‘Sinema ne kadar güzel bir şey ya’ dedirten, insanın içinde mutluluk, iyilik bombaları patlatan filmleri tekrar tekrar izlemekten büyük keyif alırım. İzlemem gerekip de izlemediğim çok önemli filmler olduğu halde, bu filmler benden torpillidir çünkü onların memnuniyet garantisi vardır. Fatih Akın’ın kurmaca olarak çektiği son uzun metraj film olan 2009 yapımı Soul Kitchen işte o kategorideki filmlerdendir.

Zinos, Hamburg’ta Soul Kitchen isimli iddiasız bir restoranta sahip, sevgilisi Nadine ile mutlu bir beraberlik yürüten, kendi yağında kavrulmakta olan biridir. Zinos yeni bir aşçı işe alır. Bu yeni aşçı başlangıçta müşterileri memnun edemese de ilerleyen zamanda kendi kitlesini yaratır ve mekan, eskiden olduğundan çok daha popüler bir hale gelir. Sevgilisi işi gereği Şangay’a gider ve Zinos’ta bir süre düşündükten sonra Nadine’in peşinden gitmeye karar verir fakat mekanını da satmak istememektedir. Zinos’un kardeşi Illias ise hapishanededir ve gündüzleri Soul Kitchen’da çalışmak için izin almıştır. Zinos, mekanı kardeşine devreder ve Şangay’a gitmek için yola koyulur fakat bu sırada kız arkadaşının Almanya’ya geri döndüğünü ve yeni bir erkek arkadaşı olduğunu görür. Talihsizlikler bunlarla sınırlı kalmaz ve üç kağıtçı kardeş Illias mekanı kumarda kaybeder. Zinos, Soul Kitchen’ı geri almak için son bir umudu olduğunu öğrendiğinde elinden gelen herşeyi ortaya koyar.

Yaşamın Kıyısında filmi ile bende biraz ‘Ne oluyor sana Fatih?’ sendromu oluşmuştu ve sonraki projesi yine aynı dokuda mı olacak diye merak ediyordum ama muhteşem bir ters köşeyle dönüşü muhteşem oldu Fatih Akın’ın. Abartısız, rahat ve güzel bir film ortaya koyuyor. Bitmesini istemediğiniz türden bir film. Yaşanması zor, komik tesadüfler bile bu filmde katlanılabilir bir hal alıyor, rahatsız etmiyor. Soul Kitchen’ı Fatih Akın’ın kendi tanımlasıyla ele almak belki de daha doğru olur: “Soul Kitchen, benim için ‘aşk, ölüm ve şeytan’ üçlememin üçüncü kısmı değil. Üçlemenin ilk iki filmi (Duvara Karşı ve Yaşamın Kıyısında) son derece yorucu ve zahmetliydi. Çok fedakarlık yapmayı gerektirdi. Soul Kitchen’la bundan kurtulmak istedim. Bu bir tür parmak egzersizi olacaktı. Yaşamın, sadece acı ve iç gözlemden ibaret olmadığını bana hatırlatacaktı. Şeytanla uğraşmaya başlamadan önce bir tür mola olacaktı. Ve kesinlikle biliyorum ki onunla uğraşmak kolay olmayacak. Bir de Soul Kitchen’ı inandırıcılığını kaybetmeden çekmek istedim. Bunun son derece yorucu, çok pahalı, çok zaman harcayan ve karmaşık bir proje olacağını bir an bile düşünmedim! Film yapımında şöyle garip bir felsefe vardır: eğer film çekerken yeterince eziyet çekmezsen ortaya iyi bir film çıkmaz. Soul Kitchen’ı çekene kadar bu felsefe bana safsata gibi geliyordu ama bu ‘kolay’ filmi çekince o dersi çok iyi öğrendim.”

Tarantino nasıl Uma Thurman’ı yerleştiriyorsa filmlerine, Jarmusch Tom Waits’i nasıl koyuyorsa bir yerlere, auteur yönetmenliğin şanından gelen aynı oyuncuları kullanma olayı Fatih Akın’da tavan yapmış durumda. İlk filminden son filmine hiç değiştirmediği oyuncular var filmografisinde. Soul Kitchen’ın başrolünde Zinos rolünü canlandıran Adam Bousdoukos, Akın’ın ilk filmi Kısa ve Acısız’dan bu yana yönetmenle beraber. Yine Illias rolünde izlediğimiz Moritz Bleibtreu, Akın’ın ‘Solino’ ve  ‘Temmuz’da’ filmlerinde başroldeydi.  Oyuncularıyla bu kadar uzun zamandır birlikte olmanın getirdiği yakınlık haliyle performanslara da yansıyor ve ortaya seyir zevki bir hayli yüksek işler çıkıyor.

Akın’ın değinmeden geçemeyeceğim önemli özelliklerinden bir tanesi de filmlerindeki kadın karakterleri yansıtış şekli. Saç, makyaj, kamera açıları, ışık ve daha bir çok yöntemle olduğundan daha farklı göstermek mümkün sinema sanatı içinde insanları fakat Fatih Akın’ın yaptığı bundan biraz daha farklı bir şey. Karakterlere can veren oyuncuların içindeki birşeyleri ortaya döküyor ve hikaye içinde yedirmeyi başarıyor, kimi zaman yakaladığı bir bakış, kimi zaman bir dans, kimi zaman bir mimik filmlerdeki kadın karakterlere hayran olunmasını sağlıyor. Soul Kitchen’da, restorantta garsonluk yapan ve Illias’la yakınlaşan Lucia karakteri bu durumun son örneği. Anna Bederke’nin hayat verdiği karakter sizi gerçek hayattan alıp, filmin içine davet ediyor özellikle bar sahnesindeki dansıyla.

Soul Kitchen, Fatih Akın’ın tartışmasız en eğlenceli filmlerinden biri. Aşk, ölüm ve şeytan üçlemesinin şeytan bölümünden önce bu tarz soft bir filmle hem kendini hem de hayranlarını rahatlatarak doğru bir tercih yapmış. Bu nevi şahsına münhasır yönetmenin başarılarının devamını diliyor ve sonraki filmlerini heyecanla bekliyoruz. O zamana kadar Duvara Karşı ile, Temmuz’da ile Soul Kitchen ile kendimizi tatmin etmeye devam edebiliriz.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi