Sinema; kültürler için, insanlar için belki de en çok eğlence aracı olarak gözükmektedir. Fakat bu eğlencenin bir başak boyutu daha vardır. İnsanlar gerçek hayattan kaçmak için karanlık bir mağaraya sığınırlar. Bu mağarada başka hayatlar görerek bu perdenin getirdiği sihir ile realiteden kaçarlar. Sonuçta bazı şeyleri yaşamak izlemek onları yaşamaktan daha kolaydır. Yas tutmak, ağlamak, aşık olmak, korkmak veya kimliğine tutunmak realitede toplumun getirdiği sınırlar içinde olduğu için bunları sahiplenmek zordur. Fakat yaşamın bu altbaşlıklarını sahiplenmek bir hikayeyi izlerken çok daha basittir.

Artık eğlence figürü olmaktan çıkan sinema bir tarikat haline gelmiştir. Bu tarikatın takipçileri bu sektörün bütün aktörleridirler; yönetmenler, senaristler, oyuncular, izleyiciler… Tüm tarikatlarda olduğu gibi sinemada da bazı insanlar vardır ki başı çekerler. Bu tarikatın disiplinlerini ortaya koyarlar, hayali şekilde fantezi olarak bu disiplinleri ortaya koyarlar fakat başı çektikleri için bir mentorluğu da taşırlar. Bu ortaya koydukları disiplinler mentorluk ile birleşince bir tekrarı meydan getirirler. Bu tekrarlar sonucu ortaya bir ritüel çıkar tekrarlar tekrarı doğurur. Bu sürecin sonunda ise bir mimetik hafıza meydana gelir; bu taklitleri tekrarlar sinema yöntemini oluşturur.

Sinemanın yönetemler üzerindeki mimetik belleği, bir kişinin göle bir taş atmasıyla başlar. Bu taş göle değdiği an gölün yüzeyinde bir dalgalanma yaratır, bir iz bırakır. Stanley Kubrick ise bu taşı atan ve en büyük dalgalanmayı yaratan insanlardan biridir. Fotoğrafçı olarak kamerayı eline alan yönetmen, ilk çektiği belgesel Day of the Fight sonrası sinema tarikatına girdi. Bu girişten sonra ise azimli bir şekilde yerine saymak yerine ilerleme katetmeye çabaladı. Her varlığın bir gün yok olacağı düşüncesi ile savaşarak bir iz bırakmak istedi Kubrick ve sinema içinde adını dalga dalga bıraktı. İzleyicinin belleğinde birçok destansı film ile yer alsa da bu filmlerin alt metinleri ve kamera arkası detayları ile de sinema tarikatının tarihinde de yerini aldı. Kubrick dediğim gibi yerinde saymak yerine sinemanın formları ile oynayarak ilerlemeyi başardı. Yaptıkları ile sinema tekniğine ve yöntemine yeni bakış açıları ekledi. Bu yazıda yaptıklarına bir saygı duruşu olarak bu yeniliklerin ve sinema yapımı hakkında kendisinden öğrenebileceklerimizi sıralamaya çabaladım.

Stanley Kubrick’ten Film Yapımı Hakkında Öğrenebileceklerimiz

1-Eşleşen Sahneler

2001-a-space-odyssey-filmloverss

İzleyicinin kafasını karıştırmadan birkaç milyar yıl sonrasına bir anda bir sahne nasıl geçebilir? Kesinlikle bu sorunun cevabı Kubrick’in filmi 2001: A Space Odyssey’de saklı. Kubrick için bu soruya verilen cevap çok basitti. Bu iki zamanı farklı çekimler ile gerçekleştirdi, fakat bu iki farklı çekim aynı tünelin ışık kaynaklarıydı. İlk çekim insanlığın öncesine değiniyordu. Henüz insan öncesine dayanan sahnede havada süzülen bir kemik parçası bir anda sahne atlayarak insanlığın en gelişmiş dönemi olan uzay çağına geçer. Fakat artık o sahnede kemik yoktur, o sahnede kemik ile aynı geometrik açıya ve duruşa sahip ve aynı yönde haraket eden bir uzay gemisidir.

Nesneleri aynı eşleşene sahneler ile vermesi Kubrick’in izleyicisinin kafasını karıştırmadan yaptığı ustaca bir zamansal atlamadır. Bu atlamayı elbette sinema tarihinde ilk kez Kubrick yapmamıştır fakat bu kadar destansı olanı Kubrick yapmıştır ve benim kişisel yorumum henüz daha iyisi de yapılmadı. İki nesnenin çekimi ile Kubrick; kemiği bir öldürme aleti olarak kullanmayı öğrenen primat ile uzay gemisi yapan insan arasında dahiyane bir bağ kurar. Kemiği istediğini almak için kullanan hırs ile uzayı keşfe çıkan hırsın bağını milyonlarca yılı ve aradaki olayları atlayarak anlatır Kubrick. İnsanlığın gelişmesi ve teknolojik ilerlemesi öldürme ile başlamıştır.

2-Natürel Işık Kullanımı

barry lyndon

Kubrick Barry Lyndon filminde kullandığı natürel ışıklar ile büyük övgü toplamıştır. Filmde genel olarak kullandığı güneş ışığı ve mum ışığı ile sinemada ışık ve gölge oyununu başka bir boyuta taşımıştır tıpkı sanat tarihindeki Caravaggio gibi. Fakat Kubrick için natürel ışık sadece güneş ışığı veya mum ışığından oluşmaz. Natürel ışığı oluşturan şeylerden biri de sahnenin o anında karakterde mevcut olan ışığın kullanılmasıdır da Kubrick sinemasında. Bir başka deyişle natürel ışık Kubrick sinemasında bir bilgisayar ekranı veya bir ampül olabilir. Bu ışığın karakterin yüzüne vurması gibi bir yöntemi de vardır Kubrick tarikatında.

Örnek verecek olursam bu ışık tekniğine, Doctor Strangelove or: How I Learned to Stop Worrying and Love the Bomb filmi güzel bir örnektir Kubrick’te natürel ışığı kullanmada. Filmdeki savaş sığınağı yapay ışıklar ile donatılmış bir stüdyo değildir. Filmde unutulmaz mekan olan bu savaş odası filmin belleğini oluşturan mekanlardan biridir. Bu mekandaki masa dairesel ışık ile kaplanmıştır ve bu ışığın karakterlerin yüzüne vurması ile Kubrick ışığı nasıl kullandığını ve bu konuda yeterince usta olduğunu göstermiştir.

3-Yapay Işık Kullanımı

The-Shining-jack-nicholson-filmloverss

Yapay ışık yönetmen tarafından çok daha kolay bir şekilde manipüle edilebilir doğal ışığa oranla fakat bu manipüle etme daha çok artistik bir karardır. Kubrick’in yapay ışığı kullanmasına verilebilecek bir örnek 2001: A Space Odyssey filmindeki ‘dawn of man’ bölümü olabilir. Bu sahne stüdyoda çekilmiştir ve bu çekimde daha güçsüz bir ışık kullanılmıştır. Bunun sebebi ise bu daha güçsüz yapay ışık dünyanın tarihsel olarak ilk zamanlarına parmak basmıştır.
Daha önce de bahsettiğim gibi Kubrick ışığı usta bir şekilde kullanmıştır. The Shining filminde Kubrick hem yapay hem de doğal ışığı kullanmıştır. Bu yaptığı teknik ile yapmak istediği ve başardığı şey filmdeki korku ögesini değiştirmek ve bunun üzerine oynamaktır. Değişen ışık ile beraber filmin modunu değiştirmiştir. Filmin ilk kısmında Kubrick doğal bir ışık kullanmıştır. Bunun yapması ile filmdeki daha sıcak, daha rahat bir havayı vermiştir. Filmde hotele kışın gelmesi zamansallığıyla Kubrick camlarda mavi filtre kullanmıştır; aynı zamanda dışarıdan gelen ve pencereden içeri giren mavilikle, yapay ışık ile filmin havasını değiştirmiştir. Filme soğuk, gergin, tüyleri ürperten bir atmosfer katmıştır.

4-Ufuk Noktası

dr-strangelove-filmloverss

Ufuk noktası, ya da sanat tarihindeki ortaya çıkışıyla kaçış noktası gözün bir görüntü ile sonlandırılmasıdır. Kubrick’in ışık oyunundan sonra sanat tarihinden aldığı bir başka etmendir diyebiliriz ufuk noktası için. Doctor Strangelove filminin prodüksiyon tasarımcısı Ken Adam’ın anılarından öğrendiğimiz üzere Kubrick bir sahneyi çekmeden önce bu sahneyi çizdiğini öğrenmiştik. Çizimlerin ise bir ufuk çizgisine bağlı olduğunu ekliyor Adam. Bu çizimler bize yine Kubrick’in bir sanatçı olduğunu gösteriyor. Sanat tarihinde de merkezi perspektif ile yapıtlar ufuk noktasına sahiptir, Rönesans döneminde.

Bu kaçış noktası sahnenin yönetiminin sanatçının elinde olmasıdır. İzleyicinin bakışının hakimi yönetmendir, gözün bakışının nerede biteceğinin yönetmenidir. Sanat tarihinde bu kaçış noktası genellikle bir metafordur. Raffello’nun ünlü tablosu Atina Okulu’nda bu merkezi perspektif yöntemini çok net bir şekilde görebiliriz. Tüm figürler ve detaylar gözün bakışını bir noktaya götürmektedir. İzleyici tablonun karşısına çıktığında bakışının nerede son bulacağı önceden belirlenmiştir. Göz nereye bakarsa baksın, bakışı kayacaktır. Bakış en son Platon ve Aristo’nun başlarının arasından görünen gökyüzünde bitecektir. Metaforik olarak gökyüzünde değil, sonsuzlukta ululukta bitecektir. Sinemada da bu yöntemi Kubrick birçok sahnesinde kullanmıştır. Hatta bu yöntem Kubrickian olarak literatüre girmiştir.

5-Kaydırmalı Çekim

paths-of-glory-filmloverss

Kubrick’in kamera arkası fotoğraflarına baktığımızda genelde kendisini kameranın yanında görebiliriz. Fakat bazen bu kameralar bir rayın üzerindedir. Bu ray üzerindeki kameralar yolcu treni gibidir, yolcuları da izleyicinin gözleridir. Yolculuk boyunca kamera bir karakteri önünde, arkasında veya yanında takip eder ve bu trenin içinde olan yolcular ise karakterleri sadece gözlemler Karakterler yolcular için ya da tren için bir şey yapmazlar onlar doğal akışında bir hayatın içindedirler, fanusta olan bizler ise dışarıdaki hayatı izleriz sadece. Kameranın bir rayın üzerinde hareketli bir şekilde bu çekimleri yapması kaydırmalı çekimdir ve Kubrick’in özgün imzanısı taşır.

Kubrick’in Birinci Dünya Savaşı’nda bir asker bölüğünü anlattığı ilk zaman filmlerinden biri olan Paths of Glory’de yönetmen bu bahsettiğim tekniği ustaca kullanıyor. Askerlere cesaret konuşması yapmak isteyen fakat onlardan gerçekleri de saklamak istemeyen Kirk Douglas’ı Kubrick ve bizler kameranın gözünden, önünden takip ederiz. Bu takip aslında izleyiciyi izleyici olmaktan çıkarır. Biz orada bir ruhuzdur, bir soyut dünyanın parçasıyızdır. Douglas yürürken askerler iki tarafında koğuşlanmış onu dinlemektedir. Douglas geçip gittikten sonra bile biz askerleri görmeye devam ederiz yanlardan ve bu aslında bizi anlatıcı karakterden özgür bırakarak bakışımızı tüm karakterler üzerinde odaklamamızı sağlar. Kubrick izleyiciye can verir.

6-Steadicam Kullanarak Çekim

the-shining-filmloverss

Kubrick steadicam kullanarak yani sabitlenmiş fakat hareket yetisi olan bir kamera ile sinema tarihinde bir mihenk taşı olmuştur diyebilirim. Sinema giriş derslerinde Kubrick’in The Shining filmi ve bu filmde Kubrick’in Danny’i küçük bisikleti ile takibi hala ilk öğretilenler arasındadır. Kaydırmalı çekim için kullanılan steadicam bir mekanizmaya sabitlenmiş bir kameradır ve kameraman sayesinde bu kamera hareket ettirilir. Fakat stabil olduğu için kamera, görüntülerde hareket esnasında herhangi bir titreme meydana gelmez ve pürüzsüz bir görüntü ortaya çıkar.

Kubrick’in bu usta kamera kullanımı filmlerdeki sahnelere canlılık ve bir dinamiklik katmıştır. Steadicam ve kaydırmalı çekim ile beraber kameranın aktörlerin arasından, sahnelerin içinen akıp gitmesini sağlamıştır. The Shining’in film seti tamamiyle aslında steadicam kullanımı için tasarlanmıştır. Hotelde olsun labirentte olsun Kubrick oyunculara karışmak istememiştir onları doğal bir şekilde yakalamak istemiştir. Steadicam sayesinde oyunucuyu rahatsız etmeden kamera operatörleri uzun çekimler elde edebilmiştir. Aynı zamanda steadicam kamera operatörüne büyük bir esneklik kazandırır. Oyuncuların peşinden koşabilen veya onları takip edebilen kameramanlar pürüzsüz görüntü sayesinde izleyiciye tehlikenin ve gerginliğin kokusunu ustaca verebilirler.

7-Elde Taşınır Kamera Kullanımı

stanley-kubrick-filmloverss

Doctor Strangelove ve The Shining filmlerinin kamera operatörü olan Kelvin Pike, Doctor Strangelove filmindeki savaş sahnelerinin çekimini elde taşınır kamera kullanarak yapmış. Bunun sonuncunda ortaya çıkan sonuçlar ise bizi filmin içine alıyor, film kendisinin film olduğunu unutturuyor. Biz belgesel izliyor hissine teslim oluyoruz çünkü elde taşınabilir kamera ile yapılan çekimler sanki bir savaş muhabirinin yakaladığı görüntülermiş hissi veriyor. Görüntülerin titremesi ve dar açılı çekimler gerçeklik duygusu uyandırıyor. Filmin sahnesi, kurgunun getirdiği sahtelik, yapaylık duygusunu taşımıyor.

Aynı zamanda Kubrick’in doğru yerde ve doğru zamanda elde taşınır kamerayı kullanması filmlerine başka bir hava kazandırıyor. Filmdeki bu teknik değişim filme değişik bir nüans getiriyor. Buna verilebilecek en güzel örnek Barry Lyndon filmidir sanırım. Film kameranın tripod üzerine konarak sabit bir şekilde çekilmesiyle oluşmaktadır. Fakat Barry’nin karısının sinir krizi geçirdiği sahnede Kubrick kurnazca bir şey yapar ve kameranın rolünü değiştirir. Kamerayı tripod üzerinden alan yönetmen bu sahneyi elde taşınır kamera ile çeker. Bu sinir krizi anının titreyen görüntüler izleyiciyi içine çeker ve kaosun hüküm sürdüğü bu sahnenin şiddeti artmış olur.

Burada küçük bir not olarak yazmanın faydası var; elde taşınabilir kamera olarak belirttiğim çekim tekniğinde kamera gerçek anlamıyla elde taşınmıyor. Kameramana sabit olarak bağlı bir kamera oluyor, kameraman kameraya sabitlik veriyor ve onu kontrol ediyor.

8-Geniş Plan

A-Clockwork-Orange-filmloverss

 

Geniş plan çekimler her zaman izleyicinin lehinde olan çekimlerdir. Geniş plan çekimler o anki sahne hakkında birçok bilgiye sahiptirler ve bu bilgiyi izleyicinin yakalamasına izin verirler. O an karakterin diğer karakterlere karşı ve çevreye karşı sergilediği vücut dilini, sahnedeki her şeyi gözlemleyerek izleyici zihininde bir yere oturtabilir.

Kubrick’in A Clockwork Orange filminde Alex’in (Malcolm McDowell) tedaviden çıkıp evine döndüğü sahneye bakabiliriz geniş plan çekimine örnek olarak. Alex odaya girdiğinde takım elbisesi ve elindeki bavul görevini gören torbası ile sudan çıkmış bir balık gibidir. Bir süredir izole olarak yaşamını sürdürdüğü için diğer insanlar ve çevre ile arasında bir örtüşmezlik vardır ve bu gerilim geniş planlı çekim ile Kubrick tarafından izleyiciye dilin ötesinde bir şekilde duygusal olarak iletilir. Alex gösterişli renklerin, son moda mobilyaların, kirli bulaşıkların ve bolca çayın olduğu geçmişine döner. Aslında tipik İngiliz özelliklerinin olduğu bir geçmiştir bu ve Kubrick bunu ev ile somutlaştırmıştır. Alex içeri girdiğinde geçmişine uzaklaşmıştır, geçmişinde hoş karşılanmaz. Ailesinin Alex’i görünce verdiği tepkilerden, eve yeni gelmiş olan ‘oğul’ figüründen tüm bunları anlayabiliriz. Kubrick bu sahnede geniş plan kullanarak bize tüm detayların egemenliğini veriyor. Hatta bize filme dair ipucu bile sunuyor bu teknikli çekim sayesinde. Alex’in geçmişinin duvarlarında kadın posterlerini görüyoruz. Alex’in kadını metalaştırdığını ve bu sebebiyetle gerçekleştirdiği tecavüz ve şiddet olaylarını duyabiliyoruz.

9-Dar Alanlarda Geniş Açı Mercek Kullanımı

the-shining-kubrick-david-lynch-filmloverss

Geniş plan çerçeveli sahneyi çekmeye karar verdikten sonra bir yönetmen olarak karar vermeniz gereken diğer önemli nokta sahnenin detaylarını doğru bir şekilde yakalayabilecek lenstir. Ve doğru çeşit lensi seçmeniz gerekmektedir. Kubrick’in birçok filmi ekstrem geniş açılı merceklerin kullanılması ile dikkate değerdir. Fakat bununla beraber hemen göze çarpmayan geniş açılı merceklerin kullanılması bile bir fark yaratır.

Geniş açılı merceğin kullanılmasının en basit amacı ekranda daha çok alanın ifşa edilmesidir diyebilirim. Özellikle dar, sıkışık alanlarda ve kapalı alan çekimlerinde geniş açılı merceğin kullanılması ekranda detayın görünürlüğünü kolaylaştırır. Kubrick’in kullandığı kapalı alanlardaki ekstrem geniş açılar sahnelerin çerçevesinin sınırlarında olan ve kenarlarını oluşturan düz çizgilerin formuna bozucu bir efekt getirir. Bu yine sinema tarihine Kubrickian efekt olarak geçmiş bir özelliktir. Ayrıca bu mercek kullanımı arkaplan ve önplan arasındaki mesafeyi büyütür ve bu da filme elle tutulur bir derinlik hissi kazandırır.

10-Geniş Alanlarda Geniş Açı Mercek Kullanımı

bana-bir-kubrick-cek-filmloverss

Elbette Kubrick gibi bir yönetmeni tek taraflı bir yönetmen olarak lanse etmek doğru olmayacaktır. Dar alanlarda geniş açılı merceği kullanarak filmine kendi havasını katıyor olması onun sadece bir özelliğidir, onu o yapan tek bir özelliği değildir. Paths of Glory filmindeki askeri mahkeme sahnesinde Kubrick geniş alanda geniş açılı mercek kullanmıştır. Bu teknik ile geniş plandaki birçok detayı seyirci yakalayabilir fakat bu detayların hiçbiri net değildir, odak onların üzerinde değildir. Kubrick başka bir yol izlemiştir. Geniş açılı lens kullanarak sahnedeki derinlik duygusunu korumuş fakat sadece mahkemeye çıkarılmış askeri odak noktasına almıştır.

Geniş açılı lensi kullanarak sığ olan bir derinlik alanını ortaya çıkarması yine Kubrick’in başarılarından biridir. Biz askeri mahkemeyi izlerken izleyici olarak bakışımızın nereye odaklanması gerektiğinin farkındayızdır ve bakışımız yönetmenin istediği noktadadır. Anca yine Kubrick’in hilelerinden biri sayesinde de sahnenin genelinde neler olup bittiğinin farkındayızdır.

11-Zum Mercekleri

stanley-kubrick-6-filmloverss

Barry Lyndon filminde özellikle etkili manzaraların ve balo sahnelerinin olduğu kısımlarda Kubrick zum lenslerini kullanarak sahneleri çekmiştir. Bu şekilde epik görüntüler yavaş bir şekilde kendini göstermiştir. Kubrick zum lenslerini kullanarak filmdeki sahnelerin açıları ile oynamıştır. Bu oyun sayesindeki Kubrick izleyicisine mekansal bir algı ve bunun da ötesinde bir büyünün içinde olma hissi uyandırmıştır. Bu oyunla beraber tekrar ışık ve gölge oyununda olduğu gibi bir üç boyutluluğun ötesinde bir noktada konumlandırabiliriz Kubrick’i. Yaptığı zum lensi teknikleri ile önplan ve arkaplanı birbirine yedirmiştir.

Barry Lyndon filminin ilk düello sahnesinde Kubrick ilk önce izleyicisini ölümün aracısı ile karşı karşıya getirmiştir. İzleyici tüfeklerin detaylarının gözlerinin önüne serilmiş olduğu büyük bir tuvale bakar adeta ilk anda. Daha sonra Kubrick yine bir oyunu oynar ve izleyiciyi zum merceklerini kullanarak geriye doğru çeker. İzleyicinin bakışı geri çekilirken, epik görsellikte olan bir manzara ile karşılaşır. Kurguda kesilmemiş bu tek çekimlik sahne ile Kubrick izleyicisini hem büyülerken hem de izleyicisine tansiyonun elinde olduğu bir sahne sunar.

12-Film Formatı Tercihleri

stanley-kubrick-filmloverss

Bu günlerde çoğu yönetmende gördüğümüz gibi negatif film kullanarak film çekmek az rastlanır bir şey haline geldi. Fakat her şeye rağmen, Kubrick ve onun yapımları bize söylüyor ki; film yapanların farklı farklı film formatları kullanmaları büyüleyici bir etmen. 2001: A Space Odyssey filminde Kubrick Super Panavision 70 kullanıyor yani Kubrick filmi 65 mm’lik filmler kullanarak çekiyor ve 70 mm’lik baskı ile sinema gösterimi için tasarlıyor. Aşağı yukarı şu anki IMAX gibi bir yöntem diyebiliriz. Bu teknik filme büyüleyici bir görsellik ve epiksel bir bakış getirse de yüksek çözünürlükteki formatından dolayı bu tekniği kullanmanın maliyeti biraz yüksek.

Kubrick’in 2001’den sonraki filmi olan A Clockwork Orange filmi için yönetmen tekrar 65 mm’lik film kullanmak ve filmi öyle çekmek istiyor fakat bu pek uygun olmuyor. Çünkü film bolca kapalı alan sahnesi içeriyor. Film hakkında bildiğimiz bir özellik mesela, filmin çoğu çekimi stüdyo aksine gerçek evlerde ve iç mekanlarda çekildiği üzerine. Bu şekildeki dar alanlarda çekim yapmak için daha küçük ve taşınabilir, az yer kaplayan ekipmana ihtiyaç duyulduğu için film 35 mm’lik film ile çekiliyor. Fakat gördüğümüz gibi Kubrick her zaman deneyselliğe yatkın olan ve değişimi gerçekleştiren bir yönetmen olduğu için, film formatları üzerindeki oyunları da onu başka bir noktaya konumlandırıyor.

13-Kronoloji

stanley-kubrick-clarke-filmloverss

21. yüzyılda yönetmenlerin filmin zamansallığı ile oynamasına alıştık ve artık şaşırmıyoruz diyebiliriz. Memento gibi usta işler elbette heyecanımızı arttırsa da filmin düz, çizgisel bir zamansallık anlatıp anlatmaması bizim için bir kriter oluşturmuyor artık. Fakat 1956 yılında Kubrick silahlı bir soygunun çevresinde anlattığı filmi The Killing’te bu düz zamansal anlatım ile oynadığında o dönem için devrimsel bir hareket gerçekleştirdi. Bu devrim büyük bir etki yarattı, Tarantino’nun da dahil olduğu birçok yönetmen Kubrick’ten esinlendi.

Lolita filmi ise yine Kubrick’in bu alandaki bir oyun alanı oldu fakat bu oyunun sebebi biraz farklı. Kubrick için filmin ilk yarısı ikinci yarısından daha heyecanlı ve izleyicinin dikkatini daha çok çekecek kısım olduğu için Kubrick kronolojik bir oyun oynadı. İzleyicinin ilgisini kaybetmemek için sürpriz bir sondan vazgeçip etkileyici bir açılış yaptı Lolita’da. Filmin sonunda olan Clare Quilty (Peter Sellers) karakterinin bir suçu itiraf etmesi sahnesini filmin başına koyarak izleyicinin bu suçun ne olduğunu merak etmesini ve filmde ilgisinin azalmaması için zamansallık ile oynadı. Kubrick kronoloji ile dans ederek filmi ters yüz etti ve dramatik bir şekilde karakterleri filmin zamansallığına ters bir şekilde alt üst etti; bu sayede filmine kendi yön verdi zaman değil.

14-Renklerin Kullanımı

eyes wide sht-filmloverss

Stanley Kubrick’in son filmi olan Eyes Wide Shut filmi için internette her zaman fazlasıyla teoriler dolaşmakta. Bunlardan bazıları da yönetmenin filmde kullandığı farklı renkler hakkında. Bu teorilerden bazılarına göre; kırmızı rengi cinselliği, sarı rengi ihaneti ve mavi rengi de tehlikeyi işaret, temsil ediyor olabileceği üzerine. Fakat Kubrick filminde canlı biçimde kullandığı renklerin bir şeyleri işaret etmesini değil kendilerini meşrulaştırmasını sağlıyor. Renkler sadece kendilerini işaret ediyorlar ve kendi içselliklerinde konuşuyorlar. Film renklerin dünyası içerisinde ilerliyor, renklerin her bir birey için anlamsallığında film oluşuyor. Film Noel ağacının o sıcak ve yumuşak ışıklarının renklerinde yıkanmış edasını taşıyor, bazıları için bu huzurdur ama bazıları için olmayabilir.

Renkler kendileri ile var oluyorlar Kubrick’in elinde. Filmde Dr. Bill (Tom Cruise) yaptığı bir konuşmada kendisinin ‘gökkuşağının bittiği bir yere’ götürüldüğünden bahsediyor. Renklerin olmadığı bir yere, korkutucu bir yere. Kubrick bu renkler ile oynamak için bir yöntem kullanıyor, ‘push process’ tekniği ile filmini çekiyor. Bu teknikte ortamda az ışık var olduğundan kameranın ışık ayarı ile oynuyor yönetmen ve filmin banyosu sonucunda ortaya kontrastı fazla olan gölgenin ve ışığın arasındaki ayrımın arttığı bir görüntü elde ediyor. Bu yöntem sayesinde Kubrick renkler le oynuyor ve renklerin ahenginde ışık ve karanlığın oyun sahnesini kuruyor.

15-Rol Dağılımı

clockwork-filmloverss

Kubrick filmlerini hayata geçirirken titizliliği konusunda ün yapmış yönetmenlerden biridir diyebilirim. 2001 filmini çekerken NASA’ya danışmasından tutun da Barry Lyndon filminde gerçekçiliği yakalayabilmek için sadece mum ışığını kullanmasına kadar, hayatın gerçeklerini filmlerine taşımaya gayret eden hırslı bir yönetmen Kubrick. Her zaman yapabileceğinin sınırına kadar hayatın gerçekliğini filmlerine aktarmaya çabalamıştır.

Bu gerçekliğe olan arzusunu ve filmlerinde realiteyi birebir oranında yansıtma gayreti en çok Full Metal Jacket filminde ortaya çıkıyor yönetmenin. Bu filmde yönetmen topçu çavuşu Hartman karakterini oynaması için gerçek bir talim eğitmeni olan Ronald Lee Ermey’i filmin oyuncu kadrosuna alıyor. Ermey filmde askere yeni alınmış olan erlere yaptığı konuşmada doğaçlama davranıyor ve küfür dolu bir bağırış ile aslında rol yapmaktan çıkarak bir nevi hayatın kendisinin barındırdığı bir anı Kubrick’in kamerasına teslim ediyor. Bu gerçekliklerle beraber aniden bizim elimize geçen ve hafızamıza kazınan şey ise gerçekçi portreler oluyor.

Kaynak: Taste of Cinema
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi