Günümüz sinemasını derinden etkilemeyi başarmış bir yönetmen Quentin Tarantino. Ödül törenlerinde senaristliği yüceltilip, yönetmenliği görmezden gelinse de sinema dünyasında kıymeti biliniyor. Sinema aşkıyla dolup taşan sinefil yönetmen, genellikle seyirciyi ikiye bölen ve kendisinin de izlemekten zevk aldığı türde filmler çekmeyi seviyor. Bu yazıda ele alacağımız Soysuzlar Çetesi (Inglorious Basterds) de bu aşkı her anında hissettiriyor.

İlk ve aynı zamanda altın dönemi olan 90’lı yılların ardından Kill Bill efsanesini yaratan Tarantino, bu film sonrasından kısmi bir düşüş yaşadı. Robert Rodriguez’le giriştikleri iki film birden projesinin kendi ayağı olan Death Proof,  seyri keyifli ama boş bir filmdi. İşte bu boşluğu uzun yıllar hayata geçiremediği İkinci Dünya Savaşı projesi Soysuzlar Çetesi ile dolduran yönetmen, hayranlarını memnun eden bir filme daha imza attı. Yalnız Death Proof, Inglorious Basterds ve Django Unchained üçlüsünün son ikisi ne kadar iyi olsa da, eski Tarantino’yu arattıkları bir gerçek.

Film Title: Inglourious Basterds

1978 tarihli Enzo G. Castellari filmi The Inglorious Basterds’dan ilham alan, ancak bambaşka bir hikaye anlatan Tarantino, İkinci Dünya Savaşı ve Nazilerle ilgili fantezilerini hayata geçirdi. Fantezilerini diyorum çünkü gerçek figürlerle kurgusal olanları aynı hikayede bir araya getirip, alternatif bir gerçeklik (geçmiş) yarattı. Amerikan askerlerinden oluşan Nazi avcısı bir grupla, ailesi Nazilerce katledilen Shosanna adlı bir genç kızın intikam dürtüsünün aynı hedef doğrultusunda onları bir araya getirdiği film, bir Nazi parodisi olarak da yorumlanabilir.

Pulp Fiction’daki parçalı anlatı ve Kill Bill’de olduğu gibi hikayesini yine hepsine farklı isimler verdiği bölümlere (chapter) ayıran Tarantino, bu formülün Soysuzlar Çetesi’nde akışı zedelemesine engel olamamış. Filmi 5 bölüme ayıran Tarantino, her bölümü kendi içinde bir finalle noktalamaya çalışıyor (son bölümde çifte final). Bölümleri tek tek ele aldığımızda asıl sorunun -her anı ustalıkla yazılmış olsa da- sahnelerin fazla uzun tutulup, dinamizm ve tempodan yoksun bırakılması diyebiliriz. Filmin giriş bölümü olan “Bir Zamanlar Nazi İşgali Altındaki Fransa’da” daha çok Yahudi avcısı -filmin kötü adamı- Colonel Hans Landa’yı tanıtma işlevi görüyor. Bunun yanında Yahudi Shosanna’nın intikam öyküsü de hikayenin başka bir kolunu oluşturmak için yerini alıyor. Etkili bir giriş yapmak isteyen Tarantino, bu bölümün sonunda hedefine ulaşıyor ulaşmasına, ancak seyircinin de sabrını sınıyor. Özellikle filmin ortalarına denk gelen Shosanna’nın hikayesine döndüğümüz üçüncü bölüm “Paris’te Alman Gecesi” büyük finale giden yolda gerekliliğinin yanında düpedüz sıkıcı ve filmde ciddi bir gedik açıyor. Tarantino’nun yaptığı gibi filmi bölümlere ayırarak incelersek bu tip sorunlardan bahsederiz. Ancak bütüne bakarsak sonu itibariyle vaatlerini yerine getirip, seyircisini hazza ulaştırmayı başaran bir Tarantino filmi görürüz.

Inglourious-Basterds 3 Filmloverss

Tarantino alternatif bir gerçeklik yaratırken de farkını ortaya koyuyor. Bu düzlemde giden filmlerde, “şöyle olsa nasıl olurdu?” sorusunun peşinden gidilir. Tarantino’nun da çıkış noktası bu. Ancak, alternatif gerçekliğin doğuracağı sonuçların üzerine gitmek gibi bir derdi yok. Filmi de zaten tam o noktada bitirerek, her şeyi seyircinin hayal gücüne bırakmayı tercih ediyor.

Soysuzlar Çetesi’nde üzerinde durulması gereken başka bir husus da Tarantino’nun sinefil kişiliğinin yansımaları… Şöyle ki; bir İngiliz casusun film kritiği yapması ve yazdığı iki kitaptan bahsetmesi, hikayede önemli bir yer tutan sinema salonu, Nazi filmleri ve dönemin diğer filmlerine yapılan göndermeler filmin türü ne olursa olsun Tarantino’nun sinemadan aldığını, sinemaya sinemayla geri döndürmek istemesinin bir sonucu diye düşünüyorum. 

Soysuzlar ekibinin Nazilerin kafa derilerini yüzmesi ve onları damgalamaları Tarantino’nun genellikle tercih ettiği ‘grafik şiddet’ biçiminde perdeye yansıyor. Mizah dozunun iyi ayarlanması ve Albay Colonel Hans Landa gibi kısa sürede efsaneleşen bir kötü karakter yaratılabilmesi filmin başarısında büyük pay sahibi. Karakterlerden söz açılmışken, başta Hans Landa kompozisyonuyla yardımcı erkek oyuncu Oscar’ını alan Christoph Waltz olmak üzere Brad Pitt, Melaine Laurent, Eli Roth gibi isimlerin iyi oyunlarının filmin artılarından olduğunu belirtmek lazım.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi