Netflix’in büyük ses getiren projesi Star Trek: Discovery ekibinden Shazad Latif, Jason Isaacs, Sonequa Martin-Green ve Aaron Harberts ekibiyle  Londra’da buluştuk ve diziye dair merak edilenleri konuştuğumuz keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.

Bu vesileyle hatırlatalım 9. bölümün ardından kısa bir ara veren Star Trek: Discovery 10. bölümü Despite Yourself ile Netflix’te yayında.

Röportaj: Sıla Çetindağ

Deşifre: Sıla Şahinöz

Despite Yourself

Despite Yourself

Diziye katılmadan önce de Star Trek hayranı mıydınız?

Shazad Latif: Büyükbabam ve amcam kadar büyük bir Star Trek hayranı değildim. Onlar diziyi çok seviyorlar ve evet, ben de hayranıyım artık.

Jason Isaacs: Bana kendimi çok yaşlı hissettirdin. Ben çocukken çok büyük bir hayranıydım. 40 yıl öncesinden bahsediyorum tabii. Kaptan Kirk ve Mr. Spock’un olduğu orijinal hali harikaydı. Kaptan Kirk çok asil duruyordu, Spock ise çok mantıklı ve erdemliydi.

Peki çocukken, şimdi oynadığınız karakteri canlandırmak ister miydiniz?

JI: Çocukken aktör olmayı değil futbolcu olmayı istiyordum o yüzden muhtemelen kabul etmezdim hiçbir rolü. Aslında teklif geldiğinde kabul etmeyi düşünmedim ta ki dizinin konusundan bahsetmelerine ve senaryoyu okuyana dek. Remake’i yapılan işlerin büyük bir hayranı değilim ama bizim dizide inanılmaz bir iş çıkarıldı. Benim için çok farklı olan eylemlerinizin ve seçimlerinizin sonuçlarıyla çok karmaşık zengin ilişkilerin tek bir hikayesi oldu bu seri. Daha önce başımızdan geçen şeylerin yankıları gibi hissediyorum.

Star Trek izlememiş ya da hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olmama ihtimali olan  yeni nesli göz önünde bulundurduğumuzda Star Trek’i neden izlemeliler sizce?

JI:  Neden izlemesinler? Yeni nesil için yeni şeyler anlatan bir hikaye bu. Uzak, süslü bir gelecekte geçen bir hikaye gibi görünse de aslında günümüzde olan durumlardan bahsediyor. Star Trek’in temel temalarının çeşitliliği hep şunlar olmuştur: içerilebilirlik, temsil çeşitliliği, iyimserlik ve uyum. Tanrı biliyor ki, günümüzde politikacıların verdikleri mesajın tersine, bugünlerde eksikliğini çektiğimiz olgular bunlar. Bu dizi her şeyden önce eğlence vadediyor elbette ancak altında subliminal bir mesajı var: Bunu başarırsak her şeyin daha güzel olabileceği bir gelecek var!

Peki, dizinin çevrimiçi platformda yayınlanması hakkında ne düşünüyorsunuz? İzleyicilere ulaşması açısından  sizce bu tercihin diziye olumlu bir etkisi olmuş mudur?

Shazad Latif: Ah evet, çevrimiçi platformda yayınlanmış olması büyük bir tartışma konusu oldu. Ama çevrimiçi platformlarda izleme pratiğinizi her şekilde geliştirebilirsiniz. Ben binge watching yapmayı seviyorum mesela.

Bunun hikaye anlatımına ya da üretime kadar ne tür faydaları olduğunu düşünüyorsunuz?

JI: Ben uzun süre televizyonda çalıştım ve network yapımcıları izleyiciyi ellerinde tutma işini iyi bilirler. Reklam arasından önce seyirciyinin ilgisini yakalamak için bi çentik atarlar sonra reklamdan dönünce de eğer seyirci çok da merak etmemişse, bunu tekrar tekrar önüne sunarlar. Oysa biz, hikaye nasıl anlatılmalıysa öyle anlatıyoruz.

Geçmişte Harry Potter gibi çok önemli bir yapımda rol adınız. Yanı sıra farklı farklı birçok kötü karakteri de canlandırdınız. Şimdi de Star Trek gibi büyük bir evrendesiniz. Bütünleştiğiniz bu karakterlerden sonra Kaptan Lorca’yı canlandırma konusunda kendinizi rahat hissediyor musunuz ya da izleyici bu farklılığı ilk etapta kolaylıkla benimseyebilecek midir? 

JI: Oyunu gördüm, duygusal olarak var oldum ve başkalarının benim hakkımda ne düşündüğünü ya da daha önce ne yaptığımı uzun bir zaman ve deneyimlerin ardından gördüm. 30 yıldır çalışıyorum. Umarım hayranlar beni eskiden canlandırdığım hangi karakterle hatırlıyorlarsa Star Trek başladıktan beş dakika sonra bunu akıllarından çıkarıp beni sadece bu karakter olarak görürler.

İkinci sezonda dizinin ne yöne doğru gideceğinden bahsedebilir misiniz?  

JI: Size neler olacağını söylersem izlerken pek keyif alamazsınız. Aksiyon, sürprizler ve drama olacağını söyleyebilirim. Biri bana ne zaman ileriki bölümlerde neler olacağını sorsa bu soru bana pek mantıklı gelmiyor. Çünkü ne kadar fazlasını öğrenirseniz izlerken o kadar az zevk alırsınız.

Rolünüzü nasıl aldınız? Star Trek’te bir kaptan olmak için ne yapmak gerekiyor? 

JI: Önce sana teklif etmeleri gerekiyor. (Gülüyor) Genellikle kaşesi senden daha yüksek bir oyuncu rolü reddettiği için sana teklif ederler aslında.

SL: Seçmelere annemle beraber mutfakta çektiğim bir videoyla girdim. Bir umutla gönderdim. Şansım varmış ki rolü aldım.

JI: Annene teklif gelmedi mi?

SL: Aslında bayağı da iyi oynadı ama. (Gülüyor)

Shazad Latif

Shazad Latif

Şu an karanlık tarafta yaşadığınız zamanı açıklar mısınız? Lorca’nın daha duygusal olabileceğini düşünüyor musun? Daha duygusallaşabileceğiniz bir karakter dönüşümü beklemeli miyiz?

JI: Sürekli duygusalım ve bunu ekibe belli edip etmemem bana ve çekilen sahnede olacaklara bağlı aslında.  Sırada bekleyen bir sürü olayımız, hikayemiz var. Riskli ve sonucu ağır, hatta daha da ağır olabilir. Neler olacağını size söylemeyeceğim. Ama herkesin kendine özgü duygusal durumları var. Soru şu ki saygılarını kaybetmemen ve emir vermen gereken bir ekibe bu duygusallığın ne kadarını gösterebilirsin? Zaten daha önce de amiralin gemiyi benden almak için tehdit ettiği zamanı görmüştük; çok stresliydi. Ayrıca daha önce ekibini kaybetmesinden dolayı bazı yaralar ve hasarlar da taşıyor. Ancak bu bir grup terapisi değil, bu bir savaş.

Sinema ve televizyon endüstrisinin, beyaz erkeklerin egemenliğinde olduğunu görüyoruz. Bu açıdan baktığımızda, Star Trek Discovery hakkında ne düşünüyorsunuz? Çünkü dizide, başrolde güçlü siyahi bir kadın karakter var.

SL: Ben dünyayı böyle görüyorum. Benim kültürlerin fazlasıyla iç içe geçtiği bir hayatım oldu. Annem babam farklı ırklardan. Ben bunu normalleştirmiş biriyim ve dizi de bunu normalleştirmiş vaziyette. Bence şimdi başka insanların da dünyayı böyle görmesinin zamanı geldi. Bana sorarsan hatta geç bile kalındı.

JI: Star Trek serisi her zaman bu tür ayrımcılıklara karşı bir sorumluluk taşımıştır. Şimdi de ilk defa siyahi bir kadın karakteri dizinin merkezine koyarak yapıyor bunu. Dizi bir savaşı anlatsa da, zor günlerden bahsetse de verdiği mesaj her zaman umut ve birlik içeriyor. Bu tür yapımların da sayesinde umut ediyorum ki bir gün gelecek ve insanlar dili, dini, ırkı ve cinsiyetiyle ayrıştırılmayacak.

Geçtiğimiz aylarda ve hala da devam eden süreçte film ve TV endüstrisinde cinsel tacizle ilgili çok şey duyduk, duyuyoruz; ayrıca siyaset ve daha birçok alanı da eklemek gerek. Film endüstrisinin birer parçası olarak sizler bu konuda neler düşünüyorsunuz?

SL: Sonunda, insanlar yaşadıklarını anlatabilecek cesareti bulabildiler. Ne kadar fazla insan yaşadığı kötü deneyimleri aktarma cesaretini gösterirse bu durum daha çok insana ihtiyaç duyduğu cesareti verecektir ve bu da gerçekleşmesi oldukça faydalı bir şey elbette.

JI: Ben bu işin bir parçası olmayı hiçbir zaman planlamamıştım. İnsan kaynaklarının bu konu hakkında çok sıkı kuralları var. İşe başlamadan önce cinsel taciz hakkında seminerler veriyorlar. Aslında bence insanlar kuralların bozulduğunu gördüklerinde öne atılıp bundan şikayet edebilecek güçte olduklarını düşünmüyorlar. Bu olaylarla birlikte umarım insanlar yaşadıklarının duyulacağını anlarlar. İnsanlar daha öncesinde cinsel tacize maruz kalmışların, kalabilecek kişilerin farkında olacaklar. Yasaları çiğneyen ya da canavarca istekleriyle hareket eden insanlar yaptıkları şeylerin tamamen suç olduğunun zaten farkındalar. Ama bize soracak olursanız, elbette ki böyle bir şeyin kimsenin başına gelmemesini umuyoruz. Ama böyle bir durum gerçekleştiğinde sessiz kalmak yerine şikayetimizi belli etmemiz gerekir.

Sezonun ilk yarısı gerçekten çok başarılı. Diğer bölümler de geliyor. Hayranların yorumları için heyecanlı mısınız?  

Sonequa Martin-Green: Sezon finali için oldukça heyecanlıyım.  Önümüzdeki hafta geliyor. Gerçekten de ilk sezonun devamı için heyecanlıyım çünkü işler gerçekten yüksek bir ivme kazanıyor. Bu yüzden de heyecanlıyım. Biliyorsunuz, bunu seviyorum. Yansıtmaya çalıştığımız noktaları düşünülsün, tartışmaya ve bunun üzerine kafa yorulmaya devam edilsin istiyorum.

Sonequa Martin-Green

Sonequa Martin-Green

Aaron Harberts: Diziyi aslında 13 bölüm yapmayı planladık. Sezonun oldukça başarılı olduğunu görünce, 2. sezonda bahis konusu olan iki bölümü ilk sezona ekledik. İki bölüm eklemenin başlangıçta zor olacağını düşündük. Gerçekten bunu yapmak, hikaye anlatımı açısından ileri gidip gitmediğimizden emin olabilmemiz noktasında bizi zorladı. Heyecanlı olacaklar. Kesinlikle karakteristik bir çatışma olduğu için finale ait olan 9. bölüme tapıyorum. Orada birkaç hesaplaşma yapıldı, seyircilerin sezonun kalan yarısında görmesini düşündüğüm birkaç şey var. Gerçekten önümüzdeki hafta olacaklarla ilgilenmek  ve izleyicinin yorumlarını görmek konusunda oldukça heyecanlıyım.

Bunun bir Star Trek projesi olduğunu biliyoruz ama bu dizinin kablolu televizyonda yayınlanan klasik bir drama olduğunu  da söyleyebilir misiniz?

Aaron Harberts: Netflix ve CBS All Access gibi online izleme platformlarına sahip olduğumuz için şanslıyız. Hikaye aslında bir yandan bizim gibi olan karakterleri anlatma konusunda bize alan tanıyor. Genellikle klasik bir dizi mantığında düşündüğümüzde, yayınlarda karakterlerin sevilebilir olması, dolayısıyla izleyicinin kendisiyle ortak noktalar bulabilmesi gerekiyor. Televizyonun evrildiği şu dönemde ise bunu daha spesifik bir biçimde yapabiliyor olma konusunda şanslıyız. Bu anlatıda kahramanlar yer almıyor ya da sevilmiyor demek değil. Açıkçası, bizim tüm karakterlerimiz sevilebilir kahramanlar ancak kendi içlerinde birer meseleleri ve ulaşmaları gereken yerler var. Bu yüzden insan olmanın ikircikli yanını keşfetmek üzerinden de düşünebiliriz bunu. Yanı sıra, Star Trek’in kendine has bir dilinin olduğunu da düşünüyorum ve aslında iki zıt kutbun ortasında konumlanıyor.

Star Trek gibi büyük bir evreni iki saatlik bir film olarak çekmek yerine, bir dizi olarak çekmeyi tercih ettiniz. Bu konuda böyle bir dizi yapmanın avantajı nedir?

Aaron Harberts: Ben işin yazma kısmıyla ilgili konuşabilirim. Sen de dilersen oyunculuk kısmını konuşabilirsin.

Sonequa Martin-Green: Tamam.

Aaron Harberts: Demek istediğim, oyuncularımızla gerçek bir yolculuk yapabiliyoruz. Çoğu zaman; bölümlerden oluşmuş bir gösteri yaparken, biten ve bir sonraki bölümde neredeyse sıfırdan başlayıp yeniden duran bir hikaye anlatırsınız. Dolayısıyla bir yazar olarak tüm karakterlerimizle böyle bir yolculuğa çıkmak eğlenceli. Bu projede inandığım ve en gurur duyduğum şeylerden biri de yazar kadromuz ve bunu yapmamıza izin veren platformun, şovumuzdaki her karakteri dönüştürücü bir yolculuğa çıkarması. Bu, çok önemli bir şey. Zorluklarıyla ilgili konuşmak gerekirse 2. sezonda, tüm karakterler için sonraki yolun ne olacağı sorusu zorluydu. Bu konuda bir oyuncu olarak sen konuşmalısın Sonequa.

Sonequa Martin-Green: Bence, şu anda televizyonun altın çağını yaşıyoruz ve anlatılan en kaliteli hikayelerden bazılarını, şimdi seri bir biçimde uzun metrajlı hikaye anlatımı olarak görüyoruz. CBS All Access gibi kaliteli bir dijital platformda olmaktan dolayı çok minnettarız. Çünkü ilk sezonda 15 bölümden oluşan hiperseri hale getirilmiş bir hikayeyi sonraki sezonlarda anlatabiliyoruz. TV ile ilgili en güzel şey, bir hikayenin yükselişini, düşüşünü ve gidişatını görmek için karakterleri tanıtmak ve birbirine paralel ilerleyecek temaları sunmaktır. Hikayemiz; birlik ve barışta zafer umudunun, sevginin, yenilginin, acı çekmenin ve sevincin hikayesi. Bu yüzden böyle bir hikayeyi, uzun bir zamanda anlatabilmek harika bir şey çünkü, yazarlarımızın bana en nihayetinde anlattıkları hikayeden çok etkilendim ve ilham aldım. Ve bence bu değişiklik, hikayenin önemli yapıtaşlarından birisi ve o kadar çok şey olduğunu görüyoruz ki, burada sıradan bir televizyon dramasında görülmeyen başka bir şey var. Sanki her bir bölümün sonunda bildiğini sıfırlamanın bir pratiği gibi. Son bölümde hiçbir şey olmamış gibi yeniden başlayabiliyor. Biliyor musunuz, aslında büyüdüğünüzü ve birbirinizi etkilediğinizi ve onarılamaz şekilde bazı şeyleri kalıcı olarak değiştirebildiğinizi görebiliyorsunuz. Bu durum gerçekten provakatif ve ufuk açıcı. Ben bunun bir TV şovu olmasından dolayı mutluyum. Aynı zamanda bir film olmadığı için de mutluyum. Çünkü son zamanlarda J.J Abrams, inanılmaz derecede harika Star Trek filmleri çekti. Bence birincisi harikaydı. Yeni dönemde bu tür şeyler yapıldı.  Kuşağınız için bir tür Star Trek filmi olduğunu biliyorsunuz ve şimdi Star Trek dizisinin, yeni gelen nesil için bir öncü olduğuna inanıyorum.

Daha önce Walking Dead’te rol aldınız ve dolayısıyla maskelerle çalışmaya alışıksınız. Ancak Star Trek’te değişen iki şey var: Birincisi Walking Dead’e oranla Star Trek’te daha fazla CGI var. İkincisi ise yine Walking Dead’in aksine bu kez Star Trek gibi halihazırda bilinen bir evrende başroldesiniz. Bunlar hakkında neler düşünüyorsunuz?

Sonequa Martin-Green: Sevdiğim başka bir şey de bu. Dizimiz, tüm şirketimizdeki her departmanın, çalışan tüm insanların yeteneği sayesinde ortaya çıktı. Sanatçılarınızın, en yüksek seviyede faaliyet gösterdiklerini bildiğiniz için bir sürü CGI kullanılabiliyor. Tecrübelerimizle ulaşabileceğimiz çok dokunaklı şeyler var ve onlar bizim için bu dünyayı çiziyorlar. Ve evet, yeşil ekran sayesinde aklımızdaki birçok şeyi yansıtabiliyoruz. O anda, geminin ekranında sanki savaşta olduğunuzu hayal etmelisiniz. Bir planlayıcı tutmanız gerekir ve istasyonunuzun karmaşıklığını görürsünüz ve bu kostümü hissedersiniz ve protezleri önünüzde görebilirsiniz. Ve birçoğu yüzümüzün tam karşısında ve böyle şaşırtıcı olan dokunaklı bir deneyim yaşadığımızı söylüyor gibiyiz. Ve o zaman bunun ötesinde yaşadığımız dünyanın parametrelerine, senaryo sayfalarındaki kelimelerle de bağlantı kuruyorduk. Böylece hayal gücümüzün karaya çıkması için bir şeyler buluyoruz. Ve hayal gücünüzün vahşileşmesine yardımcı olan parametreler, hayal gücünün oynayabileceği bir yapıya sahip. Bundan kaynaklı çok şey bulursunuz. Walking Dead’de bu gösteride lider rol oynamak için destekleyici bir rol oynamanız gerekiyor. Demek istediğim, bu çok iyi bir şey. Kesinlikle katılan herkese inanıyorum ve gerçekten bu hikayeyi başlattığına inanıyorum ve her hikayede yer alan herkesin kesinlikle bizimkiyle eşit paylaşım haklarına sahip olduğuna inanıyorum. Çok fazla düşüncem var ve eminim çok daha fazla sorumluluğa sahibim ama buna kesinlikle Walking Dead’te kazandığım deneyimim yüzünden hazırlandım. Ve şunu söyleyebilirim ki, bu deneyim ve yaşadığım her deneyimden dolayı, aslında bütün eğitimime katılan her şeye işaret edebilirim. Bu yüzden hazırlandığımı söyleyebilirim.

Bir şey ekleyebilir miyim? Zombilerle dolu bir dünyayı mı yoksa Tehlikelerle dolu bir galaksiyi mi tercih edersiniz?

Sonequa Martin-Green: Bu soruyu çok seviyorum. Çünkü gerçekten de bahsettiğim zıtlığa değiniyor.  Her zaman bir zıtlık olacak değil mi? Star Trek’in ve Walking Dead’in hikayeleri arasında farklılıklar çok fazla. Ama aynı zamanda benzerlikler de var. Herhangi bir bilimkurgu dizisiyle, güzel hikayesi olan dizilerle de benzerlikleri var. Çünkü hepsinin içinde, her güzel hikayenin içinde benzerlikler, galibiyetler, yenilgiler, aşk ve nefret var. Ama yine de Klingon’ların olduğu dünyayı tercih ederim. Çünkü orada hala mantık olduğuna dair bir umudunuz var. Çünkü onlar ne olursa olsun sevmeyi biliyorlar, yüksek zekaya sahipler, empati kurabiliyorlar. Yani bir şekilde duygusal bir bağlantı olduğunu görüyorsunuz. Bunların olduğu yerde de hala umut vardır diyebiliriz. Bir zombiyle mantıklı bir konuşma yapamazsın ama değil mi?

Sıla Çetindağ: Çok teşekkür ederim. Harika zaman geçirdik.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi