Televizyon 40 yılı aşkın süredir hayatımızda olsa da sektörün bir bütün olarak ivmelenmesi için son beş seneye bakmamız gerekli. Özellikle Netflix ve Amazon gibi online platformların elde ettiği önemli başarılar bu konuda büyük yol kat edilmesini sağlarken bu durum geleneksel televizyon kanallarının da dizilere daha fazla bütçeler ayırmasına ön ayak oldu.

Gelgelelim ortaya başarılı bir işin çıkması için para şart değil elbette. Ancak televizyon ve dizi dünyasının altın çağını yaşadığı şu günlerde beyazperdenin auteur yönetmenlerinin bile dizilerin dünyasına kapıldığını görebiliyoruz. Geçmiş yıllarda bunu kendi bağımsız filmlerini çekmek için bir ara yol olarak kullanan yönetmenler, artık bu işi ciddiye alıp kendilerine sağlanan kreatif özgürlükle ortaya bazen 8 ya da 10 saatlik film tadında işler çıkarmaya başladılar.

Bu gelişimle birlikte diziler, artık insanları 20, 30 ya da 50 dakikalık sürelerle meşgul eden işler olmaktan çok seyircinin daha çok aklına ve gözüne hitap etmeyi dert haline getirdi. Dizilerin bu teknik evriminden en fazla nemalanan etmen kuşkusuz sinematografi oldu. Yönetmenlerin artık daha fazla zaman harcadığı sinematografik etkenler bazı dizilerin vazgeçilmez parçalarından biri oluverdiler.

Biz de gelin son yılların sinematografisiyle dikkat çeken 10 enfes dizisine bir göz atalım.

Son Yıllarda Sinematografisiyle Dikkat Çeken 10 Enfes Dizi

The Handmaid’s Tale

the-handmaid’s-tale-ve-Atlanta-dizilerinin-kazanmasıyla-dikkat-çeken-2017-TCA-awards-sahiplerini-buldu-filmoverss.

8 dalda Emmy Ödülü’ne layık görülen Handmaid’s Tail, yılın en iyi işleri arasında yer alıyor. Bu başarısını muazzam performanslara borçlu olduğu aşikâr. Fakat dizinin televizyon dünyasında elde ettiği sarsılmaz konumun sebebi beyazperde atmosferi yaratarak seyirciyi etkisi altına alması. Hikâyenin gerçekçiliğini artırmak için flashback sahnelerinde doğal seslere yer veren görüntü yönetmenleri Elisabeth Moss’un canlandırdığı June karakterini yakın planda çekmenin seyirciyi adeta diken üstünde tuttuğunun farkında. Dizinin hakim rengi kırmızı ise; yumuşak ama aynı anda sert bir bakış açısı içeriyor. Dizi Gilead’ın kusursuz bir şekilde işleyen (!) yapısına derin anlamlar yükleyen renkle beraber mekanlar arasında keskin geçişler yapıyor.

Masum

masum-blu-tv-filmloverss

Netflix ve Amazon gibi online platformların ülkemizdeki yansıması olarak geçtiğimiz yılın sonunda dizi piyasasına dahil olan Blu tv’nin ilk projesi yüksek profiliyle dikkat çeken Masum olmuştu. Berkun Oya’nın yaratıcılığında ve Seren Yüce’nin yönetmenliğinde karşımıza çıkıp Haluk Bilginer, Ali Atay, Serkan Keskin, Tülin Özen, Nur Sürer ve daha birçok önemli ismin kadrosunda yer aldığı Masum, yerli diziler arasında eşsiz bir yere sahip olmuştu. Çekildiği kırsal alanın doğal güzelliklerinin gücünü de arkasına alan dizi, sinematografisi sayesinde seyirliğini bir kat daha arttırmayı başarmıştı.

Anne with an E

Anne

Netlix imzalı dizi, Lucy Maud Montgomery’nin kaleme aldığı klasik çocuk romanlarını ekrana taşıyor. Yetim bir kızın maceralarını anlatan dizi seyirciyi 19. yüzyılın kasvetli atmosferine davet ediyor. Fakat bu depresif havayı yıkmak isteyen Anne gibi görüntü yönetmenleri de birbirinden farklı renkleri bir araya getirerek seyirciye adeta görsel bir şölen sunuyor. Bir çocuğun dünyasını yansıtmak kolay bir iş değil elbette. Bu anlamda Anne with an E diğer uyarlamaların aksine yetimhanenin soğuk, acımasız yönünü gotik bir çerçevede işliyor. Doğal bir ışıkla yapılan çekimler göze çarparken; seyirci kitaptaki Anne’e göre daha karanlık bir çocukla yüz yüze geliyor. Geniş planda çekilen doğa manzaraları dizinin sinematografik yönünü ön plana çıkarıyor.

Twin Peaks

twin-peaks-filmloverss

David Lych’in uzun yılların ardından bu yıl içinde ekranlara geri dönen sürreal dizi projesi Twin Peaks, hiçbir zaman teknik ayrıntılarıyla ön plana çıkmasa da görsel manadaki doyuruculuğuyla konuşulagelmiştir. Usta yönetmen David Lycnh ve Peter Deming ortaklığıyla ortaya çıkan bu görsellik, dizinin komplex ve bir o kadar karmaşık hikayesiyle omuz omuza ilerlerken seyir zevkini de üst düzeye çıkarmaktan geri durmuyor.

Doctor Who

doctor-who-filmloverss

Tüm zamanların en uzun soluklu bilim kurgu dizisi olmak pek kolay değil. Doctor Who bu başarısını yeni maceralarla devam ettirerek, 54 yılı geride bırakırken; prodüksiyonu güçlü diziler arasında yer alıyor. Uzayı keşfedilmeyi bekleyen sonsuz bir güzellik olarak ele alan dizi heyecan dolu bir aksiyon sunuyor. Bu aksiyonu epik savaş sahneleri, uzay araçlarının kapışması şeklinde veren dizi televizyonun sınırlı imkanlarına rağmen ekrana getirdiği yaratıklarla farklı bir bakış açısı yakalıyor. Hemen hemen her Doktor’da değişen jeneriğin kendine has rengini, hikâyedeki karakterlerle bütünleştiren dizi İngiltere’nin bulutlu ve yağmurlu atmosferinin aksine parlak bir dünyanın kapılarını aralıyor. Uzayın derinliklerini keşfeden Doktor yeni galaksilere saatlerce uğraşılan kostümlerle adım atıyor. Tardis’in mavisini hakim renk olarak kullanan dizi renklerin gücüne sık sık değiniyor. Amy Pond’un Doktor’u hatırlamak için başvurduğu mavi defter gibi.

The Night of

the-night-of-filmloverss

Richard Price ve Steven Zaillian’ın yaratıcılığında, 2016 yılında HBO’da ekranlara gelen The Night of, hem sıra dışı konusu hem de karakter derinliği yaratmakta başarılı senaryosu sayesinde yayınlandığı dönemin dikkat çeken işlerinden biri olmuştu. Derinlikli karakterleri canlandırmakta oldukça başarılı olan oyuncuların yanı sıra karanlık atmosferiyle de dikkat çeken dizi, bu atmosferin yaratılmasında şehirden underground manzaralar sunan sinematografisine çok şey borçluydu. Igor Martinovic’in görüntü yönetmeni olarak muazzam bir iş ortaya koyduğu The Night Of, Martinovic’in ışık ve kamera tekniklerindeki başarısının yanı sıra framingteki ustalıklı işinin de katkısıyla iyiden iyiye şahlandı.

The Knick

the-knick-filmloverss

Dizi yalnızca bir dönem hikâyesi olmadığını ilk bölümünde kanıtlıyor. New York Knickerbocker Hastanesi’ndeki bir grup doktorun hayatını anlatan dizi alışagelmiş yöntemleri reddediyor. 1900’lerin boğucu, yer yer sıkıcı New York sokaklarını ele almayı ihmal etmeyen Steven Soderbergh zorlu bir projeye imza atıyor. Zira dizinin ameliyat sahnelerinde işler çığrından çıkıyor. Genellikle geniş planda alınan bu sahnelerde seyirciyi adeta ameliyathaneye hapseden Soderbergh karakter odaklı bölümlerde farklı bir yol izliyor. Thackery’nin hastayı kontrol ettiği anda aniden sahne değiştiren yönetmen radikal bir kararla sizi kanlar içindeki bir bedenle baş başa bırakabiliyor. El kamerası kullanan Soderbergh çekim sırasında oyuncularla iç içe olmanın önemine vurgu yaparken; dizi kolaylıkla beyazperdeye uyarlanabileceğinin sinyallerini veriyor.

Breaking Bad

breaking-bad-filmlovers

Vince Gilligan ve Peter Gould’un kimilerine göre televizyon tarihinin en iyisi olan dizisi Breaking Bad’in alamet-i farikası kuşkusuz muhteşem karakter gelişimleri ve ustalıklı yazılmış diyaloglar içeren senaryosu. Ancak dizinin bir de görünmeyen kahramanı var ki bu sinematografi. internetin her bir yanından görebileceğiniz infografiklerin yardımıyla renk skalasının olağanüstü kullanıldığını gördüğümüz Breaking Bad, bunun yanı sıra pek çok komedi filmi yönetmenin yapamadığı bir şeyi yapıyor: bir espriyi izleyiciye görsel dili kullanarak geçirmek.

True Detective

true-detective-filmloverss

Animal Kingdom’ın da sinematografisini yapan Adam Arkapaw’ın görüntü yönetmenliğini üstlendiği True Detective’in televizyon dünyasında oldukça önemli bir yer tuttuğu aşikar. İlk sezonun 4. bölümündeki o 6 dakikalık tek plan sahnenin hala akıllarda olduğunu söylemek gerek. Dizinin mistik ve bir o kadar da karanlık tarzını yarattığı başarılı kompozisyonlarla destekleyen Arkapaw, 1990’lı yılların gri Louisiana’sından kestiler sunarak diziyle şehir arasında benzerlikler kuruyor. Gelgelelim Adam Arkapaw’un yerini Nigel Bluck’a bıraktığı dizinin 2. sezonunun görüntü yönetimi manasında ilk sezonun altında kaldığını söylemek gerek.

Mindhunter

mindhunter-filmloverss

David Fincher’ın karanlık gerçekçiliğini yansıtan dizi özellikle sorgu sahnelerinde seyirciyi ekrana kitlemeyi başarıyor. Aynı sahne içinde hem sıcak hem soğuk renkler kullanan görüntü yönetmeni seyirciyi tıpkı sorgulanan kişi gibi etki altına almayı amaçlıyor. Fincher’ın filmlerine hakim olan gölgeli renkler, dizide ayrıntıların serpiştirildiği küçük ipuçlarına kapı aralıyor. Görüntü yönetmeni Erik Messerschmidt ışık uygunsa, sahne çektiklerini belirtiyor. Olabildiğince doğal, realist bir bakış açısında ele alınan dizide yeşil ve mavi tonları göze çarpıyor. Gerilim yaratmanın zorluğu bir kenara; Messerschmidt sorgu sahnelerinde pek çok farklı lens kullandıklarını söylüyor. Bu şekilde editörler montaj esnasında heyecanı en üst noktaya çıkarmak için yeterli alana sahip oluyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi