Sokurov’un Mat i syn (Ana ve Oğul) filmiyle birlikte bir tür seri oluşturan diğer filmi Otets i syn (Baba ve Oğul), her ne kadar hikaye ve karakter olarak birbiriyle ilişkili olmasa da; özellikle zaman konusu üzerinde bir anlatı geliştirmek için kullanılan kuşaksal farklılıklar temasında birleşirler. Ama Mat i syn’de esas anlatı bu, zaman mefhumu üzerinden var olan ontolojiyken, Otets i syn’de esas anlatı yine ontolojik bir izlekte olsa da oldukça farklıdır. Burada Sokurov, tümden aklın yıkımı ile açıklanabilecek bir metafiziksel durum betimlemesine girişir.

Burada filmin yarattığı söyleme geçmeden önce, aklın yıkımı ile neyi kast ettiğimizi açık bir şekilde ortaya koyabilmek gerekir. Temelde ilk olarak Platon ile belli bir sistemsellik içinde inşa edilen “Logos” kavramı, daha sonraları mantık, zihin ve akıl gibi mefhumlara zemin oluşturur. Özellikle Ortaçağ felsefesinin kutsal metinlere dayalı dogmatik sisteminden kopuşun simgesi olan Descartes’ın, tüm felsefesini düşünen bir “ben” üzerine kurması ile de modern felsefe bir tür rasyonalizm yani akılcılık olarak başlamış olur. Devamında özellikle Kant’la birlikte bu ortaya koyulan akılcılık, izlenimcilik gibi onun birçok konuda zıttı olan düşünceyi de içine alan bir transendental felsefeye dönüşmüştür. Burada transendental ile kast edilen; akılcılığın, her tür izlenimcilikten yani deneyim ve doğa ile olan pratiksel ilişkiden uzakta; her zaman geçerli olduğu düşünülen bir tür temeldir. Yani Kant’la birlikte her şeyin üzerinde kurduğumuz aklın kurulması için de bir transendental temel atılmıştır. İşte tüm bu gelişmelerden sonra aklın yıkımı dediğimiz durum, Nietzsche’yle birlikte ortaya çıkar. Temelde Nietzsche, bu akılcı düşünceye; tam da transendental olarak yani aşılamaz olarak inşa edilen, her tür eleştiriden uzak tutmayı başaracaklarını umdukları noktadan saldırmıştır; yani transendental temelden.

Burada Nietzsche’nin özellikle vurguladığı şey; aklın önceli olarak yani temeli olarak, her şeyin üstünde ve de tartışılamaz bir transendental düşünce ortaya koymak, hiçbir şekilde kabul edilebilecek bir şey değildir. Nietzsche burada aklın önceline yönelik bir temelsizlik vurgusu yapar. Yani aklımız, tanrısal ya da her şeyin üzerinde bir güç değildir. Ağırlıklı olarak dil üzerinden düşüncesini geliştiren Nietzsche, akılla aynı varoluş modunda olan dil için de benzer bir eleştiriyi yapar. Yani dil, hiçbir zaman kendi içinden ya da kendi kendisi üzerinden tutarlılığı ispatlanabilecek bir şey değildir. Her şeyden önce bir temele ihtiyacı vardır ki onun yokluğu aslında bizzat bu ihtiyacı doğurur. Nietzsche dilin temelsizliğini vurgulamak için aslında onun tamamen belirsiz bir metaforik yapıya sahip olduğunu göstererek, aklın da; en temelde belirsiz ve asla ama asla transendental bir, her şeyin üstünde olmayan öznel sezgi olduğunu savunacaktır. Bu sezgisellik üzerinden de aklın, hem temelsiz hem de yapı olarak değişken, belirsiz ve öznel olduğunu gösterecektir.

İşte aklın yıkımı denilen olay da; Nietzsche’nin, Kant’ın ortaya koyduğu transendental düşünceye saldırmasından ileri gelir. Fakat buradan sonra mesela biraz garipleşmeye başlar çünkü Nietzsche’nin sezgisellik üzerinden işaret ettiği aklın yıkımında, bu sezgisellik üzerine konuşmanın transendental düşünceye kaymaya çok elverişli olması gibi bir sorun vardır. O yüzden Nietzsche sonrası bazı, aslen onun takipçisi olan düşünürler; ortaya konan sezgiselliği soruştururken sonunda farkında olmadan transendental düşünceye kayma hatasına düşmüşlerdir. Günümüz çağdaş felsefesi içerisinde bu sezgisellik, genellikle “oluş” kavramıyla ele alınmaktadır. Özellikle de oldukça popüler düşünürlerden biri olan Deleuze’ün bu kavramı çokça kullanıldığı görülebilir. Burada sezgiselliği üzerinden oluşa yapılan vurgununu önemi, aklın aslında salt bir temel belirleyici olamayacağının ortaya konması üzerinden; aklı esnek bir yapıya büründürmektir. Yani aklın yıkımı, kavramsal ya da tanımsal olarak aklın yıkımıdır. Amaçlanan, aklın temelsizliği ve belirsizliği içerisinde; sürekli ve sürekli olarak yeniden inşa edilen bir tür geçici akıl durumudur.

Bu noktada Sokurov’un Otets i syn filmine gelecek olursak; filmle ilgili genel övgüleri oluşturan şiirselliğin de sebebini anlamış oluruz. Örneğin Nietzsche’nin dille ilgili temelsizliğe yönelik vurguladığı metafor yapısından feyz alan Heidegger, dilin her şeyden önce şiirsel bir öncele sahip olduğunu vurgular. Yani dilden önce şiir vardır. Bu aynı zamanda “akıldan önce sezgi vardır”ın farklı bir ontolojik statüsüdür. Doğal olarak filmle ilgili olarak söylenen şiirsellik aslında sezgiselliğin bir yansımasıdır ki bu da Otets i syn’nin, aklın yıkımına işaret eden yapısını ortaya çıkarır.

Filmi izlerken sıklıkla karakterin hülyalı hallerine, birbirleriyle olan alışılmışın dışındaki ilişkilerine tanık oluruz. Hatta baba ve oğul karakterin arasındaki ilişkiden ensest bir anlam çıkaranlar dahi vardır. İşte filmin esas anlatısını oluşturan sezgiselliğin en temel kanıtı da budur. Otets i syn; babanın baba olmadığı, oğlun oğul olmadığı, doğal olarak ensest diye bir şeyin olmadığı bir anlatıda kurar hikayesini. Oğul, her defasında baba karakteri yeniden ve yeniden keşfeder. Onun manevi varlığı karşısında duyduğu varoluşsal şaşkınlıklar yaşar ve bedensel olarak kendisinin dışındaki bir varlığa yaklaşımı, ilk kez karşılaştığı bir nesneye ilgiyle yaklaşan yabani bir hayvanın şaşkınlığını içerir. Tüm film yalnızca karakterlerin değil, aynı zamanda nesnelerin de sezgiselliğiyle ilerler. Karakterler, birbirleriyle karşılaşmalarının sezgisel duygulanımlarına benzer olarak doğa ve şehirle de ilişki içine girer. Öyle ki yerdeki herhangi bir taşı bile yeniden ve yeniden keşfederler. Bu keşif, aklın önceli olan sezgiselliğin yarattığı bir duygulanımın ürünüdür. İşte burada, filmin ilerleyen genel hikayesinin akılcılığı da bu belirsiz ve de belirlenimsiz sezgisellikle yeniden ve yeniden şekillenerek değişir. Böylece filmin şiirselliği yalnızca tek bir anlamın değil, herhangi bir paradoks içermeden birden fazla anlamın oluşmasını sağlar. Sokurov’un Otets i syn ile başardığı şey de; tam olarak aklın her tür temelsiz, kendi üzerinden kendine dönen döngülerinin dışında salt bir oluşu ortaya koyabilmesidir.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi