9, Anlat İstanbul, Gölgesizler, Nar gibi filmleriyle tanınan Ümit Ünal’ın son filmi Sofra Sırları, geride bıraktığımız Adana ve Malatya Film Festivallerinde yarıştı. Senaristliğini de Ümit Ünal’ın üstlendiği filmin oyuncu kadrosunda Demet Evgar, Fatih Al, Alican Yücesoy, Elit Andaç Çam ve Fırat Altunmeşe yer alıyor. Vitrinler; içindeki biblolar, özenle çerçevelenmiş fotoğraflar, neredeyse hiç kullanılmayan tabaklar ve Shin Hanga ve Ukiyo-e biçiminin kötü birer taklitleri haline gelmiş diğer tüm süs eşyaları, özellikle Türkiye aile yapısının ve duygusal ilişkiler yasasının sergilenme yerleridir. Bizim toplumumuzda göstermek, özellikle evlilik gibi bir husus altında ele alacak olursak, asıl anlamının çok ötesine geçen bir eylem türüdür. Türkiye’nin geleneksel aile yapısında bir sergileme mekanı olarak vitrin, özenle saklanmış romantik bir hayalin, bir yaşanmamışlığın simgesel müzesi gibidir. Ülkemizdeki evlilik istatistiklerinden de hareket edecek olursak, ümit edilen, hayali kurulan ve bu amaçla yola çıkılmış, özelde romantik birlikteliğin, genelde mutlu bir aile yaşantısının sergilenmekten öteye gidemediği bir uzay boşluğudur burası. Bu noktada çoğumuz geleneksel yapıdaki birçok evde rastlanan, aslında bambaşka bir dünyaya aitmiş gibi görünen mavi ve beyaz renklerinde iki öpüşen çocuğun biblosunu anımsayabiliriz. Bu ve bunun gibi imgelere, sevgi nesnelerine hemen hemen her evde rastlanmasına karşın, onların o vitrinden veya sergilendikleri yerden dışarı çıkmaması da bir işarettir aslında. Film, işte böyle benzer ve tanıdık bir vitrin görüntüsüyle başlıyor. Demet Evgar’ın muhteşem bir performansla canlandırdığı Neslihan karakterini eylemleriyle, duygusal inişi ve çıkışıyla kanlı canlı görmeseydik, filmin bu açılış sahnesinden Neslihan’ın çok mutlu bir yaşantısı olduğunu düşünebilirdik. Ama Neslihan bizi, evinin süslü misafirperverliğiyle değil, kendi gerçekleriyle karşılıyor. Son olarak Nar filmiyle karşımıza çıkan ve çok yönlü karakter yaratımıyla özgün bir üslubu olan Ümit Ünal, Sofra Sırları ile seyirciyi çok temelden yakalamayı başarıyor. Çok komik bir durumdan, gerilimli bir âna, gerilimden tekrar komik bir duruma sürüklediği izleyicinin, bu denli hızlı değişen bir seyirden boğulmadan çıkmasını sağlıyor. Bir direniş öyküsü olarak da bakılabilecek Sofra Sırları, hem düş olmasını istediğimiz bir gerçek, hem gerçek olmasını istediğimiz bir düş oluyor. Film hem içerik olarak, hem de biçim olarak Neslihan’ın rehberliğinde ilerliyor. Seyircisinin de tıpkı Neslihan gibi hissetmesini istiyor, bir kadın veya erkek olarak değil; hissiyat olarak. Soluk renklerdeki ev yaşantısı, kocasının donuk ifadesi, işten eve geldiğinde ona masaj yapması, rakısını getirmesi, tek taraflı cinsel yaşamı gibi rutinlere tezat olarak televizyonda bir yemek programı sunduğunu hayal eden Neslihan, güleryüzlü, enerjik bir yapıda seyircilerine (diğer kadınlara) kendi sofrasının, yemeklerinin ve aslında evliliğinin sırlarını paylaşıyor. Tıpkı vitrin sembolü gibi televizyon da bir göstergeler imparatoru olarak filmde konumlanıyor. Neslihan’ın imgelemindeki sunuculuk, ilk bakışta, her ne kadar bir özgüven ve özgürlük noktası olarak görülse de aslında orada paylaştığı tüm sırlar(!), bağıra bağıra söylenmesi istenen tüm yalanlar oluyor. Bu bakımdan normların çizdiği ve örnek teşkil etsin diye sunduğu özgür ve özgüvenli kadın modelinin sırları da işte bu kadar oluyor: sürekli gülen, kesinlikle güzel ve seksi gözükmesi gereken, mutlu bir evliliği olan kadın. Neslihan’ın başlarda bir kaçış olarak yaşadığı bu hayal durumu ileride daha kararlı bir özgürlük mücadelesine dönüşüyor ve aslında bu hayal ettiği yemek programını sunan Neslihan’dan çok daha özgür oluyor. Sofra Sırları: Tiyatroya Yakın Bir Anlatı Neslihan’ın bir çeşit dedikodu yaptığı,…

Yazar Puanı

Puan - 75%

75%

Sofra Sırları, evlilik kurumu özelinde toplumsal eşitsizliği masaya yatırarak, bir eylem biçimi olarak yemek yemeyi siyasi, kültürel, cinsel ve ekonomik çerçevede özgün bir mizah yapısıyla kodluyor.

Kullanıcı Puanları: 3.98 ( 5 votes)
75

9, Anlat İstanbul, Gölgesizler, Nar gibi filmleriyle tanınan Ümit Ünal’ın son filmi Sofra Sırları, geride bıraktığımız Adana ve Malatya Film Festivallerinde yarıştı. Senaristliğini de Ümit Ünal’ın üstlendiği filmin oyuncu kadrosunda Demet Evgar, Fatih Al, Alican Yücesoy, Elit Andaç Çam ve Fırat Altunmeşe yer alıyor.

Vitrinler; içindeki biblolar, özenle çerçevelenmiş fotoğraflar, neredeyse hiç kullanılmayan tabaklar ve Shin Hanga ve Ukiyo-e biçiminin kötü birer taklitleri haline gelmiş diğer tüm süs eşyaları, özellikle Türkiye aile yapısının ve duygusal ilişkiler yasasının sergilenme yerleridir. Bizim toplumumuzda göstermek, özellikle evlilik gibi bir husus altında ele alacak olursak, asıl anlamının çok ötesine geçen bir eylem türüdür. Türkiye’nin geleneksel aile yapısında bir sergileme mekanı olarak vitrin, özenle saklanmış romantik bir hayalin, bir yaşanmamışlığın simgesel müzesi gibidir. Ülkemizdeki evlilik istatistiklerinden de hareket edecek olursak, ümit edilen, hayali kurulan ve bu amaçla yola çıkılmış, özelde romantik birlikteliğin, genelde mutlu bir aile yaşantısının sergilenmekten öteye gidemediği bir uzay boşluğudur burası. Bu noktada çoğumuz geleneksel yapıdaki birçok evde rastlanan, aslında bambaşka bir dünyaya aitmiş gibi görünen mavi ve beyaz renklerinde iki öpüşen çocuğun biblosunu anımsayabiliriz. Bu ve bunun gibi imgelere, sevgi nesnelerine hemen hemen her evde rastlanmasına karşın, onların o vitrinden veya sergilendikleri yerden dışarı çıkmaması da bir işarettir aslında. Film, işte böyle benzer ve tanıdık bir vitrin görüntüsüyle başlıyor. Demet Evgar’ın muhteşem bir performansla canlandırdığı Neslihan karakterini eylemleriyle, duygusal inişi ve çıkışıyla kanlı canlı görmeseydik, filmin bu açılış sahnesinden Neslihan’ın çok mutlu bir yaşantısı olduğunu düşünebilirdik. Ama Neslihan bizi, evinin süslü misafirperverliğiyle değil, kendi gerçekleriyle karşılıyor.

Son olarak Nar filmiyle karşımıza çıkan ve çok yönlü karakter yaratımıyla özgün bir üslubu olan Ümit Ünal, Sofra Sırları ile seyirciyi çok temelden yakalamayı başarıyor. Çok komik bir durumdan, gerilimli bir âna, gerilimden tekrar komik bir duruma sürüklediği izleyicinin, bu denli hızlı değişen bir seyirden boğulmadan çıkmasını sağlıyor. Bir direniş öyküsü olarak da bakılabilecek Sofra Sırları, hem düş olmasını istediğimiz bir gerçek, hem gerçek olmasını istediğimiz bir düş oluyor. Film hem içerik olarak, hem de biçim olarak Neslihan’ın rehberliğinde ilerliyor. Seyircisinin de tıpkı Neslihan gibi hissetmesini istiyor, bir kadın veya erkek olarak değil; hissiyat olarak. Soluk renklerdeki ev yaşantısı, kocasının donuk ifadesi, işten eve geldiğinde ona masaj yapması, rakısını getirmesi, tek taraflı cinsel yaşamı gibi rutinlere tezat olarak televizyonda bir yemek programı sunduğunu hayal eden Neslihan, güleryüzlü, enerjik bir yapıda seyircilerine (diğer kadınlara) kendi sofrasının, yemeklerinin ve aslında evliliğinin sırlarını paylaşıyor. Tıpkı vitrin sembolü gibi televizyon da bir göstergeler imparatoru olarak filmde konumlanıyor. Neslihan’ın imgelemindeki sunuculuk, ilk bakışta, her ne kadar bir özgüven ve özgürlük noktası olarak görülse de aslında orada paylaştığı tüm sırlar(!), bağıra bağıra söylenmesi istenen tüm yalanlar oluyor. Bu bakımdan normların çizdiği ve örnek teşkil etsin diye sunduğu özgür ve özgüvenli kadın modelinin sırları da işte bu kadar oluyor: sürekli gülen, kesinlikle güzel ve seksi gözükmesi gereken, mutlu bir evliliği olan kadın. Neslihan’ın başlarda bir kaçış olarak yaşadığı bu hayal durumu ileride daha kararlı bir özgürlük mücadelesine dönüşüyor ve aslında bu hayal ettiği yemek programını sunan Neslihan’dan çok daha özgür oluyor.

Sofra Sırları: Tiyatroya Yakın Bir Anlatı

Neslihan’ın bir çeşit dedikodu yaptığı, tek başına birilerine seslendiği televizyon programı sahneleri bana Patrick Süskind eseri olan Kontrbas’ı hatırlattı. Bir müzisyenin çaldığı enstrüman ile toplumsal hiyerarşiyi karşılaştırması, hem enstrümanın hem de kendisinin arka planda kalmasından rahatsız olması ve bunu, çıkacağı konser öncesinde evinde monolog halinde haykırması, Sofra Sırları’ndaki Neslihan’ın yaptığıyla benzer nitelikte. Veya meseleye filmin temasına çok yakın bir şekilde ele alan Henrik Ibsen’in yazdığı Nora, Bir Bebek Evi adlı oyunu örnek gösterebiliriz. Filmin dramatik olarak dayanağı olan ironi, sahnelerin düzenlenişi, eylemlerin tırmanışı bakımından tür olarak tiyatro sanatına çok yakın duruyor.

“Kan görmeye dayanamam mı sanıyorsun? Beni o kadar zayıf mı sanıyorsun? Senin bütün cinsinin şunun gibi kan içinde yüzdüğünü görmek isterdim. Senin kafatasını kendime içki kadehi yapmak, ayaklarımı yarılmış göğsünün içinde yıkamak, yüreğini pişirip yemek isterdim!” (Matmazel Julie – August Strindberg)

Filmin öyküsünün yemek sahneleriyle kurduğu ilişki Strindberg’in eserinde de karşımıza çıkmaktadır. Vahşet ve şiddet histerisi olan bu cümleler aslında Julie’nin ona yüklenen toplumsal rollerine göre artarak kendini gösteren bir isyan ve eylem türüdür. Julie belki de tıpkı Neslihan gibi ironiye başvurmaktadır. Neslihan sürekli yemekten bahseder, başta kendini olmak üzere herkesi yemek ile sakinleştirmeye, geçiştirmeye çalışmaktadır ve planladığı tüm intikam düşünceleri de yine yemekle gelmektedir. Bir birey olarak kendini ona yüklenen görevlerle savunmaktadır, tam da bu nedenle ‘’asıl katil kim?’’ sorusunu belki bilinçli, belki bilinçsiz olarak topluma yöneltmektedir. Bu bakımdan eğer konuyu sadece etik olarak değerlendireceksek, burada ölüm ve öldürmek eylemi doğa kanunları çerçevesinde Neslihan için, yemek için öldürülen bir tavuktan (filmde bolca tarifi verilen çerkes tavuğundan hareketle) farksızdır, o yaşamak için öldürmektedir.

Sonuç olarak, Sofra Sırları, evlilik kurumu özelinde toplumsal eşitsizliği masaya yatırarak, bir eylem biçimi olarak yemek yemeyi siyasi, kültürel, cinsel ve ekonomik çerçevede özgün bir mizah yapısıyla kodluyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi