Kadın çalışmaları konusunda yaptığı yayınlarla tanınan Serpil Sancar’ın en önemli kitaplarından birinin ismi “Erkeklik: İmkansız İktidar”dır. Peki erkekliğin iktidarı neden “imkansız”dır? Sancar; bu imkansızlığı, yaratılan erkek miti ile açıklar. Ataerkil düzende erkeğe biçilen rol neredeyse gündüzleri Clark Kent, geceleri ise Superman olmaktır. Yani evine ekmek getiren, ailesini ve kadınını koruyan, zeki, çevik ve ahlaklı bireyler olmalıdır erkekler. Fakat bu erkek miti; sadece kadına değil, aynı zamanda bizzat erkeğin kendisine de zarar verir. Zaten bu mit, erkekler tarafından üretilirken hakimiyet vs. elde etmekten çok onun imajı arkasına sığınmak, bir nevi dokunulmazlık üstlenmek ve üstüne geçirilen bu rolü oynamaya çalışırken acı çekmek için kullanılır.

Rachel Athina Tsangari’nin son filmi Şövalye – Chevalier de erkeklik mitini yarışma ve rekabet çerçevesinde ele almaya çalışıyor. Bir yata doluşmuş, üst sınıf mensubu altı erkeğin elektrik kesintisi sonucu “en iyi kim” tarzı bir oyuna başlamalarını izliyoruz. Erkekler birbirlerini herhangi bir konuda test edip puanlıyorlar ve kazanan kişi şövalye-güç yüzüğünün sahibi oluyor. Zamanla rekabet çığırından çıkmaya başlıyor, erkeklerin övündükleri şeyler kadar gizlemeye çalıştıkları zayıflıklar da ortaya dökülüyor. Arada centilmenlik anlaşmaları da imzalanıyor; bazı sırlar saklanıyor ama tabii ki sırrı saklayan kişinin tehdidi hissettiği ana kadar. Böylece var olan mükemmel düzenin kazınmaya başladığını, cilanın döküldükçe hiç de şık olmayan kaba erkekliğin ortaya çıktığını görüyoruz. Christos Karamanis kamerasını neredeyse tek mekanda kullanıyor: Yat, rekabetin tüm boyutlarına tanıklık ediyor. Üst katlarda övünen karakterler, alt katlarda ağlıyorlar, korkuyorlar, sevgilileri ile ancak bir bilgisayar ekranı aracılığıyla ilişki kurarak sanal seks yapıyorlar, çıplak geziyorlar. Rekabet uzadıkça, yat limana yanaşmasına rağmen oyuna devam ediyorlar. Karaya kimin muzaffer komutan gibi çıkacağı, kimin işgali gerçekleştireceği temel soru oluyor. Yat; aile, okul gibi var olan düzeni yeniden üreten alanlardan biri oluyor.

Şövalye: İmkansız İktidarın Peşinde

Tsangari ile genellikle Yorgos Lanthimos filmlerinden tanıdığımız senaryo yazarı Efthymis Filippou, metne iki açılım daha getiriyorlar. Altı erkeğin içerisine kardeşlik ve baba-oğul gerilimini ekliyorlar, diğer tarafta da yatın zengin konuklarının yanı sıra onlara hizmet edenlerin davranışlarına da göz atıyorlar. Baba otoritesinin ve oğulla kurulan iletişimdeki sorunların yarattığı eksikliklerin, kendi içerisinde nasıl iktidar kaybı yarattığını görüyoruz. Benzer biçimde burjuvalar ve işçiler arasındaki ilişki de birbirini etkiliyor, iki taraflı geçiş söz konusu oluyor. Burjuvalar yardım eden, onlara saygıda kusur etmeyen işçilerin kendi aralarındaki iktidar mücadelesi de teknenin üstündekinden geri kalmıyor.

Erkeklik konusunda kapsamlı bir deneme olan Şövalye-Chevalier’in zayıf kısmı ise tüm senaryosunun bir oyundan ibaret olması. Filmin komedi yönünün çok ağır bastığını ve erkeklerin beceriksizliklerinin ya da birbirlerini yargılamalarının mizahi yönü olduğunu söylemek mümkün. Fakat yukarıda da belirttiğim tanım olan “deneme”nin ötesine geçememesi, filmin gerilim düzeyini artırırken yeterince komplike hale gelememesinden kaynaklanıyor. Karakterler arası ilişkiler patlama noktasına geldiğinde Tsangari seyirciyi ters köşe yapmayı başarıyor ve belki de bu mücadeleden doyuma ulaşarak çıkmamızı engellemeye çalışıyor ama altı karakteri bir arada yeterince ele alamamak ve sadece belirli roller biçmek, kimden hangi tepkiyi görebileceğinizi anlamamıza ve kendimizi ona göre konumlandırmamıza neden oluyor. Sonuçta ise elimizde oldukça keyifli bir film ama birkaç “keşke” kalıyor.

Kadın çalışmaları konusunda yaptığı yayınlarla tanınan Serpil Sancar’ın en önemli kitaplarından birinin ismi “Erkeklik: İmkansız İktidar”dır. Peki erkekliğin iktidarı neden “imkansız”dır? Sancar; bu imkansızlığı, yaratılan erkek miti ile açıklar. Ataerkil düzende erkeğe biçilen rol neredeyse gündüzleri Clark Kent, geceleri ise Superman olmaktır. Yani evine ekmek getiren, ailesini ve kadınını koruyan, zeki, çevik ve ahlaklı bireyler olmalıdır erkekler. Fakat bu erkek miti; sadece kadına değil, aynı zamanda bizzat erkeğin kendisine de zarar verir. Zaten bu mit, erkekler tarafından üretilirken hakimiyet vs. elde etmekten çok onun imajı arkasına sığınmak, bir nevi dokunulmazlık üstlenmek ve üstüne geçirilen bu rolü oynamaya çalışırken acı çekmek için kullanılır. Rachel Athina Tsangari’nin son filmi Şövalye – Chevalier de erkeklik mitini yarışma ve rekabet çerçevesinde ele almaya çalışıyor. Bir yata doluşmuş, üst sınıf mensubu altı erkeğin elektrik kesintisi sonucu “en iyi kim” tarzı bir oyuna başlamalarını izliyoruz. Erkekler birbirlerini herhangi bir konuda test edip puanlıyorlar ve kazanan kişi şövalye-güç yüzüğünün sahibi oluyor. Zamanla rekabet çığırından çıkmaya başlıyor, erkeklerin övündükleri şeyler kadar gizlemeye çalıştıkları zayıflıklar da ortaya dökülüyor. Arada centilmenlik anlaşmaları da imzalanıyor; bazı sırlar saklanıyor ama tabii ki sırrı saklayan kişinin tehdidi hissettiği ana kadar. Böylece var olan mükemmel düzenin kazınmaya başladığını, cilanın döküldükçe hiç de şık olmayan kaba erkekliğin ortaya çıktığını görüyoruz. Christos Karamanis kamerasını neredeyse tek mekanda kullanıyor: Yat, rekabetin tüm boyutlarına tanıklık ediyor. Üst katlarda övünen karakterler, alt katlarda ağlıyorlar, korkuyorlar, sevgilileri ile ancak bir bilgisayar ekranı aracılığıyla ilişki kurarak sanal seks yapıyorlar, çıplak geziyorlar. Rekabet uzadıkça, yat limana yanaşmasına rağmen oyuna devam ediyorlar. Karaya kimin muzaffer komutan gibi çıkacağı, kimin işgali gerçekleştireceği temel soru oluyor. Yat; aile, okul gibi var olan düzeni yeniden üreten alanlardan biri oluyor. Şövalye: İmkansız İktidarın Peşinde Tsangari ile genellikle Yorgos Lanthimos filmlerinden tanıdığımız senaryo yazarı Efthymis Filippou, metne iki açılım daha getiriyorlar. Altı erkeğin içerisine kardeşlik ve baba-oğul gerilimini ekliyorlar, diğer tarafta da yatın zengin konuklarının yanı sıra onlara hizmet edenlerin davranışlarına da göz atıyorlar. Baba otoritesinin ve oğulla kurulan iletişimdeki sorunların yarattığı eksikliklerin, kendi içerisinde nasıl iktidar kaybı yarattığını görüyoruz. Benzer biçimde burjuvalar ve işçiler arasındaki ilişki de birbirini etkiliyor, iki taraflı geçiş söz konusu oluyor. Burjuvalar yardım eden, onlara saygıda kusur etmeyen işçilerin kendi aralarındaki iktidar mücadelesi de teknenin üstündekinden geri kalmıyor. Erkeklik konusunda kapsamlı bir deneme olan Şövalye-Chevalier’in zayıf kısmı ise tüm senaryosunun bir oyundan ibaret olması. Filmin komedi yönünün çok ağır bastığını ve erkeklerin beceriksizliklerinin ya da birbirlerini yargılamalarının mizahi yönü olduğunu söylemek mümkün. Fakat yukarıda da belirttiğim tanım olan “deneme”nin ötesine geçememesi, filmin gerilim düzeyini artırırken yeterince komplike hale gelememesinden kaynaklanıyor. Karakterler arası ilişkiler patlama noktasına geldiğinde Tsangari seyirciyi ters köşe yapmayı başarıyor ve belki de bu mücadeleden doyuma ulaşarak çıkmamızı engellemeye çalışıyor ama altı karakteri bir arada yeterince ele alamamak ve sadece belirli roller biçmek, kimden hangi tepkiyi görebileceğinizi anlamamıza ve kendimizi ona göre konumlandırmamıza neden oluyor. Sonuçta ise elimizde oldukça keyifli bir film ama birkaç “keşke” kalıyor.
Puan - 74%

74%

Sonuçta, elimizde oldukça keyifli bir film ama birkaç “keşke” kalıyor.

Kullanıcı Puanları: 3.3 ( 1 votes)
74
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi