Kariyerinin ilk yıllarından itibaren uzunca bir süre korku türünde filmler çeken ve body-horror türünün en önemli isimlerinden biri olarak anılan David Cronenberg’in kariyerinin dönüm noktası milenyumla gerçekleşti diyebiliriz. 2000’li yıllara kadar korku sinemasının birçok alt türünde filmler çeken ve kült eserler ortaya koyan Cronenberg, beden odaklı bakış açısını daha zihinsel, psikolojik ve hatta psikiyatrik bir merkeze oturtmaya 2003 yılında Ralph Finnes’ın başrolünde olduğu Spider ile başladı. Cronenberg’in karanlık, psikolojik gerilim filmi Spider, yönetmenin filmografisini yeniden şekillendireceğini işaret eden, kariyerinin olgunluk döneminin başyapıtlarından biri olarak göze çarpıyordu aynı zamanda.

Travma teorisi, kaba tabirle, bozulan zihinsel bütünlüğün çatlaklarından doğan sızıntıların, aşırı bunaltıcı durumların acı ve panik yaratabilmesi gibi bazı anlarda gerçeğe dönüşebileceğini söyler. Bununla birlikte, bu yaralanmaların sembolik aktarımı sürekli olarak üretmeye götüren bir süreçtir ve yoğun bir fantezi yaratmaya müsaittir. Spider’ın açılış sahnesi, bir trenin gara yaklaştığı anı yakalar. Yolcular sakin bir şekilde trenden inerken, treni en son terk eden Dennis Cleg, nam-ı diğer Spider görüntüye girer. İlk görüşte, Dennis’in korku dolu çaresiz bakışları, tedirginliği ve üst üste giydiği gömlekleri göze çarpar. Ancak, bu sahne sonunda akıllarda en çok üst üste giyilen gömlekler kalacaktır ki, Dennis’in durumunu anlatmak için yerleştirilmiş mükemmel detaylardan bir tanesidir. Ardında pek çok soru işareti bırakan bu açılış sahnesinin ardından, Dennis işçi mahallelerinden birinde yeni yaşam alanı, Bayan Wilkinson tarafından idare edilen bir çeşit rehabilitasyon merkezini arıyor. Bu rehabilitasyon merkezi filmin ve Dennis’in zihninin düğümleri çözülmeye başladıkça bir açık hava hapishanesine eş değer konuma gelmeye başlıyor. Bu sırada geçtiği sokaklar, gördüğü evler ve hatta bahçe çitleri ona çocukluğunu ve zihninde yer etmiş önemli hatıraları hatırlatıyor ve Spider’ın zihninin derinliklerinde tetiklemelere sebep oluyor; bir pencereden içeri baktığında çocukluğunu ve mutfak masasında oturan annesini görüyor. Bu halüsinatif görülen sahne aslında Dennis’in zihninin karmaşasının arttığına işaret ediyor. Bu tetiklemeden sonra Dennis kronolojik olarak çocukluğunun hikâyesini gördüğü sanrılarla detaylandırmaya başlıyor ama bu bölümlerin her birinde yetişkin Dennis izleyici olarak yer alıyor.

Spider: İnsan Zihninin Kırılganlığı

Dennis’in sanrıları merkezine annesini ve babasını alıyor ve ebeveynlerinin ilişki dinamikleri üzerinde yıkıcı etkiler bırakmaya başlıyor. Babasının iş çıkışı gittiği barda gördükleriyle, annesi tarafından reddedilme duygusunu tatması zihninde ortaya çıkan hikâyenin çığrından çıkmasına sebep oluyor. Sevgiyi tattığı annesinin, babası tarafından bir seks işçisi sebebiyle öldürülmesini içeren bu hikâye Dennis’in travmasının ortaya çıkışını temsil ediyor. Bu sahneden sonra Cronenberg, paralel kurguyu incelikle kullanarak Dennis’in zihninin karmaşasını sevgi dolu öz anne ile kötü üvey anne arasında bağ kurarak sağlıyor. Dennis’in geçmişe dönük sanrılarında gerçeklik algısının nasıl hızla yıkılmaya başladığına şahit olurken, yetişkin Dennis’in de kendi kırılgan gerçekliğinden kopuşuna şahit oluyoruz. Cronenberg bir yandan yavaş yavaş Dennis’in zihninin derinliklerine inerken, bir yandan da şizofrenisinin aşikarlığını göstermekten çekinmiyor. Ancak, bunu senaryonun düğüm noktalarına yerleştirmesindeki başarısı, kırılan gerçekliğinin iyice bulanıklaşmasını sağlıyor. Bu bulanıklık onun anılarından taşarak kaldığı misafirhanenin odasına kadar ilerlediği zaman Dennis’in titizlikle ama anlaşılmaz bir şekilde not aldığı defterine olan güveni de sarsılıyor aslında, paranoid şizofrenisi iyice ayyuka çıkıyor ve iyileştiği düşünüldüğü için açık dünyaya dönmesine izin verilmişken, iyice kayboluşuna tanık oluyoruz.

Cronenberg, karakterinin iç ve dış dünyasına eşit mesafede kalmayı amaçlıyor. Çevreye bağlı gerçek öyküsünü, tamamıyla iyileştiğine inanılan bir adam olarak anlaşılmasının yanı sıra neyin doğru olduğuna ve neyin yanlış kurgulandığına dair emin olamadığımız psikotik bir iç dünya yaratıyor. Bu şekilde Dennis’in şizofrenisini olabilecek en somut hâle getirmeyi ve sinematik bir etkiye sahip olmasını sağlıyor. Aslında şizofreninin etkilerini açılış sahnesinden itibaren oldukça belirgin biçimde de anlatıyor. Dennis’in dışa yansıtamadığı duygularına bağlı olarak sosyal çekingenliği, zayıf konsantrasyonu ve konuşma azlığına ek olarak, gömleklerini üst üste giymesi, tütün lekeli parmakları ve eşyalarını bir çorapta saklaması gibi fiziksel özellikler de Dennis’in durumunun tasviri için kullanılan karakteristik detaylar olarak filmde yer alıyor. Ayrıca, bu detaylarla Dennis’in uzun bir tedavi süreci geçirdiğini de anlamamız mümkün oluyor.

Zihin Matrisi: Kendi Gerçekliğini Yaratmak

Dennis’in sanrıları ve içiçe geçmeye devam eden zihninin parçaları, özenle sakladığı not defterine aktarılmaya devam ediyor. Yer yer yazdığı bazı kelimeleri mırıldanıyor ve tekrar ediyor. Filmin en gizemli unsurlarından olan not defteri, Dennis’in zihninde kurguladığı hikâyenin senaryosu olabilecekken, geçmişini açıklığa kavuşturmak için büründüğü izleyici rolünün bir uzantısı da olabilir. Ama kesin olan, not defteri aracılığıyla zihnindeki parçalarla bir şekilde bağlantı kurabilmesi. Bu bağlam, kaldığı odanın düzenini ve işleyişini manipüle edercesine duvarlar arasında bir ağ kurmasına ön ayak oluyor ve bu metaforik örümcek ağı yaşadığı travmanın yoğun üretiminin bir parçası olarak karşımıza çıkıyor. Ancak, bu ağın daha derin ve farklı bir yansıması da mevcut; doğruyu bulmaya çabası, film ve anlatıcı tarafından bükülmüş kurguların ağında kendini kaybediyor. Cronenberg’in örümcek ağı metaforu, Marcel Duchamp’ın ünlü yerleştirme eserine referans olarak kullanması, Dennis’in gerçek hatıralarına ulaşmasını engelleyen bir bariyer ördüğünü ve bu engelin ardında kalarak benliğinden ve geçmişinden kopuşunu daha anlamlı bir merkeze oturtuyor.

Dennis, zihninin derinliklerinde kayboldukça ve gerçeklik algısını iyice kaybettikçe hikâyesi de tutarsızlaşıyor. Üvey annesinden nefret eden küçük Dennis’in, onu hayatından uzaklaştırmanın yolunu ararken, annesinin intikamını alma amacıyla öldürme planı yaptığını ama planını gerçekleştirdikten sonra, aslında gerçek annesini öldürdüğünü görürüz. Bu sahneyi de, yetişkin Dennis’in kaldığı rehabilitasyon merkezinin idarecisi Bayan Wilkinson’u öldürme girişimini gösteren bir sahne takip eder. Filmin bu sekansı Dennis’in algısının gerçeklikten kopuşunun en somut anıdır aynı zamanda. Artık neyin zihninde, neyin gerçekte yaşandığını ayırt edemez hâle gelir. Dennis olayları “dişi” ve “anne” üzerinden kodladığı için, Bayan Wilkinson’un sert kurallarla yönettiği bu ev onun çarpık hayal gücüyle çelişerek, cinayet teşebbüsünde bulunmasına sebep olur. Filmin bu noktaya parmak basmasıyla birlikte Dennis’in gizemini ve anlamını çözemediği kadınlık olgusuna da iyice vurgu yapılmış olur.

Zihnin Güvenilmezliği

Cronenberg’in psikiyatrik çalışmasının sonunda, geçmiş olaylara dair gerçekler bir noktada geçerli gibi görünüyor, ama anlatıcı konumundaki Dennis’in güvenilmezliği de bir o kadar ortaya çıkıyor. Dolayısıyla filmin sonu ile ilgili de kuşkusuz soru işaretleri belirmeye başıyor.  Son sekansta artık neyin doğru olduğuna dair bir görüşe sahip olduğumuzu düşünürken, bu doğrunun da aslında yine Dennis’in zihnine dayandığını fark ediyoruz ve film boyunca tekrar takrar Dennis’in geçmişinin güvenilir bir şekilde inşa edemeyeceği anlatılıyor. Anıların bir arşiv gibi düzenlenemeyeceği, onları hatırlarken okuduğumuz, gördüğümüz ve duyduğumuz çeşitli etkileşimlerden ne kadar güçlü bir şekilde etkilendiğimiz filmin odak noktasında yer alıyor.

Annesinin Dennis’e örümcek hikâyesini anlatması ile yine Dennis’in kendisi ile ilgili tanımlamalar yapmasına sebep olup, travmasının gün yüzüne çıkarak fanteziler üretmesini tetikliyor. Zihninde yarattığı bulmacayı bir araya getirme teşebbüsü, yeni gerçeklikler kurgulamasına sebep oluyor ve bu konuda başarısız oldukça sabrı taşmaya başlıyor. Filmin iki sekansında bulmacalara direkt göndermeler yapan Cronenberg, Dennis’in kaldığı rehabilitasyon merkezinde bir puzzle tamamlamaya çalışırken uğradığı başarısızlıkla kontrolünü nasıl kaybettiğini göstermekten çekinmiyor. Bir diğer gönderme de klinik tedavi gördüğü zamanları tek görebildiğimiz sekansta, kırılan cam parçalarının bir araya getiriliş sahnesinde belirginleşiyor. Bu sahneyi hareket noktası  alacak olursak, Dennis’in elindeki parçayla tamamlanan camda kanla kaplı parçanın Dennis’in müdahele alanının dışında olmasını, zihnindeki cinayet algısına referanslamak mümkün olabilir; bu da Dennis’in zihninde gerçeklikten tamamen farklı alternatif bir hikâye olduğunu yorumlamamıza yardımcı oluyor.

Psikiyatrik ögelerle bezeli bir karakter filmi olan Spider, Cronenberg’in olgunluk dönemine ve yeni bir türe geçişini müjedelemekle kalmıyor. Önceki filmlerine göre daha stabil işlediği olay örgüsüyle tek bir türün gerekliliklerine sıkışıp kalamayacağını, beden değişimine odaklanan ilk filmlerinden sonra insanın zihinsel kırılmalarını psikiyatrik ögelerle besleyebilecek donanıma sahip olduğunu açık bir şekilde gösteriyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi