Bir dönem filmi çekmek istediğinizde, kullanacağınız bütçe oldukça belirleyicidir. Yüksek bütçe ile yansıtmak istediğiniz dönemin sanatsal özelliklerini, kostümlerini yeniden yaratmak ve o dönemin atmosferini yaşatmak daha mümkündür. Düşük bütçe ise sizi daha fazla iç çekimler kullanmaya ve oyuncuların inandırıcılığına güvenmeye iterken senaryonun önemi daha da artar.

2009 yılında çektiği Lourdes ile Venedik’te Jüri Özel Ödülü kazanan Avusturyalı yönetmen Jessica Hausner’in son filmi Amour Fou, ikinci kategoriye koyabileceğimiz bir film. 1811 yılında Almanya’da geçen filmde bir şair olan Heinrich, aşık olduğu ve kendisine aynı ölçüde aşk duyacağı bir kadınla ölmek istemektedir. Kuzeni Marie’ye duyduğu aşka yanıt alamayınca sonradan tanıştığı Henriette isimli müzisyen bir kadına aynı teklifte bulunur. Henriette bu teklifi reddetse de beklenmedik olaylar sonucu kendisini Heinrich’e tutkuyla bağlanmış olarak bulur.

Filmin başkarakteri olan Heinrich, romantik dönemin en önemli şairlerinden biri olan Heinrich von Kleist’tan başkası değil. Film boyunca sadece adıyla anılsa da ölüme olan ilgisi ve hayata olan melankolik bakışı ile tanıdığımız Kleist’ın hayatının son günlerine tanık oluyoruz. Aynı şekilde aşık olduğu Henriette Vogel de gerçek bir kişilik. Bir filmin gerçekleri ne kadar yansıtacağı elbette yönetmeninin ve ekibin tercihi olsa da filmin gerçek karakterleri alıp basmakalıp tipler yaratması açıkçası von Kleist ismine ve Vogel ile olan ilişkisine büyük haksızlık.

Heinrich von Kleist önemli bir şair ve yazar olmasının yanında hayata bakışıyla da özgün bir kişilik. Hayatının tamamını kendi oluşturduğu bir plan üzerinden yaşamaya çalışan (Lebensplan) şair, hayalci kişiliği ve sonsuz ümitsizliği ile biliniyor. Filmde şairin çalışmalarına zaman zaman değinilse de hayata bakışı genel olarak filmin de konusunu oluşturan ölüm kavramı üzerinden ele alınıyor. Sürekli bu temanın etrafında dönen hikaye bir noktadan sonra von Kleist’ı bir sanat ve düşünce adamı olarak değil de bunalımda olan genç bir ergenmiş gibi yansıtıyor. Aynı şekilde Henriette’in Heinrich ile olan ilişkisindeki kırılmalar, senaryo devamlılığı pek sağlanmadığı için bölük pörçük oluşturuluyor. Henriette’in kocası ve annesi ile olan ilişkileri ve Heinrich’in şair dostu Adam Müller ile olan ihtilafı, oldukça yavan bir şekilde işleniyor. Sanki Henriette’in kocası Louis’e yer açmak için eklenmiş gibi görünen Prusya vergi reformu ve hizmetlilerin özgürlüğü gibi konular da oldukça havada kalıyor.

Genel olarak iç çekimlere dayanan ve kapalı mekanlarda, odalarda geçen filmin bu tercihi, kameranın neredeyse hareketsiz kalması ile daha sıkıntılı bir hal alıyor. Bazı sahnelerde sanki kamera odada unutulmuş gibi karakterler kadraja girip çıkıyorlar ve hatta yarım görünüyorlar. Hausner’in bu tercihi bilinçli yaptığına şüphem yok; planlarını bir tablo gibi oluşturmaya çalışıyor ve zaman zaman bu kuralları yıkıyor. Fakat zaten aşırı melankolik metni, sıkışmış gibi görünen mizansenle birleştirince ortaya oldukça sıkıntı veren bir film çıkıyor.

Heinrich ve Henriette rollerinde Christian Friedel ve Birte Schnoeink (özellikle Friedel’ın şairle olan benzerliği şaşırtıcı) oldukça başarılı performanslar sunsalar da filmi, sanki bir devlet televizyonunun kısıtlı imkanlarla çektiği vasat bir dönem dizisi olmaktan kurtaramıyorlar.

Bir dönem filmi çekmek istediğinizde, kullanacağınız bütçe oldukça belirleyicidir. Yüksek bütçe ile yansıtmak istediğiniz dönemin sanatsal özelliklerini, kostümlerini yeniden yaratmak ve o dönemin atmosferini yaşatmak daha mümkündür. Düşük bütçe ise sizi daha fazla iç çekimler kullanmaya ve oyuncuların inandırıcılığına güvenmeye iterken senaryonun önemi daha da artar. 2009 yılında çektiği Lourdes ile Venedik’te Jüri Özel Ödülü kazanan Avusturyalı yönetmen Jessica Hausner’in son filmi Amour Fou, ikinci kategoriye koyabileceğimiz bir film. 1811 yılında Almanya’da geçen filmde bir şair olan Heinrich, aşık olduğu ve kendisine aynı ölçüde aşk duyacağı bir kadınla ölmek istemektedir. Kuzeni Marie’ye duyduğu aşka yanıt alamayınca sonradan tanıştığı Henriette isimli müzisyen bir kadına aynı teklifte bulunur. Henriette bu teklifi reddetse de beklenmedik olaylar sonucu kendisini Heinrich’e tutkuyla bağlanmış olarak bulur. Filmin başkarakteri olan Heinrich, romantik dönemin en önemli şairlerinden biri olan Heinrich von Kleist’tan başkası değil. Film boyunca sadece adıyla anılsa da ölüme olan ilgisi ve hayata olan melankolik bakışı ile tanıdığımız Kleist’ın hayatının son günlerine tanık oluyoruz. Aynı şekilde aşık olduğu Henriette Vogel de gerçek bir kişilik. Bir filmin gerçekleri ne kadar yansıtacağı elbette yönetmeninin ve ekibin tercihi olsa da filmin gerçek karakterleri alıp basmakalıp tipler yaratması açıkçası von Kleist ismine ve Vogel ile olan ilişkisine büyük haksızlık. Heinrich von Kleist önemli bir şair ve yazar olmasının yanında hayata bakışıyla da özgün bir kişilik. Hayatının tamamını kendi oluşturduğu bir plan üzerinden yaşamaya çalışan (Lebensplan) şair, hayalci kişiliği ve sonsuz ümitsizliği ile biliniyor. Filmde şairin çalışmalarına zaman zaman değinilse de hayata bakışı genel olarak filmin de konusunu oluşturan ölüm kavramı üzerinden ele alınıyor. Sürekli bu temanın etrafında dönen hikaye bir noktadan sonra von Kleist’ı bir sanat ve düşünce adamı olarak değil de bunalımda olan genç bir ergenmiş gibi yansıtıyor. Aynı şekilde Henriette’in Heinrich ile olan ilişkisindeki kırılmalar, senaryo devamlılığı pek sağlanmadığı için bölük pörçük oluşturuluyor. Henriette’in kocası ve annesi ile olan ilişkileri ve Heinrich’in şair dostu Adam Müller ile olan ihtilafı, oldukça yavan bir şekilde işleniyor. Sanki Henriette’in kocası Louis’e yer açmak için eklenmiş gibi görünen Prusya vergi reformu ve hizmetlilerin özgürlüğü gibi konular da oldukça havada kalıyor. Genel olarak iç çekimlere dayanan ve kapalı mekanlarda, odalarda geçen filmin bu tercihi, kameranın neredeyse hareketsiz kalması ile daha sıkıntılı bir hal alıyor. Bazı sahnelerde sanki kamera odada unutulmuş gibi karakterler kadraja girip çıkıyorlar ve hatta yarım görünüyorlar. Hausner’in bu tercihi bilinçli yaptığına şüphem yok; planlarını bir tablo gibi oluşturmaya çalışıyor ve zaman zaman bu kuralları yıkıyor. Fakat zaten aşırı melankolik metni, sıkışmış gibi görünen mizansenle birleştirince ortaya oldukça sıkıntı veren bir film çıkıyor. Heinrich ve Henriette rollerinde Christian Friedel ve Birte Schnoeink (özellikle Friedel’ın şairle olan benzerliği şaşırtıcı) oldukça başarılı performanslar sunsalar da filmi, sanki bir devlet televizyonunun kısıtlı imkanlarla çektiği vasat bir dönem dizisi olmaktan kurtaramıyorlar.

Yazar Puanı

Puan - 45%

45%

Oyuncular oldukça başarılı performanslar sunsalar da filmi, sanki bir devlet televizyonunun kısıtlı imkanlarla çektiği vasat bir dönem dizisi olmaktan kurtaramıyorlar.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
45
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi