36. İstanbul Film Festivali’nin Sinemada İnsan Hakları Yarışması’nda gösterilen ve 18 yaşındaki Pakistan asıllı Zahira’nın hikayesini gözler önüne seren Düğün – Wedding filminin yönetmeni Stephan Streker ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.  

Röportaj: Zeynep Pınar Uçar

Zeynep Pınar Uçar: Öncelikle, filmin festivalin Sinemada İnsan Hakları kısmında yer alması durumu hakkında konuşmak istiyorum. Filmin bu misyonu ve bu şekilde kategorize edilişi hakkındaki görüşleriniz neler? Filmin içerdiği argüman yalnızca bu mu yoksa daha spesifik bir argümanı var mı?

Stephan Streker: Şöyle ki, yaptığımız film sanatsal bir hareket ve insanlar bunu istedikleri gibi değerlendirebilirler. Eğer insanlar bunu insan haklarına yardımcı olan bir film olarak alırlarsa, ben bunu tabii ki kabul ederim. Bu gerçekten kabul edilebilir bir şey. Zaten filmin İstanbul’daki bu festivalin İnsan Hakları bölümünde yer alması, beni gerçekten onurlandırdı ve mutlu etti. Ama kendime hiçbir zaman “İnsan hakları hakkında bir film yapmak istiyorum” da demedim. Ben sadece bir hikayeyi, ki bence oldukça istisnai ve sıra dışı bir hikaye çünkü bütün aile üyeleri arasında oldukça güçlü bir sevgi bağı var ve sevgi olabilecek en önemli duygu, anlatan bir film yapmak istedim. Ama, bütün bunlara ek olarak, başka birçok güçlü şey daha var ki, film de zaten onların hakkında. Ama, sorunuza cevap vermem gerekirse, filmin insan hakları kısmında yer alması bence mükemmel bir şey ancak, bu benim filmi çekerken ilk amacım değildi.

Zeynep Pınar Uçar: Filmin izleyicisine gösterdiği ilk şeylerden bir tanesi kırmızı bir fon üzerinde yer alan hikayenin gerçek olaylara dayandığını anlatan beyaz renkteki harfler. Tabii bu durum izleyicinin beklentilerini reddedilemez bir biçimde arttırıyor ve ilgisini yakalıyor olsa da, filme de bir sorumluluk yüklüyor.  Düğün, bizlerin de ne yazık ki oldukça fazla aşina olduğu bir problemi konu alıyor. Bir film yapımcısı olarak, sizin gerçekten yaşanmış olan hikayeyi geliştirmek ve desteklemek adına eklediğiniz veya değiştirdiğiniz noktalar neler? Sizce eklenen veya değiştirilen bu noktalar hikayeyi ve hikayenin seyirci üzerindeki etkisini nasıl geliştirdi?

Stephan Streker: Şunu bilmelisiniz ki, gerçek olaylara dayalı bir hikayeyi anlattığınız zaman verdiğiniz her karar gerçekliği etkileyecektir. Montaj süreci gerçekliği etkileyecektir, hatta montaj süreci çektiklerinizi bile etkileyecektir. Her şey, benim bakış açımdan verildi. Skype aracılığı ile olan, gerçeğe oldukça yakın olan Nikah töreni gibi bazı anlar yaşananlara oldukça yakın ve bence böyle bir şeyin bir filmde gösterilmesi oldukça talihli bir durum. Daha önce hiçbir filmde gösterilmemiş, yeni bir şeyi gösterme şansına sahip olmak oldukça sıra dışı çünkü artık her şeyi gördük. Ama tabii bu geleneksel nikah töreninde yer alan imamın gerçek bir Pakistanlı imam olduğu ve bu olayın hiçbir zaman sinemanın bir piyonu, bir unsuru olmadığını, bu olaya dair her şeyin gerçek hikayede de var olduğunu söylemek de önemli. Öte yandan, bazı şeyler de gerçekten değişti çünkü ben gerçek hikayede var olmayan büyük abla (Hina Kazım, Aurora Marion) karakteri gibi bazı karakterler ürettim. Benim için aynı durumda bulunmuş ve bu durumun kendisi için çalışmış olduğu gerçekten sevgi dolu büyük bir abla figürü göstermek önemliydi. Bu gerçekten şaşırtıcı ancak bu evliliklerin bazıları gerçekten yolunda gidebiliyor.

Zeynep Pınar Uçar: Noces, A Wedding, Düğün uluslararası bir problemi anlatan uluslararası bir yapım. Dil, bir insanın karakteri konusunda oldukça açıklayıcı bir etken ve film boyunca Fransızca ve Urduca dillerini duyuyoruz. İkna edilmesi daha güç olan anne genellikle Urduca konuşurken ve aile üyeleri aralarında geleneksel olaylar hakkındaki diyaloglarını Urduca sürdürürken, Zahira, başrolümüz genellikle Fransızca konuşuyor, mantıklı ve medeni bir baba figürünü temsil eden André bir Fransız, daha mantıklı olan baba rolü genellikle Fransızca konuşuyor. Sizce karakterlerin doğasının belirlenmesinde dil açıklayıcı bir unsur mu? Filmde yer alan diller arası geçişlerin rolü nedir?

Stephan Streker: Kesinlikle. Bu gerçekten önemli çünkü gerçekliğe ve gerçek hayatta olanlara olabildiğinde yakın kalmak istedim. Karakterler, iki çocuk, erkek kardeş ve kız kardeş birbirleriyle genellikle Fransızca konuşuyorlar. Belçika’da doğmuşlar, bu onların ana dilleri, okulda ve hatta kendi aralarında da genellikle kullandıkları dil bu. Ama başka insanların ne konuştuklarını anlamamalarını istediklerinde genellikle Urduca’ye geçiyorlar. Ayrıca, anne (Yelda Kazım, Neena Kulkarni) Fransızcayı oldukça iyi bir düzeyde anlayabilse de Urduca konuşuyor ve bir dükkanı olan baba (Mansoor Kazım, Babak Karimi) genellikle Fransızca konuşuyor ve gördüğümüz üzere tabii ki Fransızcayı anlıyor. Ama bu benim için çok önemliydi çünkü bence dil, kültürün kendisi olduğu için çok önemli. Bu benim için gerçekten çok fazla şey ifade ediyor çünkü gerçek hikayeye olabildiğince uymak ve bağlı kalmak istedim.

noces_00_-_copie

Zeynep Pınar Uçar: Fransızcanın kullanımının medeni ve mantığa yakın olanı gösterdiğini söylemek mümkün mü?

Stephan Streker: Kesinlikle hayır. Fransızca söylenen her şeyin iyi olup Urduca söylenenlerin kötü olduğu fikri benim düşüncelerimin tamamen zıttı. Bana göre, iki babayı da dinlediğimizde, bence aslında ikisi de haklı. İkisinin de söyledikleri anlamlı şeyler, her ikisinin de ve André (Olivier Gourmet) karakteri bir ders vermek fikri ile değil, aile dostu olduğu için orada. Onun yerine bir öğretmenin, okul müdürünün ya da bir polisin orada olmasını asla tercih etmezdim. Hayır, çünkü o ailenin dostlarından bir tanesi. Bu yüzden söylediği bütün o sözleri söyleme yetkisine sahip çünkü zaten tek bir amacı var, durumu çözmek. Bir sürü anlam veremediği acı çekiş görüyor ve bu yüzden orada. Hiçbir zaman “Bu doğru, bu yanlış” gibi bir şey söylemek için orada değil.

Zeynep Pınar Uçar: Film sorunu değişik açılardan ele alıyor. Anne karakterinin geleneklerine sıkı bir şekilde bağlı olması, büyük abla Hina’nın hikayeye girişi gibi durumlarla sorunun aslında sadece erkek baskısı hakkında değil de açıkça, kadınların kabullenişi, vazgeçişi gibi başka sebeplere de bağlı olduğunu görüyoruz. Sizce kadın karakterler bu filmde nasıl resmediliyor?

Stephan Streker: Bana göre ilginç olan, kadınların genellikle bu konuda erkeklere göre daha aşırı olmaları. Şunu bilmelisiniz ki, gerçek hikayede dehşet verici olan baba değil, kesinlikle anne. Asıl anlam kargaşası da durumun kurbanları kadınlar iken bir yandan yine kadınların aslında bu geleneklerin bir çeşit koruyucuları olmaları. Bence bu, çok ilginç bir nokta. Örneğin, bir noktada André baba ile ilgili durumu çözmeye çalışırken başarısız olduğunda, Zahira arkadaşı Aurore’a “Olayı babamla çözme şansımız babamla daha yüksekti” diyor. Bunun bu şekilde olduğuna kesinlikle inanıyorum. Ancak büyük abla Hina konusunda hiçbir zaman yapmacık olmadığı bilinmesi gereken şeylerden bir tanesi çünkü durumu o şekilde davranarak gerçekten çözdüğüne inanıyor. Büyük kız kardeş evden ayrılırken Zahira’ya “Artık her şey mükemmel olduğu için çok mutluyum” dediğinde alaycı bir tavır takınmıyor, gerçekten buna inanıyor. Hina, Zahira’nın yaşadığı her şeyi biliyor ve “Şuan başıma gelebilecek en kötü şey kocama kötü bir şey olması” derken gerçekten samimi.

 

Geleneklerin her zaman hayatlarımızda aynı şekilde var olduklarını ve olacaklarını düşünüyoruz ama öyle değil.

Zeynep Pınar Uçar: Filmin içerdiği farklı bakış açılarından bir tanesi de sorunun kaynağını sadece Müslüman olmak ile açıklamayışı. Oldukça ağır bir baskı altında bulunuyor olsa da ve kendi hayatı konusunda alınan kararlar sırasında genellikle görmezden geliniyor olsa da Zahira, hiçbir zaman dua etmekten ve dininin gereklerine inanmaktan vazgeçmiyor. Hikaye din, gelenekler ve sevgi arasında verilen bu mücadele sırasında nasıl mesafesini bütün olgulara karşı aynı tutabiliyor?

Stephan Streker: Filme başladığım zaman bunun dini bir problem olduğunu düşündüm. Ancak daha sonra bunun dini bir problem olmadığı oldukça açık hale geldi. Zahira, tam anlamıyla bir Müslüman, hepsi tam anlamıyla birer Müslüman. Zahira hiçbirinden daha fazla veya daha az bir Müslüman değil. Sarışın çocuk Pierre ile kaçmaya karar verdiğinde ve ailesine karşı durduğu pozisyonunda, geleneklerin hepsini ve ailesinin seçimlerini tamamen reddettiğinde  bile dua etmeye devam ediyor. Ben de bunu göstermek istedim çünkü aslında inandığı din ile ilgili hiçbir problemi yok. Bu yüzden, bu durumun gelenekler ile ilgili bir problem olduğunu göstermek çok önemli ve bana göre gelenekler, ki bunu söylemek gerçekten hayret verici ancak, eviriliyor ve aynı değiller. Her zaman hayatlarımızda aynı şekilde var olduklarını ve olacaklarını düşünüyoruz ama öyle değil. Dediğim gibi, örneğin, Avrupa’da evlilikler yüz yıl önceki ile aynı değiller. Değişti, gerçekten ve ben de bu sorunun da değişeceğini ve evirileceğini düşünüyorum.

0e8a2755

Stephan Streker

Zeynep Pınar Uçar: Hikaye Zahira’nın sesi ile başlıyor ve bitiyor. Başrolümüz Zahira olmasına rağmen Amir’in de çok yakın planlarını görüyoruz. Zahira ve Amir’in oldukça farklı olan hayatlarına bizlere cinsiyet ve sahip olunan güçler arasındaki ilişkiyi açıkça fark ettirecek bir biçimde aynı anda şahit oluyoruz. Amir’in Zahira’nın daha şapşal ancak kesinlikle daha şanslı bir versiyonu olduğunu söyleyebilir miyiz?

Stephan Streker: Zahira ve Amir’in en ilginç ortak noktası ikisinin de kurban olması ve en önemli farkları ise Zahira suçlu değil, ama Amir suçlu. İkisi de kurban ama Amir aynı zamanda da suçlu. Ancak, Amir tamamen sıkışmış durumda. Zahira’ya karşı sevgisi, ailesine karşı sevgisi, aile geleneklerine saygı göstermek isteyişi arasında sıkışmış durumda ve Amir ile ilgili sorun herkese katılıyor, herkesi anlıyor olması. Zahira ile iki dakika boyunca konuşuyor ve Zahira’nın fikirlerine katılıyor, annesi ile konuşuyor ve annesinin fikirlerine katılıyor. Bu durum, onun dramı.

Bence filmin mucizesi oyuncuları. 

Zeynep Pınar Uçar: Zahira (Lina El Arabi) film için oldukça önemli bir karakter zira seyirci ile güçlü bir bağ kurabilmesi, seyircinin filmde yaşananları gerçekten hissedebilmesi açısından oldukça önemli. Amir karakteri de aynı şekilde oldukça dikkatli bir şekilde ele alınmalı. Ana karakterleri seçerken karar süreciniz nasıl oldu, çünkü Zahira gerçekten parlıyor.

Stephan Streker: Bence çok şanslıyım çünkü oyuncularım gerçekten başarılı ve hep birlikte çıkardığımız işten çok mutluyum. Lina oyuncu olmak istiyordu, ancak daha önce hiçbir işte yer almamıştı, tam anlamıyla başlangıç düzeyindeydi. Zaten seçmelerde onu bulduk ve bu bir mucizeydi çünkü onu bulmamız çok uzun sürdü ve onu son dakikada bulduk.

Zeynep Pınar Uçar: Gözlerindeki bakış, hırs bence karakter ile gerçek bir uyum sağlıyor..

Stephan Streker: Evet, kesinlikle.. Zahira, canlandırmak için harika bir karakter ancak Amir’i canlandırmak oldukça zordu. İkisi de zor karakterler ama Zahira’nın bir sürü güzel sahnesi var. Amir zor çünkü Amir için eylem çok zor. Sébastien’ın çıkardığı iş konusunda çok mutluyum, mutludan da öteyim çünkü bence yaptığı iş çok zordu ve ikisi birlikte çok iyi uyum sağladı. Bu Sébastien’in ilk başrolü ancak Sébastien zaten profesyonel bir aktör. Bana göre bütün oyuncular, filmin sekiz oyuncusu da, baba, anne, büyük kız kardeş, erkek arkadaş (Pierre, Zacharie Chasseriaud), Zahira’nın en yakın arkadaşı, Aurore (Alice de Lancquesaing), André dahil sekiz karakterin hepsi sıra dışı. Bence filmin mucizesi oyuncuları.

Şerefin üzerinde yer alan bir şey daha var o da, görünüşü kurtarmak.

Zeynep Pınar Uçar: Film boyunca izleyici olarak bu aile için geleneklerin oldukça büyük bir önem taşıdığı konusunda ikna oluyoruz, bütün gerçekleri geleneklerin istediği yöne çekebilirler. Kızlarının kızlık zarının onarılmasını, kürtaj olmasını kabulleniyorlar. Ailenin bu değişkenliği mantıksız tavırlarını desteklerken hikayenin gerçek olaylara uygunluğunu nasıl etkiliyor? Müslüman-Belçikalı-Pakistanlı izleyicilerin filme tepkisi nasıl oldu? Bu aile gerçekten birbirini seviyor mu, yoksa gelenekler öyle gerektirdiği için öyleymiş gibi mi davranıyor?

Stephan Streker: “Kürtaj konusunu kabullenmişler” dediniz, bu doğru değil ve çok önemli. Aile, kürtaj konusunu kabullenmiş değil. Şunun bilinmesi gerekiyor, önemsenen değerler; din, gelenek, gelenek bu olayda daha yüksekte, şeklinde ve geleneklerin üzerinde ise şeref var. Şerefin de üzerinde yer alan, insanların bilmediği bir değer var o da, görünüşü kurtarmak. Bu söylediğimde haklı olduğumdan eminim, şerefin üzerinde yer alan bir şey daha var o da, görünüşü kurtarmak. Eğer görünüşü kurtarabilirseniz, şeref de korunmuş olur. Geleneklere saygı gösterilir ve dini açıdan bir problem kalmaz. Bana göre, ailenin Zahira’nın hamileliğini öğrenmesi bir faciaydı. Duygusal bir tsunami, bir faciaydı ama bu facia filmden önceydi. Film başladığında aile, görünüşü oldukça kolay bir şekilde kurtarabileceğine ikna olmuştu. Zahira gidecek, kürtaj olacak ve bu durum aralarında profesyonel bir sır olarak kalacak ve hiç kimse bilmeyecek. Bu yüzden film başladığında kürtaj aile tarafından “kabul görmüş” durumda. Ama aslında kürtaj konusunda hiçbir şekilde mutlu değiller. Yapmaları gerekiyor ve hatta bir noktada Amir’ Zahira’ya o faciayı hatırlatmak adına “Hamileliğini öğrendiklerinde nasıl tepki gösterdiklerini hatırlıyor musun? Annemin nasıl olduğunu? Babamın nasıl olduğunu, kalp hastalığını?” diyor.

Bana göre, aile arasındaki sevgi, gerçek sevgi, kesinlikle öyle. Ancak daha yüksek bir güçten gelen bir durum var, bu tam bir Yunan Trajedisi. Bu, herhangi birinin kötü karakter olduğundan dolayı değil, zaten genel olarak kötü olan bir karakter yok, bu daha yukarıdan gelen bir sorun. Herkes yukarıdan gelenin kurbanı ve yukarıdan gelenin de bu filmde gelenekler ve geleneklerin getirileri olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü, gelenekler olmadığında birbirlerini seviyorlar ve her şey yolunda.

Pakistan filmin ortak yapımcıları arasında yani daha önce senaryoyu okudular ve senaryoya müdahaleleri oldu. Sette Belçikalı Pakistanlı bir kız bana yardım edebilmek ve olabildiğince en titiz olabilmek için sürekli yanımdaydı. Filmi izleyen Pakistanlı, Belçikalı Pakistanlı insanlar filmi çok sevdi ve sonrasında gözyaşları döktü. Ama tabii ki filmi izleyen her Pakistanlı filme bayıldı diyemem çünkü bunu bilemem. Her Belçikalı ve her Türk filmi çok sevdi diyemem çünkü zaten herkes başlı başına bir birey. Ama hikayenin resmedilişi konusunda mutlulardı ve şunu bilmelisiniz ki, suç herkes tarafından kınandı.

Filmin sonundan etkilenmiş olmaları herkes için bir ortak nokta.

Zeynep Pınar Uçar: Geleneklere sıkı bir şekilde bağlı bu hikaye boyunca, trajikomik bir şekilde geleneklerin insanları oldukça mesafeli bir şekilde bir araya getiren modern dünyanın araçları ile sürdürüldüğünü görüyoruz. Sizce teknolojinin ve teknolojik aletler yardımıyla kurulan ilişkilerin varlığı hikayeyi nasıl destekliyor? Bu, aynı zamanda da modern ve geleneksel dünyanın savaşı mı?

Stephan Streker: Evet, kesinlikle haklısınız. Bana göre, geleneklerin ve Skype’ın bir arada olabilmesi inanılmaz ve olabiliyor da. Hikayenin özgünlüğü de burada zaten, bu tam anlamıyla bir çılgınlık. Filmde en sevdiğim repliklerden bir tanesi annenin Zahira talipleriyle Skype’tan tanışacağını öğrendiğinde şaşırdığında Urduca Zahira’ya söylediği “Zamana ayak uydurmalısın, içinde bulunduğun modern zamana uyarak yaşamalısın” repliği. Bu repliği çok seviyorum çünkü izleyiciyi şaşırtıyor, çünkü bunu söyleyenin o olması çok çılgın. Sizin de dediğiniz gibi bu çok büyüleyici çünkü bunlar gelenekler, evet, ancak modern araçlar ile birlikte.

noces_04_press

Zeynep Pınar Uçar: Karakterlerin genellikle karmaşık ve genel olarak iki kültür arasında sıkışmış bir doğası var. Zahira’nın Belçikalı ve Pakistanlı kimlikleri arasındaki değişimi kırmızı başörtüsünün aracılığıyla görüyoruz. Belçikalı Pakistanlı bir kız hakkındaki bu hikayeyi izleyiciyle buluşturmayı seçen Belçikalı bir film yapımcısı olarak, siz kendinizi bu hikayenin neresinde görüyorsunuz? Sizi bu hikaye üzerinde çalışmaya iten neydi ve izleyicinin film sonunda nasıl hissetmelerini hedeflediniz? Hangi sorular ile uğraşmalarını istediniz? Zahira’yı nasıl hatırlamalarını istediniz ve sizin bu sorun hakkındaki kişisel düşünceniz nedir?

Stephan Streker: Bir sanatçı olarak Zahira’yı kız kardeşim yerinde görüyorum. Neden? Doğduğu ve büyüdüğü yer bana yakın. Belçika’da doğmuş, ben de Belçika’da doğdum, O, tamamen Belçikalı ve tamamen Pakistanlı çünkü bu durumu yarı Belçikalı şeklinde  özetleyemezsiniz. Bu doğru değil. O, yüzde yüz Belçikalı ve yüzde yüz Pakistanlı, bu bir karışım ancak çok önemli. O, benden daha zengin çünkü ben sadece bir kültüre sahibim, o ise iki kültür tarafından destekleniyor ve iki kültüre sahip. Hikaye benim ilgimi çekmemişti çünkü meşhur bir hikayeydi, klasik bir şeref cinayeti meselesi değildi. Beni harekete geçirip ilgimi çekmedi. Sonra bir gün, tesadüfen hala hapiste olan erkek kardeşin en yakın arkadaşıyla tanıştım ve bana “Onu ne kadar sevdiğine inanamazsın ve hala da seviyor” dedi. Bunun üzerine ben de kendime “Bu, anlatılabilecek büyüleyici bir hikaye olabilir” dedim çünkü bu aynı zamanda benim için bir sevgi hikayesi, oldukça güzel bir hikaye. İzleyicinin sadece etkilenmesini, duygusal anlamda meydan okunmuş hissetmesini istiyorum. Benim amacım bu, eğer insanlar etkilendiyse o zaman bundan mutluluk duyarım çünkü bana göre, bu oldukça etkileyici bir hikaye ve o kadar. İnsanların kesinlikle “Bu insanlar kötü, bu insanlar iyi” demesini istemiyorum, kesinlikle hayır. İnsanların etkilenmesini istiyorum çünkü eğer duygu varsa bu bir şeylerin gelişmesini sağlar.

Seyircinin uğraşmasını istediğim sorulardan bazıları “Baba karakterinin yerinde olsam ne yapardım, annenin yerinde olsam ne yapardım, Zahira’nın yerinde olsam ne yapardım”.. Sorular bu şekilde çünkü bunlar enteresan sorular. Benim ilgimi asıl çeken her karakterin kendisine özgü bir bakış açısı olması.

Zahira’yı bir kahraman, bir sembol, bir model olarak hatırlamalarını isterim. İzleyicinin filmi izlediğinde Zahira için her şeyin düzeleceğini ummalarını ancak bir yandan içlerinden küçük bir sesin de bunun mümkün olmadığını onlara hatırlatmasını, bu iki duygunun arasında kalmalarını ümit ediyorum. Filmi bu şekilde bitirmek çok önemli çünkü gerçekte yaşanan bu, olan bu ve gerçeği anlatmak benim sorumluluğum. Bana göre, Zahira’nın sembolik olarak bir hiç uğruna ölmemiş olması önemli. Ne demek istediğimi anlıyor musunuz? Tabii ki, bir izleyici olarak ben de onun için her şeyin yoluna girmesini isterim ama bir anlatımcı, bir sanatçı olarak, filmin yönetmeni olarak hikayeyi gerçek hayatta yaşananlara uygun olarak anlatmak zorundayım. Bu sorun hakkındaki kişisel fikrim, bunun gelenekler ve kültür ile ilgili bir sorun olduğu, zamanla evirilecek olduğu çünkü bence bizim de istediğimiz bu ve “biz” de her kökenden insanlar, Müslümanlar, Hristiyanlar, inananlar, inanmayanlar, siyahiler, beyazlar, melezler, herkes.. Filmin sonundan etkilenmiş olmaları herkes için bir ortak nokta.

Bu “biz”iz.

Zeynep Pınar Uçar: Filmin bitiş şekli Zahira direndiği halde geleneklerin bir parçası olmuş, yine de geleneklerden kurtulamamış ve ne kadar karşı konulsa da başka bir seçenek yokmuş gibi mi görünmesini sağlıyor?

Stephan Streker: Hayır, bu doğru değil çünkü bu sadece hikayelerden bir tanesi. Anlatmak için büyüleyici bir hikaye. Bu kızları öldüren gelenekler değil, ana fikir bu değil. Gelenek “Eğer hayır diyorsa, öldürün” demiyor, bu gelenek değil, bu doğru değil. Gelenek “Ailesinin seçtiği Müslüman Pakistanlı birisiyle evlenmesi gerekiyor” diyor.

Zeynep Pınar Uçar: Ama olacakları biliyormuş gibi Pierre’e ölmekten korkup korkmadığını soruyor..

Stephan Streker: Tabii ki biliyor. Tabii ki bunun gerçekten tehlikeli olduğunu biliyor. Ancak erkek kardeşinin hareketini hiçbir zaman tahmin edemezdi. Ama bunun çok tehlikeli olduğunu biliyor, tabii ki biliyor.

Zeynep Pınar Uçar: Ama silahı gördüğümüz andan itibaren, biliyoruz..

Stephan Streker: Tabii ki, hatta daha bile önce..  İnsanlar “Silahı gördüğüm an anlamıştım” dediği zaman çok şaşırıyorum zaten daha önceden veriliyor bu düşünce. Film, “gerçek olaylara dayanmaktadır” yazısıyla başlıyor. Eğer mükemmel bir sonu olsaydı, sözü geçen “gerçek olaylar” ne olurdu? Başlangıç zaten dram dolu olayların olacağını söylüyor, aksi halde bu gerçek olayların olmadığı güzel bir hikaye olurdu. İlk olarak bu var. Zahira hayatını tehlikeye attığını söylediğinde zaten söylüyor, bu da ikinci işaret, bu bir şeyler düşündürmeli zaten. Üçüncüsü, Pierre “Ölmekten ya da ölümden korkmuyorum” diyor.. Daha sonra da silah.. Ama silahı gördüğümüzde, belki de baba onu kullanacak.. Silahı kullanacak olanın Amir olacağını bilmiyoruz, yine de tahmin edilebilir tabii.. Bazen insanlar erkek kardeş olacağını tahmin edebiliyorlar, bu benim için sorun değil; bazen de baba olacağını düşünüyorlar, bu da benim için sorun değil. Ama bu bir Yunan Trajedisi, sonu kaçınılmaz. Yunan Trajedisi ile ilgili zorluk da bu ve Düğün kesinlikle bir Yunan Trajedisi.

Zeynep Pınar Uçar: Şuan üzerinde çalıştığınız bir proje var mı?

Stephan Streker: Evet, var.

Zeynep Pınar Uçar: O da gerçek olaylardan esinlenen, sosyal mesaj barındıran bir proje mi?

Stephan Streker: Hayır bu tamamen farklı, hatta alakası yok. Ama üzerinde çalışıyorum, yazıyorum.

Zeynep Pınar Uçar: Çok keyifli bir röportajdı, çok teşekkürler.

Stephan Streker: Benim için de öyleydi, teşekkür ederim.  

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi