Andrew Hulme’in ilk yönetmenlik tecrübesi olan Snow in Paradise (Soğuk Cennet), tutuk başlayıp ardından şahane bir ivme alan başarılı bir gerilim sunuyor. Film yakaladığı bu ivmeyi sonuna doğru kaybetse de yakaladığı bazı noktalarla övgüyü hak ediyor.

Aslında filmin açılış cümlesiyle Dave kendini biraz olsun anlatıyor. Varlıklı insanların hayattaki korkularından, doğal olmamalarından ve toplumdaki insanları yok saymalarından dem vuruyor. Yok sayılan insanlardan biri olarak saygı ve pretij kazanmak amacıyla çıkış olmadığını düşündüğü fakir mahallesinde karşısında gördüğü tek çözümü değerlendirmek ister. Gözünü bürüyen bu hırs, sahip olduğu az ama öz varlıklarından birçoğunu elinden almaya başlar. Gittikçe eriyen ve batağa saplanan Dave, kendi huzuru için bir çözüm aramaya çabalar.

Ağır ve kendinden emin bir tavır yokmuşçasına başlayan Soğuk Cennet, bir süre sonra kendi ritmini oluşturmaya başlıyor. Hatta hızını alamayıp şahane bir ivmeyle atılım yapıyor. Bu noktada başarılı kurgusuyla ve doğru müzik seçimleriyle ön plana çıktığını söylemek doğru olur. Aslında filmin en büyük kozu olan kaliteli kurgusu, tecrübeli bir kurgucu olan yönetmen Andrew Hulme’in de en büyük silahı elbette. Bu silahını en doğru zamanda ve tam ayarında kullanan yönetmen sürükleyiciliğini üst düzeye çıkardığı filminin hikayesini de olgunlaştırıyor.

Yan karakterleri hikayeye başarılı bir şekilde yerleştirmesi filmin bir diğer artısı. Yaratmak istediği atmosferi yalnızca bir karakter üstüne yüklemek yerine, bu yükü hikayeyi zenginleştiren diğer karakterlere de paylaştırarak daha geniş bir çevreye yayıyor.

Soğuk Cennet’in sürekliliği bir yana, devamlılık konusunda belli sıkıntıları var. Başlangıçta var olan tutukluluk halini ilerleyen dakikalarda yakaladığı ivmeyle aşarak bambaşka bir boyuta evrildiği halde, finale yaklaşırken tekrar bir tutukluk haline bürünüyor. Hikayeyi daha oturaklı bir hale getirmek adına temposunu düşürdüğünü düşünmek istesem de, finaline yaklaşırken bocaladığı da bir gerçek. Finalini hazırlarken yaptığı bir senaryo hatası da hikayeyi altüst eden türden bir etki yaratıyor. Tam her şeyi yerli yerine oturtmuşken yeni soru işaretleri yaratarak düşük ve etkisiz bir son ile bitiyor.

Soğuk Cennet, ilk film kategorisinde baılınca oldukça başarılı bir iş. Diğer yandan, başarılı kurgusu ve son andaki hatasına rağmen oturaklı senaryosuyla izlemeye değer bir film.

Andrew Hulme'in ilk yönetmenlik tecrübesi olan Snow in Paradise (Soğuk Cennet), tutuk başlayıp ardından şahane bir ivme alan başarılı bir gerilim sunuyor. Film yakaladığı bu ivmeyi sonuna doğru kaybetse de yakaladığı bazı noktalarla övgüyü hak ediyor. Aslında filmin açılış cümlesiyle Dave kendini biraz olsun anlatıyor. Varlıklı insanların hayattaki korkularından, doğal olmamalarından ve toplumdaki insanları yok saymalarından dem vuruyor. Yok sayılan insanlardan biri olarak saygı ve pretij kazanmak amacıyla çıkış olmadığını düşündüğü fakir mahallesinde karşısında gördüğü tek çözümü değerlendirmek ister. Gözünü bürüyen bu hırs, sahip olduğu az ama öz varlıklarından birçoğunu elinden almaya başlar. Gittikçe eriyen ve batağa saplanan Dave, kendi huzuru için bir çözüm aramaya çabalar. Ağır ve kendinden emin bir tavır yokmuşçasına başlayan Soğuk Cennet, bir süre sonra kendi ritmini oluşturmaya başlıyor. Hatta hızını alamayıp şahane bir ivmeyle atılım yapıyor. Bu noktada başarılı kurgusuyla ve doğru müzik seçimleriyle ön plana çıktığını söylemek doğru olur. Aslında filmin en büyük kozu olan kaliteli kurgusu, tecrübeli bir kurgucu olan yönetmen Andrew Hulme'in de en büyük silahı elbette. Bu silahını en doğru zamanda ve tam ayarında kullanan yönetmen sürükleyiciliğini üst düzeye çıkardığı filminin hikayesini de olgunlaştırıyor. Yan karakterleri hikayeye başarılı bir şekilde yerleştirmesi filmin bir diğer artısı. Yaratmak istediği atmosferi yalnızca bir karakter üstüne yüklemek yerine, bu yükü hikayeyi zenginleştiren diğer karakterlere de paylaştırarak daha geniş bir çevreye yayıyor. Soğuk Cennet'in sürekliliği bir yana, devamlılık konusunda belli sıkıntıları var. Başlangıçta var olan tutukluluk halini ilerleyen dakikalarda yakaladığı ivmeyle aşarak bambaşka bir boyuta evrildiği halde, finale yaklaşırken tekrar bir tutukluk haline bürünüyor. Hikayeyi daha oturaklı bir hale getirmek adına temposunu düşürdüğünü düşünmek istesem de, finaline yaklaşırken bocaladığı da bir gerçek. Finalini hazırlarken yaptığı bir senaryo hatası da hikayeyi altüst eden türden bir etki yaratıyor. Tam her şeyi yerli yerine oturtmuşken yeni soru işaretleri yaratarak düşük ve etkisiz bir son ile bitiyor. Soğuk Cennet, ilk film kategorisinde baılınca oldukça başarılı bir iş. Diğer yandan, başarılı kurgusu ve son andaki hatasına rağmen oturaklı senaryosuyla izlemeye değer bir film.

Yazar Puanı

Puan - 68%

68%

Andrew Hulme'in ilk yönetmenlik tecrübesi olan Snow in Paradise (Soğuk Cennet), tutuk başlayıp ardından şahane bir ivme alan başarılı bir gerilim sunuyor. Film yakaladığı bu ivmeyi sonuna doğru kaybetse de yakaladığı bazı noktalarla övgüyü hak ediyor.

Kullanıcı Puanları: 3.75 ( 1 votes)
68
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi