Hollywood sinemasının hakim kalıplarına uygun filmler çekmekte giderek yetkinleşen bir isim Antoine Fuqua. Eril olanın dilini kullanan, kimi zaman propagandif filmleriyle dikkat çeken, mevcut düzeni oldukça içselleştirmiş bir yapımcı-yönetmen. Şu da var ki, içinde bulunduğu düzenin istediği türde filmler üretmekte başarılı bir isim. Denzel Washington’a Oscar ödülü getiren sıkı polisiye Training Day’den Bruce Willis’li Güneşin Gözyaşları’na, Mark Wahlberg’li Tetikçi’den Clive Owen’li Kral Arthur’a kadar ünlü oyuncularla popüler sinemada iz bırakan çalışmalarıyla tanınıyor. Bu haliyle bir boks draması olan son filmi Southpaw-Son Şans’da esasen kendisini tekrar ediyor. Bildiği kalıpların içinde yeni bir hikayeyle bir çöküş ve yeniden yükseliş öyküsü anlatıyor. Karşımızda yine Hollywood’da göz doldurmuş isimler var, Fuqua son filminde Jake Gyllenhaal, Forest Whitaker ve Rachel McAdams gibi kendisini ispat etmiş oyuncularla çalışıyor. Filmin senaryosunda Sons of Anarchy’nin de senaristliğini yapmış, bu konuda tecrübeli bir isim Kurt Sutter’in imzası var.

Türkiye vizyonunda en son Gece Vurgunu-Nightcrawler’de göz dolduran bir performansla izlediğimiz Jake Gyllenhaal, kapitalist medya endüstrisinde bir insan ne kadar ileri gidebilir ve ahlaki çöküş hangi uçlara varabilir sorularına, izleyeni dehşete düşüren cevaplar vermişti. Bunun yanı sıra yine yakın tarihli Jose Saramago uyarlaması distopik film Enemy’de canlandırdığı iki ayrı karakterle, günümüz dünyasının karmaşası içinde kişiliği bölünmüş modern bireye etkili bir temas sağlamıştı. Gyllenhaal, canlandırdığı karakterle ruh veren bir oyuncu, bu durum Southpaw’da da filmin lehine bir avantaj olarak karşımıza çıkıyor.

Southpaw-Son Şans, iyi bir senaryonun egemen kodlara hakim yönetmen elinde başarıyla işlenerek altından kalkılmış bir film. Buna bir de etkileyici başrol oyunculuğu performansı ekleniyor. Bu haliyle popüler sinemanın eli yüz düzgün yeni bir örneği olarak duruyor. Konu itibarıyla Fuqua filmlerinin niteliğine hakim klişe bir öyküsü var, ancak bu öykü yer yer seyirci beklentilerini de bir kenara atarak fazla dramatize olmadan yol alıyor. Klasik anlatı formuna uygun olarak seyirciyi karakterlerle özdeşleştiriyor evet, hatta bunu kimi zaman kamerasını ana karakterin bakışı haline getirerek yapıyor ama ajite eden bir dil kullanmıyor. Filmi izlerken dibe vurmuş boksör Billy Hope’un (Jake Gyllenhaal) unvan maçını kazanmasını istiyoruz, özellikle maç esnasında psikolojik bir işlev yüklenen kamera, bakış açısı tekniğiyle (point of view) seyirciyi Billy Hope’yle bir araya getiriyor. Bir anda kendisini Hope’yle ringde bulan seyirci, onunla savunma-atak serisine katılıyor. Bunların dışında Hope’un çaresizlik anlarında yakın plan çekimle seyirci ona daha da yaklaştırılıyor ve bir bağ kurmaya teşvik ediliyor. Yaşadığı acı yüz ifadesine ve eylemlerine daha fazla yansıdıkça Hope, daha bir insan gözüküyor ve seyirciden hikâyesine ortak olmasını talep ediyor. Yönetmen Fuqua, konsantre çekimlerle karakter ve seyirciyi birbirine yaklaştırıyor. Bu süreçte Hope’un en büyük motivasyon kaynağı kızı oluyor, hikayenin seyirciyle daha empatik bir ilişki kurması için tamamlayıcı bir işlev görüyor. Hope, yeniden ayağa kalkarken artık tarafını seçmiş olan seyirci de onunla birlikte yol alıyor.

Bir boks draması olan Southpaw haliyle diğer benzerlerine refere ediyor, popüler türe ait olduğu için akıllara ilk olarak Rocky serisi geliyor. Her ne kadar Billy Hope ile Rocky Balboa karakterleri ve hikâyeleri arasında hayli fark olsa da boks ve ringler, iki karakteri birbirine yakınlaştırıyor. Rocky’den farklı olarak Southpaw, propagandif bir dile ve politik bir misyona sahip değil ancak eril bir dünyadan sesleniyor, anlattığı nihayetinde bir “erkek hikâyesi”. Merkezine aldığı efsane boksörün çöküşü ve yeniden yükselişi öyküsünün menzilinden çıkmıyor. Hope, yeniden yükselişle birlikte başarıyı tekrar elde ediyor ve bildik tanımla “rüya” (Amerikan Rüyası) kaldığı yerden devam ediyor. Dışına itildiği sistemin yeniden bir parçası oluyor ve olumlanıyor. Filmin söylemi bu noktada sistem eleştirisi yapmadan bireyciliğin tek çıkar yol olduğunu dayatıyor. Eğer Hope’un hikâyesinde olduğu gibi yolunda gitmeyen şeyler varsa bu, kapitalist rekabet sisteminin kabahatinden öte bireyin bir kusuruymuş gibi sunuluyor. Tekrar motive olup kaybettiği gücü elde eden birey kutsanırken, bunu başaramayanlar ise bir şekilde elenip “kaybeden (loser)” hikâyesi haline getiriliyorlar. Southpaw’ın Billy Hope ekseninde anlattığı hikâye de  bu kalıpla bire bir örtüşen bir yapı sergiliyor.

Yönetmen Fuqua, söylem bağlamında kendisini tekrar eden yeni bir filme imza atarken, Amerikan pragmatizmineyse onu yeniden üreten bir halka ekliyor. Fakat film hikâyesi, eklenen yan öyküler ve sırıtmayan dramatizasyonla etkileyici bir anlatımla sunuluyor. Bir baştan kabul olarak ele aldığı maskülen yapı, dramatik anlatımın içinde kendiliğinden biçimleniyor.

Hollywood sinemasının hakim kalıplarına uygun filmler çekmekte giderek yetkinleşen bir isim Antoine Fuqua. Eril olanın dilini kullanan, kimi zaman propagandif filmleriyle dikkat çeken, mevcut düzeni oldukça içselleştirmiş bir yapımcı-yönetmen. Şu da var ki, içinde bulunduğu düzenin istediği türde filmler üretmekte başarılı bir isim. Denzel Washington’a Oscar ödülü getiren sıkı polisiye Training Day’den Bruce Willis’li Güneşin Gözyaşları’na, Mark Wahlberg’li Tetikçi’den Clive Owen’li Kral Arthur’a kadar ünlü oyuncularla popüler sinemada iz bırakan çalışmalarıyla tanınıyor. Bu haliyle bir boks draması olan son filmi Southpaw-Son Şans’da esasen kendisini tekrar ediyor. Bildiği kalıpların içinde yeni bir hikayeyle bir çöküş ve yeniden yükseliş öyküsü anlatıyor. Karşımızda yine Hollywood’da göz doldurmuş isimler var, Fuqua son filminde Jake Gyllenhaal, Forest Whitaker ve Rachel McAdams gibi kendisini ispat etmiş oyuncularla çalışıyor. Filmin senaryosunda Sons of Anarchy’nin de senaristliğini yapmış, bu konuda tecrübeli bir isim Kurt Sutter’in imzası var. Türkiye vizyonunda en son Gece Vurgunu-Nightcrawler’de göz dolduran bir performansla izlediğimiz Jake Gyllenhaal, kapitalist medya endüstrisinde bir insan ne kadar ileri gidebilir ve ahlaki çöküş hangi uçlara varabilir sorularına, izleyeni dehşete düşüren cevaplar vermişti. Bunun yanı sıra yine yakın tarihli Jose Saramago uyarlaması distopik film Enemy’de canlandırdığı iki ayrı karakterle, günümüz dünyasının karmaşası içinde kişiliği bölünmüş modern bireye etkili bir temas sağlamıştı. Gyllenhaal, canlandırdığı karakterle ruh veren bir oyuncu, bu durum Southpaw’da da filmin lehine bir avantaj olarak karşımıza çıkıyor. Southpaw-Son Şans, iyi bir senaryonun egemen kodlara hakim yönetmen elinde başarıyla işlenerek altından kalkılmış bir film. Buna bir de etkileyici başrol oyunculuğu performansı ekleniyor. Bu haliyle popüler sinemanın eli yüz düzgün yeni bir örneği olarak duruyor. Konu itibarıyla Fuqua filmlerinin niteliğine hakim klişe bir öyküsü var, ancak bu öykü yer yer seyirci beklentilerini de bir kenara atarak fazla dramatize olmadan yol alıyor. Klasik anlatı formuna uygun olarak seyirciyi karakterlerle özdeşleştiriyor evet, hatta bunu kimi zaman kamerasını ana karakterin bakışı haline getirerek yapıyor ama ajite eden bir dil kullanmıyor. Filmi izlerken dibe vurmuş boksör Billy Hope’un (Jake Gyllenhaal) unvan maçını kazanmasını istiyoruz, özellikle maç esnasında psikolojik bir işlev yüklenen kamera, bakış açısı tekniğiyle (point of view) seyirciyi Billy Hope’yle bir araya getiriyor. Bir anda kendisini Hope’yle ringde bulan seyirci, onunla savunma-atak serisine katılıyor. Bunların dışında Hope’un çaresizlik anlarında yakın plan çekimle seyirci ona daha da yaklaştırılıyor ve bir bağ kurmaya teşvik ediliyor. Yaşadığı acı yüz ifadesine ve eylemlerine daha fazla yansıdıkça Hope, daha bir insan gözüküyor ve seyirciden hikâyesine ortak olmasını talep ediyor. Yönetmen Fuqua, konsantre çekimlerle karakter ve seyirciyi birbirine yaklaştırıyor. Bu süreçte Hope’un en büyük motivasyon kaynağı kızı oluyor, hikayenin seyirciyle daha empatik bir ilişki kurması için tamamlayıcı bir işlev görüyor. Hope, yeniden ayağa kalkarken artık tarafını seçmiş olan seyirci de onunla birlikte yol alıyor. Bir boks draması olan Southpaw haliyle diğer benzerlerine refere ediyor, popüler türe ait olduğu için akıllara ilk olarak Rocky serisi geliyor. Her ne kadar Billy Hope ile Rocky Balboa karakterleri ve hikâyeleri arasında hayli fark olsa da boks ve ringler, iki karakteri birbirine yakınlaştırıyor. Rocky’den farklı olarak Southpaw, propagandif bir dile ve politik bir misyona sahip değil ancak eril bir dünyadan sesleniyor, anlattığı nihayetinde bir “erkek hikâyesi”.…

Yazar Puanı

Puan - 60%

60%

Son Şans-Southpaw, iyi bir senaryonun egemen kodlara hakim yönetmen elinde başarıyla işlenerek altından kalkılmış bir film. Buna bir de etkileyici başrol oyunculuğu performansı ekleniyor. Bu haliyle popüler sinemanın eli yüz düzgün yeni bir örneği olarak duruyor.

Kullanıcı Puanları: 4.7 ( 2 votes)
60
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi