Varoluşçuluk deyince aklımıza ilk gelenler, Jean-Paul Sartre ve onun şu meşhur “varlık özden önce gelir” sözü olur. Hatta bu söz öylesine gereğinden fazla popülerleşmiştir ki sanki varoluşçuluk buymuş gibi saçma bir düşünce dahi oldukça yaygınlık göstermeye başlamıştır. Peki nedir varoluşçuluk ve bugün doğum gününü kutladığımız Danimarkalı filozof ve teolog Soren Kierkegaard’la nasıl bir ilişkisi vardır?

Varoluşçuluk aslında Kıta Felsefesi’nin, Descartes’la başlayıp Nietzsche ile zirveye tırmanan tinsel bunalımının bir uzantısı olarak var olmuş bir yaklaşım biçimidir. Burada bahsedilen bunalımdaki tin; felsefedeki anlamıyla insanın maddi olmayan yanı, ruh, öz gibi kavramlara karşılık gelmektedir. Burada özellikle ruh kelimesi üzerinden de anlaşılacağı üzere, metafizik ve doğal olarak kutsal dinlerle de bir şekilde karşımıza çıkan bir kavramdır. İşte burada bahsettiğimiz varoluşçuluk ve tin de aslında aynı anlama gelmektedir. Bir başka anlamıyla aslında varoluşçuluk, tinin sorunsallaştırılmasıdır. Bu, tinin sorunsallaştırılması meselesi Nietzsche üzerinden oldukça net bir şekilde anlaşılabilir. O tarihe dek süregelen metafiziğe dayalı tinsel temeli tümden sarsan bir düşünce atmıştı ortaya Nietzsche, şu hepimizin bildiği “tanrı öldü, onu biz öldürdük” sözü ile. Bu aslında günümüze dek sürecek olan kültürel krizin de bir başlangıcıydı.

İşte varoluşçuluk da bu, metafiziksel temeli sarsılmış tine yeni bir temel inşa etme çabasından ileri gelmektedir. Bu açıdan Heidegger’in “Varlık ve Zaman”, Sartre’ın “Varlık ve Hiçlik” gibi dev eserleri tam da bu tinsel temelin, metafizik olmadan yeniden yaratılması meselesi üzerine yazılmışlardır. Varoluşçulukla ilgili tüm bu söylemlerin arasında Kierkagaard da radikal bir şekilde ortaya çıkıveriyor. Radikal diyoruz çünkü Kierkegaard’un önemi, tinsel olanın sorunsallaştırmasına Nietzche’den yıllar önce başlamasında yatıyor. Aslında bu, bir anlamda Kierkegaard’un felsefesini de şekillendiriyor diyebiliriz. Yazımızın başında da söylediğimiz gibi varoluşçuluk Sartre’ın sözünden ibaret değildir. Dahası Sartre’ın sözü bu konuda söylenmiş yüzlerce şeyin yanında fazlasıyla sıradan ve birçok açıdan eleştirilen bir düşüncedir. Örneğin; varoluşçuluğun babası sayılan Kierkegaard için tinsel olanın yeniden inşası, yine metafizik bir din üzerinden ama felsefi dizge yoluyla yapılır. Bu açıdan Kierkegaard, tıpkı Fyodor Dostoyevski gibi Hristiyan Varoluşçuluğu düşüncesinden yanadır. Dinle olan bu koparılamamış bağı, Nietzsche’den yaklaşık elli yıl önce yaşamış olmasıyla da ilişkilidir hiç kuşkusuz. Fakat yine de dinle olan bağı ve felsefeyle olan olan ilişkisi düşünüldüğünde Kierkegaard’un düşüncesinin birçok alanda oldukça büyük bir etkisi olmuştur. Yazımızın da yazılmasına vesile olacak şekilde; örneğin Andrei Tarkovksi, Kierkegaard düşüncesinin etkilerini taşıyan en önemli yönetmenlerden biridir.

Burada Tarkovsi’nin Kierkegaard’la olan ilişkisine değinmeden önce; ortaya koyacağımız düşüncelere temel oluşturmak için bahsetmemiz gereken, iki temel mesele var. Sanata ilişkin –ki biz bunu sinema üzerinden düşüneceğiz- varoluşçuluğa evrilecek düşünceye ulaşmak için öncelikle Kant’ın bu konudaki bir söylemi özellikle önemli. Rasyonelitenin yapısallaştırılması üzerine kafa patlatan Kant, doğrudan olmasa da bazı metinleri içerisinde sanata dair oldukça farklı görüşler atar ortaya. Örneğin ona göre sanat her türlü bilinebilirlik ve arzudan uzak olandır. Dahası bu iki yetiyi karşılamadığı ölçüde sanattır. Bu açıdan Kant’a göre sanat, bizim öznemizle doğrudan ilişkiye girerek yaşam enerjimizi –bunu tinsel olarak düşünmeyin- arttıran veya azaltan sevinç ve hüzünlerin oluşmasına vesile olur. Bu açıdan “Sanatın bizde uyandıracağı duygu, tıpkı doğa karşısında duyduğumuz huşu gibi olmalıdır.” der. Yani sanatın önemi sezgiselliğinden –Kant bu kelimeyi kullanmaz fakat günümüz felsefi metodolojisinde bu şekilde de açıklanabilir- gelmektedir. Konumuzla alakalı bir diğer konu da Heidegger’in sanat tanımındaki farklılıkta yatmaktadır. Heidegger sanatı bir tür bilgi aktarımı olarak görmez –bu açıdan Kant’la benzerdir fakat yine de her ikisinin söylemleri çok farklı katmanlardadır-, ona göre sanat, sanatçı için kendi tinselliğiyle alakalı bir konudur. Yani sanat eseri, sanatçısı için varoluşçu bir özellik taşımaktadır.

Bu bahsettiklerimiz çerçevesinde konumuza dönersek, Tarkovski’nin Kierkegaard’la olan ilişkisini yönetmenin hangi filmi üzerinden cisimleştireceğimiz de ortaya çıkmıştır sanırım: Kurban (Offret). Çıkması her an muhtemel bir nükleer savaş korkusu ile yaşayan yaşlı Alexander’ın öyküsünü anlatan film, hem finalinde yazan söz hem de yönetmenin son filmi olması dolayısıyla oldukça farklı bir konumdadır Tarkovski filmografisinde. Filmlerinde hiçbir zaman metafor kullanmadığını söyleyen –Kant’ın düşüncesi burada devreye giriyor- Tarkovski, filminde metafor ve imgeler bulup bunlar üzerinden filmlerini okuyanları; saf rasyonel mantıklarıyla, gerçeği görememekle suçlamaktadır. Bu film özelinden düşündüğümüzde de durum değişmiyor elbette. Hatta daha ileri bir noktada bu filmin; yönetmenin kendi hayatıyla olan bağları, bizlere Heidegger’in ortaya koyduğu düşünceleri çağrıştırıyor. Filmin içinde geçen öyküler ve karakterin Tarkovksi’nin kendisiyle olan benzerliği üzerinden, aslında yönetmenin kendi varoluşu üzerine bir arayışa girdiği bir film. İşte Kierkegaard da tam burada devreye giriyor. Çünkü Tarkovksi’nin nükleer savaş tehlikesiyle irdelediği tinsel sorunsallaştırmada vardığı sonuç, tam da Kierkegaard’un ortaya koyduğu Hristiyan Varoluşçuluğu’nun kendisidir.

Bu bahsettiklerimizin önemi aslında şurada: Varoluşçulukla ilgili çekilmiş bir sürü film vardır; fakat Offret “sinemada varoluşçuluk” olarak değil, “varoluşçuluğun sineması” olarak değerlendirilebilecek bir yapımdır. Böyle adlandırılmasının sebebi de tüm bu bahsettiklerimizdir. Bu açıdan bugüne kadar aralarında doğrudan pek fazla ilişki kurulmamış olsa da Kierkegaard ile Tarkovski, birçok alanda benzer bir düşünce pratiği geliştirmişlerdir.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi