kadınları anlatıyor. Onlarca farklı karakterden bazıları birbirinden habersiz yaşamakta, bazılarının hayatları ise kısa süreliğine de olsa kesişmekte; doksanların hemen başında hepsinin yaşamı bir şekilde trajedi duygusuyla tanışır.  Raymond Carver’ın öykülerden yola çıkılarak yapılan film, trajedinin etrafında gezinen öyküler sunuyor.

“Ne söyleyebilirim? Robert Altman, Raymond Carver’ı şaşırtıcı karakterlerle yorumluyor. Altman’ın filmlerinden birine bakın; bunlar, işbirliğine dayalı çabaların en güzel örneklerinden biri olduğunun farkına varacaksınız, ancak açıkça görülmeyen ve kendine özgü olanı! Kansas City’de onunla çalıştığım için yeterince şanslıydım ve tabii vizyonundan, bağımsızlığından ve cömert ruhundan esinlenecektim. Kansas City hakkında bir keresinde bana “Bu filmin nikel olmasını umursamıyorum-ben şartlarımda başarılı olmak istiyorum” dedi. Sonsuza kadar seni özleyeceğim, Bob.”

The Vanishing – 1993

the-vanishing-filmloverss

Hollandalı genç çift Rex Hofman ve kız arkadaşı Saskia Wagter otomobille Amsterdam’dan tatil için Fransa’ya gelirler. Fransa’nın manzaralı kırsalında yol alırken uğradıkları aynı zamanda bir dinlenme ve alışveriş merkezi de olan kalabalık benzin istasyonunda Rex’in kız arkadaşı Saskia, içecek bir şeyler almak için girdiği tesiste birdenbire ortadan kaybolur. Rex’in kaybolan kız arkadaşını arama çabaları sonuçsuz kalır, polis de sonunda dosyayı rafa kaldırır. Aradan üç yıl geçmiştir ama Saskia’nın kaybolmasını bir türlü kabullenemeyen suçluluk duygusu içindeki Rex bütün Fransa’da kız arkadaşını aramayı sürdürür. El ilanları ve kayıp afişleri bastırtır ve bunları uygun olan her yere asar. Bu arada Lieneke adında yeni bir kadınla daha tanışmıştır ve Saskia’yı Fransa’da birlikte aramaktadırlar. Ancak Rex’in takıntılı ve inatçı tutumu sonunda Lieneke’yi bunaltır ve Lieneke Rex’i terk eder.

“Hollandalı yönetmen George Sluizer aslında Fransa’da doğmuş. Kaçırılan bir kadınla ilgili bu ürpertici 1988 gerilim filmi ve kalan erkek arkadaşının içinde bulunduğu eziyet, yönetmen tarafından 1993 yılında Amerikalı bir film olarak da yeniden sunuldu. Ancak bu orijinali izleyin ve kabuslarınız olup olmadığını kontrol edin.”

Kaynak: The Criterion Collection

 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi