Bir çekimin karşısında yer alan karşı çekim aslında bir savaş alanındaki saldırıda karşınızda duran kuvvet değildir. Bu çekim sizin bir başka alanınızdır, bir başka oyun alanınızdır. Bu alanda yönetmen bir paralel evren mücadelesi içerisinde kendine yeni bir alan açar ve bu alanı istediği gibi yönetip bir tanrıcılık alanı yaratır. Bu karşı alandaki oyun mücadelesini ise en iyi yansıtan günümüz yönetmenleri Coen kardeşlerdir diyebiliriz. Ve işte kanıtı! 

Coen kardeşlerin çekmiş oldukları filmlerin bir video essay konusu olduğu bir video var elimizde. Fakat bu video içerisinde filmlerin birer kopyalanma tekniği ile anlatıldığı ve sahneler üzerinden ahkam kesildiği bir anlatış hakim olmuyor gözlerimize ve kulaklarımıza. Onun yerine bir karşılaştırma ve eşleştirme yöntemi ile sinemanın çok küçük bir mikro kozmosunda bazı noktaların bazıları tarafından ele alınışı ve bu ele alınış doğrultusunda izleyicide oluşan tesir alanı tartışılıyor. Bu tesir alanı içerisinde kameranın nerede durduğu herhangi bir tartışma nesnesi veya öznesi değil bu yüzden de benim merakımı en cezbeden şeylerden biri. Kamera bir ajan ise, bu ajanın gözetlemesi nerede başlıyor ve nerede bitiyor; bununla beraber izleyicinin gözü kameradan ne zaman kopuyor ve özgürleşiyor?

coen - 3 - filmloverss

İlk olarak video essay üzerinden bir tartışma ortaya çıkaracak olursak manifestomuz bir çekim süreci ve etki-tepki üzerinden yola çıkacaktır. Bir karakterin üzerinde kalan kameranın o karakteri çevresineki diğer “şeyler” ile beraber tek başına yakalaması aslında paradoksal bir mükemmellik yaratıyor. Karakterin sahne içerisinde tek başına olması onun verdiği tepkilerin bizdeki etkisini arttırıyor ve bununla beraber çevresindeki çevrenin katmış olduğu atmosferik metafor bizi onun bir şey söylemese de veya yapmasa da içinde bulunduğu duruma karşı hazırlayan bir dönemeç oluyor. Bu tek çekim içerisinde cümlelerin varlığı veya yokluğu bir yer kaplamıyor. Önemini kaybetmemiş olan diyaloglar filmlerin yönetmenleri Coen kardeşler elinden bir sihire dönüşüyor. Senaryosunu yazdıkları ama yönetmenliğini yapmadıkları film ile kendi yazıp yönettikleri filmlere baktığımızda alaycılık sınırının içerisindeki realitede dolaşan sözlerin bu etki-tepki çekimleri ile nasıl da parladığını görebiliyoruz.

coen - 4 - filmloverss

Sözlerin bir karakterden başka bir karaktere aktarıldığı anda veya bir karakterin çevresindeki boşluğun güvenilir kıldığı zamansal alanda kendi kendine konuşması fakat bu sahnelerin yönetmenlerin seçtiği kamera merceği ile orantılı olarak çekilmesi bir sahneyi büyülü kılıyor. Bir karakterin omzunun arkasında duruyormuşuz edasıyla diyalogları gizlice, küçükken ebeveynlerimizi dinlediğimiz namahrem alandaymış gibi dinlememiz bizi sinemada bir çocuksal düşsel alana itiyor. Fakat Coen’lerin tek çekimlik sahnelerinde karakterin direkt olarak bize bağlanıyor oluşu bir sorumluluk getirmesinin yanında çocuksu modern hayat dışlanmasının tersini yaratıp bizi realitenin merkezine konumlandırıyor ve böylelikle filmdeki delilik içimizdeki yerinde kendini huzura kavuşturuyor.

coen - filmloverss

Fakat Coen sinemasının sözler ile oynadığı oyun sadece bir alan içerisinde kilitli kalmıyor. Sözlerin yerinin çok ayrı bir yer olduğunu bilsek de Coen sinemasında tarifi zor bir ritim yer ediyor. Bu ritim karakterlerin çekimleri ile alakalı olarak içinde kara mizahı barındırdığı mimiksel, hareketsel ve düşünsel bir ritim. Bu ritim sahnelerin geçişlerinde ve sahnelerdeki atmosferden koklanabilen bir ritim haline geliyor. Ve tarzlarının oturmuşluğunun verdiği bir yatkınlık ile bu ritmik hareket sekans işbirliğini filmlerin her dakikasında görebiliyoruz. Karakterlerin duruşları bazen birçok sözün ötesinde bir yerde kendini ifşa edebiliyor. Ağzımızdan çıkan seslerin anlam yüklediğimiz bazı “şeyleri” betimliyor olması aslında birçok düzenin pekiştirilmesi ve söylemlerin çoğaltılması, basamakların katedilmesi ile kendini oluşturuyor. Fakat duruşların ve bakışların pür varlığı bize bazı duyguları basamaksız olarak ve algısal açıklık olarak mükemmel bir seviyede ulaşabiliyor ve bu transferi Coen kardeşler ustaca yapabiliyor.

coen - 2 - filmloverss

Güneşe değmek için çok fazla yükselen Ikarus gibi Coen kardeşler de bazen fazla yükseliyorlar ama kaderleri onların kanatlarını eritip düşmelerini engelliyor. Birer kahraman olarak ülkelerine dönen eril söylem kahraman savaşçıları olan bu iki asker aslında çoğu zaman sözsüz bir merkezde durarak birçok söylemlerini kırıyorlar ve bu yüzden de gözümüzdeki değerlerinin artmalarını sağlıyorlar. Sadece basitlik üzerinden yer alan bir komedinin anlatıcısı olan kardeşler kameranın verdiği güce kendilerini kaptırmadan bir sigara üzerinden erkeksel üstünlüğü tartışırken bir yanda da ölüm üzerinden dinsel kurmaca alanın esiri olan insanın duyduğu acının maddesel dünyada sonlu manifestosunu yayınlayabiliyorlar. İşin ritmik kısmında tekrara düşmenin getireceği hayal kırıklığından kaçarken kendilerini müziğin kucağında buluyorlar. Fakat bu ritmik alanda bile kendi imzalarını taşıyan etki-tepki çekimleri ile bir çekimin karşıtı, onun kucaklayan ve geri iten çekimini ustalıkla oyun alanlarına alıp dans edebiliyorlar.

coen - 5 - filmloverss

Kameranın gözünün nerede röntgencilik ile başlayıp sınırını nerede teşhircilik noktasına taşırdığını tartışmak ise Coen sinemasından yola çıkarak sinema üzerinden yapabileceğimiz büyük tartışmalardan birine benziyor. Karşı karakterin omzunun da kameranın alanına girdiği ve bizim gözümüz ile iletişimde tutulduğu, karakteri dinlerken sanki birinden destek alıyormuşuz gibi hissetmemiz aynı zamanda bize güven veren bir durum. Çünkü bu durum sayesinde izleyici kendini bir noktaya sabitleyebiliyor. Fakat Coen kardeşler gibi kameranın karakteri tek çekim ile çekerek onu bizimle bir başımıza bırakması bize hem bir özgürlük hem de bir güvensizlik alanı içerinde yaratıcılıkla harmanlanan korkuyu veriyor. Kameranın gerçeklikten yola çıkarak meydana getirdiği olayların kurgusal olması ipucu Coen sinemasında ortadan kaldırılıyor ve böylelikle ritmik dünyada izleyicinin gözü ne görürse ve ne yakalarsa onunla baş başa kalıyor. Bu oyun alanında tek başına bırakılan çocukların neye saldıracaklarını bilememesi gibi izleyicinin gözünün ekranda kaybolmasına ama kaybolurken de yeni şeyler keşfetmesine olanak sağlıyor. Sadece göz, ritim ve Coenler üzerinden büyük bir tartışmanın ön ayakları olan bu konuşmalar bile onların sinemasının ne derece iç açıcı ve yaratıcı olduğunu gösterebilir. Bu tartışmalara bir de bir başka derssel boyuttan yaklaşmak isterseniz aşağıdaki video essay’i kaçırmamanızı öneririm. Tartışmanın ortaya çıkmasına vesile olabilecek bu öğreti sayesinde videonun üzerinden bir kamera aracı-amacı tartışması yaratabiliriz, buyrun.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi