1939 yılında Hitler’e yapılan suikast girişimi başarılı olsaydı tarihte neler değişirdi?

Oscar adayı “Çöküş” ve “Deney” gibi filmleriyle izleyicilerin gönlünde taht kurmuş yönetmen Oliver Hirschbiegel‘in son filmi Hitler’e Suikast – 13 Minutes inanılmaz bir gerçek olaydan uyarlandı. Nazi dönemi Almanya’sında geçen film, yerleştirdiği bomba ile Adolf Hitler’i ve kurmaylarını havaya uçurmayı sadece 13 dakikayla kaçıran Georg Elser’in hikayesini anlatıyor.

Oliver Hirschbiegel’in anlatımda ustalaştığı bu son filmi, her ne kadar Georg Elser’in yaşanmış hikayesini anlatıyor olsa da sinemasal anlamda yaşanmamış bir deneyim sunarak filmin sonuna kadar seyircinin derin bir heyecan yaşamasını sağlıyor. 1 Temmuz’da vizyona girecek Hitler’e Suikast öncesi filmin yönetmeni Oliver Hirschbiegel’in filmle ilgili yorumlarını ve kendisiyle yapılan söyleşiyi sizler için derledik.

Çeviri: Ayça Yönyül Ögetürk

Oliver Hirschbiegel ile Hitler’e Suikast Üzerine

13 Minutes (1)

Hitler’e Suikast sizin 10 yıl aradan sonra çektiğiniz ilk Almanca filminiz. Sizi yeniden ana dilinizde film çekmeye yönelten şey neydi?

Senaryo ve film bana geldiğinde çok heyecanlandım. Hep derdim ki eğer ki Almanca yazılmış iyi bir konu yakalarsam hiç düşünmeden çekeceğim. İşte bu da o beklediğim filmdi. Başlangıçta senaryoyu sadece meraktan okudum, Georg Elser’in hikayesi olduğunu biliyordum ama söylenildiği kadar etkileyici bir iş çıkmasını beklemiyordum. Başladıktan sonra elimden bırakamadım, sürekli nasıl sona ereceğini düşünerek sürekli yeni sürprizlerle karşılaştım. Başından sonra sonuna kadar iki yerde yapılan twist’le beni şaşkına çevirdi. O zaman da bu filmi yapmam artık benim için kaçınılmaz olmuştu.

Elser’in hikayesini daha önce duymuş muydunuz? 

Evet henüz çok gençken… Bir şeylere aklım ermeye başlayınca Nazi Almanyası ile ilgili şeyleri okumaya başladım. Sürekli aynı cevapsız sorular kafamın içinde dönüyordu: “Tüm bunlar nasıl mümkün olabildi? Neden kimse buna bir tepki vermedi? Neden ciddi bir direniş hareketi hiç başlatılmadı?” Bu dönemleri mümkün olduğunca anlayabilmeye çabalarken, Georg Elser’in hikayesiyle karşılaştım. Bugün ve o zamanlar hakkında bildiklerimize dair bazı çelişkiler olsa da, son derece enteresan bir kişilik olduğunu anladım. Elser o zamanlarda bile Hitler’i öldürme fikrine saplanmış bir deli olarak kabul ediliyordu. On yıllar sonra Çöküş’ün hazırlık sürecinde, Elser ile bir kez daha karşılaşınca bu hikayenin ne kadar sürükleyici olduğuna ikna oldum.

13 Minutes (6)

Elser terörist değildi.

Elser’le ilgili sizi en çok etkileyen şey ne oldu? 

Açık görüşlü ve ileriyi gören biri olması… Elser politik olarak organize olabilecek bir adam olmadı, aksine özgür ruhlu, bireyselliğe inanan kararlı bir kişilikti. Bazı kişiler dünya hakkında daha meraklı olurlar ve kırsal hayata kaçarlar. Günümüzde onlara hippi diyoruz. Elser de içindeki sisteme karşı gelen, bireysellik ve yaratıcılığa yöneltilen şiddetin ve baskının karşısında durmak için yanıp tutuşan bu yıkıcı gücünü hissetti. İçinde karşı koyamadığı bu güçle sisteme baş kaldırdı.

Kırsal kesimde yaşayan bir marangoz için tüm bunlar fazlasıyla ilginç… 

Evet öyle ama açık yürekli olmak, öngörü sahibi olmak sadece şehirli ve okumuş kesime özgü şeyler değildir. Elser basitçe bir şeyler yapması gerektiğini hissetti. Biliyordu ki Hitler’i yok etmek için kararlı olması gerekiyordu. Yaratıcı güce sahip bir karakter olara da bunu başarabileceği yolu kendi çizmesi gerekiyordu. Elser terörist değildi. Eminim ki planı işlerse ölecek masum insanların kalbinde yarattığı ağırlığı düşünmeden bir gün bile geçirmemiştir. Bu onun için çok zor bir karardı.

13 Minutes (17)

Hitler’e Suikast benim için aslında Çöküş’ün arkasındaki hikayedir. 

Sizce Beyaz Gül Savaşçıları ya da Stauffenberg’in aksine Georg Elser’in olayı yıllardır neden görmezden gelindi?

Bununla ilgili bir sürü komplo teorisi var. Birincisi Elser’in düşman istihbaratının yandaşlarından biri olduğu ve bu sebeple kendi halkına ihanet ettiği, ikincisi ise Elser, aslında Naziler tarafından kiralanmıştı böylece Hitler’in ölümsüzlüğünü sağlanmış olacaktı. Bu iddialar farklı varyasyonları savunmalarına rağmen günümüzde her ikisi de açıkça çürütüldü. Hepsinden öte, Almanya gibi bir ülke için herkes susarken, sadece Swabia kırsalından küçük bir zanaatkarın tepkisi, ortaya koyduğu savaş bir utançtır. Dolayısıyla bu hikayenin halının altına süpürülmüş olması doğaldır. Bu yüzden de şimdi beyazperdede karşımıza çıkmasının tam zamanı diye düşündüm.

Georg Elser hakkında daha önce yapılmış iki film varken, bu filmi çekme konusunda hiç kuşku duymadınız mı? 

Hayır. Rainer Erler’in 1960’da çektiği TV filmi Der Attentäter’de, Elser birkaç tahtası eksik, naif bir uyumsuz olarak tasvir edilmişti. Brandauer’in filmindeyse klasik bir gerilim ögesi olarak Hollywoodvari saatli bir bomba gibi tasvir edilmişti. Tüm bunlar Breinersdorfers’un senaryoyu yazarken özellikle kaçındığı şeylerdi ve ben de bunu sevdim. Psikoloji yoluyla yaratılan bir gerilim, bütün insanların içinde sıkıştıkları durumla yaratılan bir gerilim… Söz gelimi, 1930’larda Ulusal Sosyalist Hareket yavaşça artarken, ben Nazi Almayasının son haftalarına konsantre oldum çünkü Hitler’e Suikast benim için aslında Çöküş’ün arkasındaki hikayedir.

13 Minutes (3)

Yasuijiro Ozu ve Akira Kurosawa’nın tekniklerini kullandım.

Hitler’in Bürgerbräukeller’daki konuşma sahnesi nasıl ortaya çıktı? 

Güney Tirol’de büyük bir meyve deposunun içini yeniden inşa ederek Bürgerbräukeller’in iç mekanını yarattık. Ama bu alan gerçeğinin neredeyse üçte biri kadar büyüklükteydi. Bu yüzden çoğul figüran yaratabilmek için karşılık aynalı duvarlar kullanmak zorundaydım. Elimizde binlerce görünmesi gereken yalnızca 100 figüran vardı. CGI ekibi odanın farkı açılarından görüntüler alarak bu sayıyı çoğalttılar. Buna ek olarak çekimlerde ben de 1930’lardan beri sıkça başvurulan birkaç numara yaptım. Çünkü galerinin içinde çekimi yapabileceğimiz tek bir koridor ve o da yarım. Sonunda Christian Friedel’in saçını ayna etkisiyle ters yöne çevirip, zincirli cep saatini diğer tarafına koydum ve sonra onu bir daha ayna etkisiyle terse çevirdim.

Peki, filmin en önemli sahneleri olan sorgu sahnelerine nasıl yaklaştınız?

Umutsuzluk duygusunu yaratmak için, soruşturma sahnesinde kamerayı asla kıpırtdatmadım. Bu sahnelerde ustalardan Yasuijiro Ozu ve Akira Kurosawa’nın tekniklerini kullandım. Ama tabii ki bu tekniklerin işe yaramasında en büyük etkenlerden biri de oyuncuların yetenekleri oldu. Kamera hiç kıpırdamayacaksa, güçlü bir yönetim olmalı. Asla aldatma olmaz.

13 Minutes (8)

Burghart’ın ellerinde bu karakterin parlayacağını biliyordum.

Burghart Klaussner ve Johann von Bülow ile çalışma fikri nerden geldi? 

Johann’ın karakteri Müller’i hiç süslemeden, Elser’in peşinde, onun maskesini düşürmek için kovalayan son derece katı ve faydacı bir asker olarak betimlemek istedim. Bu da aslında oyuncu için kesin sınırlar çizen bir anlama geliyordu ama Johann bunun altından başarıyla kalktı. Nebe ise daha esnek ve karışık görünmesine karşın Müller gibi faydacı olmasına ama daha çok bir fırsatçı. Sonunda Temmuz 1944’te Stauffenberg’in teşebbüsüne de adı karışıyor. Sorgu kayıtları gösteriyor ki Nebe Elser’den bir şekilde etkileniyor. Bu yüzden Burghart’ın ellerinde bu karakterin parlayacağını biliyordum.

Peki biraz da Katharina Schüttler ile çalışmak sizin için ne ifade ediyor. Bundan bahseder misiniz? 

Bunu basitçe şu şekilde ifade edebilirim: Bizler tutkuyla aynı dalganın peşinden koşan insanlarız. Katharina hakkında en güzel şey, bir sonraki adımda ne olacağını asla kestiremiyorsun. Çünkü kendisi de bilmiyor. Her zaman karakterin içine girmeyi başarıyor ve mutlaka her ikisinin de farklılaşabileceği yeni bir şeyler ekliyor. Hiçbir şeyden çekinmez, kendisinden isteneni cesaretle öne atılarak hemen yapar. Gerçekten etkileyici biri!

 

13 Minutes (15)

The White Ribbon’a bakmak Christian’ın ne kadar muhteşem bir oyuncu olduğunu anlamamız için yeterli.


Ve tabi, Christian Friedel’den bahsetmemek olmaz?

Sanırım The White Ribbon’a bakmak Christian’ın ne kadar muhteşem bir oyuncu olduğunu anlamamız için yeterli. Ve şunu da söylemek zorundayım, Georg Elser’i ondan başka kimse bu kadar iyi canlandıramazdı. Çekimlere başladığımız ilk günden beri her şey o kadar uyumla ilerledi ki, ikimiz adeta aynı gemiyi yürüten iki kardeş gidi olduk. Provalar sırasında Christian’a Elser’le ilgili sadece birkaç anahtar kelime veriyordum ve o kendisinden beklenenden fazlasını ortaya koyuyordu.

Bu anahtar kelimeler nelerdi? 

Örneğin “Stenz” dertsiz, tasasız bir kadının erkeği anlamında Bavyera bölgesinde kullanılan bir terimdir. Elser kadınların ona deli olacağı tipte biri, duyarlı bir müzisyen ve diğer erkeklerden daha farklı bir tip. Kadınlar ulaşılması güç erkekleri daha heyecan verici bulurlar. Ama Elser kadınlara düşkündür ve onlarla birlikte olmaktan zevk alıyordur. Aynı zamanda da iyi bir aşıktır. Christian için başka bir anahtar kelime ise “popstar” olur. Müzisyen Elser her zaman halkın gözü önündedir. Ve filmde bisikletine dayanmış,  bir dergi kapağından fırlamışçasına pozlarını görürüz. Bir diğeri ise “Oğlak” gerçekten özel bir burç. Sadece itinayla ve azimle çalışma değil aynı zamanda bir adanmışlık… Kendini 30 gece boyunca Bürgerbräukeller’a kilitleyip dizlerinin parçalanmasına katlanmak bir yay burcunun ya da terazi’nin yapabileceği bir şey değil.

13 Minutes (2)

Ahlaki cesaret! 

Günümüzden Georg Elser’den ne öğrenebiliriz? 

Ahlaki cesaret! Ben artık buna devam edemeyeceğim, vicdanım buna elvermiyor dediğiniz nokta bu… Bu da bana Edward Snowden’i hatırlatır. Kendisi yıllarca sözde demokratik sistemlerde yaşananları inceledi ve gördükleri ona gerçekleri halka açıklayana kadar onu sürekli rahatsız etti. Halka açıkladığı bilgiler hayatına mal olabilecek olsa bile bunu yaptı. Sürekli bir kaçış halinde olmayı kabullendi ve hayatından endişe ettiği için toplumdan soyutlandı. Ama yine de hala durup diyebiliyor ki: Bu olamaz! Yeter! İçsel dürtü o kadar güçlü ki tıpkı Elser’da olduğu gibi bu son derece zeki ve ilginç adamda da engellenemedi.

Çekimler sırasında yaşadığınız en unutulmaz deneyimi bizlerle paylaşır mısınız? 

Constance Gölü’ndeki iki günlük çekimlerimiz muazzamdı. Bu çekimlerde birçok yeni şeyin ortaya çıktığı ama sonradan Almanya’da yasaklanan 1930’ların başında ortaya çıkan yeni bir akımla iç içeydik: Jazz, özgür aşk konsepti, Wandervogel Hareketi…

Aslında tüm çekimler boyunca karanlık bulutlar, yağmur ve şimşeklerle geçen kötü havaya maruz kaldık. Ama bizim için göl kenarında geçen o iki gün hep gün ışığı ve sıcacık geçti. Gerçekten bir Hippi kutlaması gibiydi her şey ve sonunda yukarıdan yardım aldığımızı düşünmeye başlamıştık. Ama yine de her şeyi sadece bu iki günle kısıtlamak yanlış olur.

13 Minutes (7)

Seyirciler, kendinin ötesine geçmiş gerçekten enteresan bir karakterle tanışmış olacaklar.

Neden?

Çünkü filmi çektiğimiz her gün bence güzel bir deneyimdi. Her sabah işe yeni bir merakla, heyecanla gittim. Çok sıra dışı bir süreçti. Ayrıca çekimler bittikten sonra edit ve kayıt süresince de bu his devam etti. Bu sadece elimizdeki materyalin iyi olmasından kaynaklanmıyordu, aynı zamanda son derece hızlı ve becerekli editörümüz Aleander Dittner’e de çok şey borçluyum

Son olarak filminizi izleyecek seyirciler bu filmden çıkınca ne hissedecekler?  

Kendinin ötesine geçmiş gerçekten enteresan bir karakterle tanışmış olacaklar. Aynı zamanda kültürlü insanların yüzlerce yıllık geleneklerinin bir sistem tarafından nasıl yok edildiğine şahit olacaklar. Ve inanıyorum ki, bu şekilde anlatıldıkça izleyici taşınmaz bir müze parçasına yalnızca gözünü dikip bakmak yerine bu utanç dolu hikayelerin izlerini tarihinden silebilecek.

Hitler’e Suikast – 13 Minutes 1 Temmuz’da vizyona giriyor. Filmin Türkçe altyazılı fragmanını ve filmden yayınlanan sahneleri aşağıdan izleyebilirsiniz.

Bu söyleşi filmin press kit'inden alınarak Ayça Yönyül Ögetürk tarafından derlenmiştir.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi