“Bazıları, bazı şeylerin bazı yerlerde yayınlanmasını istemez. İşte o şeylere haber diyoruz.”

John Keane

Gazetecilik şövalyelik mesleği midir? Basın çalışanları ya da özellikle araştırmacı gazeteciler, gerçekleri ortaya çıkarmak için mi zırhlarını üstlerine geçirirler yoksa meslek etiğine uygun hareket ederek ve bir şekilde ekmeklerini kazanarak durumu idare etmeye mi çalışırlar?

Tom McCarthy’nin yönetmenliğini yaptığı Spotlight’ı izlerken aklıma takılan sorular bunlar oldu. Çünkü filmin anlatısının ana hatlarını göz önüne aldığımızda ve gerek gazetecilik mesleğine gerekse din-toplum ilişkisine bakışında, inanılmaz bir zenginliğe sahip olduğunu söylemek mümkün. Katolik kilisesine rahiplerinin küçük çocuklara tecavüz etmesinin, tacizde bulunmasının ve bu gerçeğin yıllarca gizlendiğini ortaya çıkaran gazetecilerin hikayesini anlatan Spotlight, birçok iletişim ve haber kuramına atıfta bulunmakla kalmıyor; filmin bizzat kendisi de araştırılmaya değer bir hal alıyor.

Gazeteciliği Nasıl Bilirsiniz?

Boston Globe gazetesinde taciz olaylarını araştıran Spotlight ekibinin ofisi bile günümüz gazeteciliği hakkında ipucu verir cinsten. Kendilerine tahsis edilmiş bir odada çalışan ekibimiz aslında günümüzde tamamen hıza ve reklam gelirlerine dayalı bir hal alan habercilikten izole edilmiş durumda. Bazen aylarca süren çalışmalar sonrasında ortaya koydukları haberler ise bir etki yaratmaktan uzak. Konu Katolik kilisesinin sınırlarını aştığında ise ekip; sadece kilise tarafından değil, bizzat kendi gazeteleri tarafından aforoz edilme noktasına geliyor. İzole edilen gazetecilere karşın kilisenin tüm toplumu kuşatması, sürekli olarak kadraja alınıyor.

McCarthy belirli bir duygu ya da algı yaratmaktan uzak duruyor, neredeyse tüm seslere yer vermeye çalışıyor ve onlarca farklı bakış açısı yaratmaya çalışıyor. Gazete-kilise çatışması üzerinden toplumun önde gelen kurumlarının iş birliklerini ve çıkar çatışmalarını yansıtıyor. Böylece film boyunca yapılan “sistem” vurgusunun altı dolduruluyor. Örneğin; gazeteci ekibin olaya yaklaşımı ile farklı kuramlara atıfta bulunuluyor. Bir iletişim kanalında haber akışını yönlendiren –genellikle editör- “eşik bekçisi” kavramı genişletilerek haberin sorumluluğu sadece bir kişiye değil, yine onun içinde bulunduğu sisteme yükleniyor. Burada ise doğal olarak sosyo-ekonomik ilişkiler ve rıza üretimi konusu ön plana çıkıyor. Film bir adım daha ileri giderek Robby (Michael Keaton) karakteri üzerinden sistemin yarattığı bireyin, nasıl da sistemi yaratan kişi haline getirdiğini çarpıcı biçimde sunuyor. “Potter Kutusu” kuramında bahsedilen; “haberde ilkeler ve çıkarlar çatışması” mevzusu McCarthy sinemasının en önemli unsurlarından olan “modern kurumlar ve ahlaki ikilemler” yaklaşımı ile birleşiyor. Konuya ahlakın dışında bilimsel açıdan da yaklaşılarak –tacizcilerin psikoterapist tarafından değerlendirilmesi- ve sınıflandırmalar ile roller belirlenerek, bir noktada işin ucunun her gerçek ve tüzel kişiye dokunduğu mesajı veriliyor.

Bizim Büyük Suskunluk Sarmalımız

“Peki ya sorunun çözümü nedir?” sorusuna Spotlight’ın cevabı oldukça karamsar. Filmin yerel bir gazete üzerinden suskunluk sarmalı kuramına atıfta bulunması, dinin modern toplumlarda bile hala bir tabu olduğunun en canlı örneği. Bu gerçeği her gün yaşayan bizler gibi milyarlarca insan da, dini kurumların inancı kemirdiği bir dünyaya gözlerini açıyor. Özellikle yerel ve kapalı toplumlarda bu gerçek daha da ağır biçimde yaşanırken, hayatımıza yön veren hiyerarşiler de buna göre şekilleniyorlar. Neredeyse “emirleri uyguladık” diyebilecek kapasitedeki rahipler ve işledikleri suçlar ancak olayın kilise boyutu düşünüldüğünde bu kadar korkutucu olabiliyor fakat o bile bir noktadan sonra unutulabiliyor. Bizleri saran suskunluk sarmalı, sistemin yok ediciliğinin bir sonucu olarak okunuyor. Benzer biçimde yerel gazetenin haberi yayınlayıp yayınlamama konusunda yaşadığı çıkmaz, yerel yayıncılık yapan tüm basın organlarının yaşadığı o dışlanma korkusunu ve güç sahiplerine yanaşma dürtüsünü akıllara getiriyor. Bernard Roscho’nun “Haber, en mükemmel ve becerikli gazeteciye bırakılmayacak kadar önemlidir.” cümlesi, toplumda karşılığını buluyor.

Film genellikle görsel açıdan gösterişsiz ya da yaratıcı bir dokunuştan uzak bulunsa da ağır bir konuyu işlediği düşünüldüğünde, kameranın neredeyse yok olması anlaşılabilir bir durum. Zira yönetmen de hikayesini başarılı biçimde aktarıyor; senaryo çok fazla aksamıyor ve gerçekçi bir yaklaşımla -neredeyse bir gazeteci titizliğiyle- konu en ince ayrıntısına kadar mercek altına alınıyor. Filmin zayıf noktası ise karakterlerini tamamen “gazeteci” olarak resmederken aile hayatlarına ve kişisel problemlerine pek yer vermemesi. Sacha Pfeiffer (Rachel McAdams) dışındaki karakterler “gazeteci” kimliklerinin dışına pek çıkamıyorlar ve bu sıkıntı, sanki filme duygusal ve genel yapıyla ilgisi olmayan birkaç sahne eklenmesine neden oluyor. Yazının başında sorduğum sorular düşünüldüğünde şövalyeliğe atıfta bulunan bu sahneler, çoğunluğun sessizliğini kıramayan bir umut kırıntısını korumaya hizmet ediyor ve hesaplı duruyor. Fakat son noktada filmin bütünlüğüne zarar vermiyor ve perde karardığında gerçekler yeniden yüzümüze vuruluyor.

Spotlight: Konuşan Kafaların Zaferi

Spotlight; haberciliğin her ne kadar bir ekip işi olsa da bireysel tercihlerle şekillendiğini de gösteriyor. Mesleki etiğin ve denetleme mekanizmalarının haberciliğin aleyhine çalışmaya başladığı günümüzde bir kahramanlık ya da idealizm masalı anlatmıyor. Bireysel tutkuların hırsla ya da umursamazlıkla dolu olduğunu da göstererek gazetecilerin zayıf ve güçlü yönlerini bir arada ele alıyor. Film belki “etkileyici bir sinemasal deneyim” ya da “daha önce görmediğiniz büyüklükte bir prodüksiyon” değil. Fakat dersine iyi çalışarak, ele aldığı konuyu tüm boyutlarıyla inceleyerek ve bunu da sinemasal açıdan oldukça sade bir dille yaparak sınıftaki havalı çocukların sinirlerini bozan o gözlüklü çocuk olmayı başarıyor. Belki çok konuşuyor ama çok konuşanların beceremediği bir şeyi yapıyor: Doğruları söylüyor.

“Bazıları, bazı şeylerin bazı yerlerde yayınlanmasını istemez. İşte o şeylere haber diyoruz.” John Keane Gazetecilik şövalyelik mesleği midir? Basın çalışanları ya da özellikle araştırmacı gazeteciler, gerçekleri ortaya çıkarmak için mi zırhlarını üstlerine geçirirler yoksa meslek etiğine uygun hareket ederek ve bir şekilde ekmeklerini kazanarak durumu idare etmeye mi çalışırlar? Tom McCarthy’nin yönetmenliğini yaptığı Spotlight’ı izlerken aklıma takılan sorular bunlar oldu. Çünkü filmin anlatısının ana hatlarını göz önüne aldığımızda ve gerek gazetecilik mesleğine gerekse din-toplum ilişkisine bakışında, inanılmaz bir zenginliğe sahip olduğunu söylemek mümkün. Katolik kilisesine rahiplerinin küçük çocuklara tecavüz etmesinin, tacizde bulunmasının ve bu gerçeğin yıllarca gizlendiğini ortaya çıkaran gazetecilerin hikayesini anlatan Spotlight, birçok iletişim ve haber kuramına atıfta bulunmakla kalmıyor; filmin bizzat kendisi de araştırılmaya değer bir hal alıyor. Gazeteciliği Nasıl Bilirsiniz? Boston Globe gazetesinde taciz olaylarını araştıran Spotlight ekibinin ofisi bile günümüz gazeteciliği hakkında ipucu verir cinsten. Kendilerine tahsis edilmiş bir odada çalışan ekibimiz aslında günümüzde tamamen hıza ve reklam gelirlerine dayalı bir hal alan habercilikten izole edilmiş durumda. Bazen aylarca süren çalışmalar sonrasında ortaya koydukları haberler ise bir etki yaratmaktan uzak. Konu Katolik kilisesinin sınırlarını aştığında ise ekip; sadece kilise tarafından değil, bizzat kendi gazeteleri tarafından aforoz edilme noktasına geliyor. İzole edilen gazetecilere karşın kilisenin tüm toplumu kuşatması, sürekli olarak kadraja alınıyor. McCarthy belirli bir duygu ya da algı yaratmaktan uzak duruyor, neredeyse tüm seslere yer vermeye çalışıyor ve onlarca farklı bakış açısı yaratmaya çalışıyor. Gazete-kilise çatışması üzerinden toplumun önde gelen kurumlarının iş birliklerini ve çıkar çatışmalarını yansıtıyor. Böylece film boyunca yapılan “sistem” vurgusunun altı dolduruluyor. Örneğin; gazeteci ekibin olaya yaklaşımı ile farklı kuramlara atıfta bulunuluyor. Bir iletişim kanalında haber akışını yönlendiren –genellikle editör- “eşik bekçisi” kavramı genişletilerek haberin sorumluluğu sadece bir kişiye değil, yine onun içinde bulunduğu sisteme yükleniyor. Burada ise doğal olarak sosyo-ekonomik ilişkiler ve rıza üretimi konusu ön plana çıkıyor. Film bir adım daha ileri giderek Robby (Michael Keaton) karakteri üzerinden sistemin yarattığı bireyin, nasıl da sistemi yaratan kişi haline getirdiğini çarpıcı biçimde sunuyor. “Potter Kutusu” kuramında bahsedilen; “haberde ilkeler ve çıkarlar çatışması” mevzusu McCarthy sinemasının en önemli unsurlarından olan “modern kurumlar ve ahlaki ikilemler” yaklaşımı ile birleşiyor. Konuya ahlakın dışında bilimsel açıdan da yaklaşılarak –tacizcilerin psikoterapist tarafından değerlendirilmesi- ve sınıflandırmalar ile roller belirlenerek, bir noktada işin ucunun her gerçek ve tüzel kişiye dokunduğu mesajı veriliyor. Bizim Büyük Suskunluk Sarmalımız “Peki ya sorunun çözümü nedir?” sorusuna Spotlight’ın cevabı oldukça karamsar. Filmin yerel bir gazete üzerinden suskunluk sarmalı kuramına atıfta bulunması, dinin modern toplumlarda bile hala bir tabu olduğunun en canlı örneği. Bu gerçeği her gün yaşayan bizler gibi milyarlarca insan da, dini kurumların inancı kemirdiği bir dünyaya gözlerini açıyor. Özellikle yerel ve kapalı toplumlarda bu gerçek daha da ağır biçimde yaşanırken, hayatımıza yön veren hiyerarşiler de buna göre şekilleniyorlar. Neredeyse “emirleri uyguladık” diyebilecek kapasitedeki rahipler ve işledikleri suçlar ancak olayın kilise boyutu düşünüldüğünde bu kadar korkutucu olabiliyor fakat o bile bir noktadan sonra unutulabiliyor. Bizleri saran suskunluk sarmalı, sistemin yok ediciliğinin bir sonucu olarak okunuyor. Benzer biçimde yerel gazetenin haberi yayınlayıp yayınlamama konusunda yaşadığı çıkmaz, yerel yayıncılık yapan tüm basın organlarının yaşadığı o dışlanma korkusunu ve güç sahiplerine…
Puan - 80%

80%

Spotlight belki çok konuşuyor ama çok konuşanların beceremediği bir şeyi yapıyor: Doğruları söylüyor.

Kullanıcı Puanları: 3.86 ( 15 votes)
80
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi