Özellikle Venedik Film Festivali’nde aldığı jüri özel ödülü ile adını duyuran Sivas, Kaan Müjdeci’nin ilk uzun metrajlı filmi olarak dikkatleri fazlasıyla üzerine çekmeyi başarmıştı. Filmin farklı yaklaşımlar ve tekniklerle yola çıkmış olması zaten başlı başına bir başarı sebebi ve ilk film için kesinlikle çok çok iyi bir yapım ama bazı, değerlendirmenin karmaşık bir hal aldığı durumlara göre genel kanının oldukça farklı uçlara gidebilme potansiyelini de barındırıyor olması gibi oldukça garip bir durum içinde aynı zamanda.

Fazlasıyla minimal, saf gerçekçi bir yaklaşımla yola çıkan film basitçe, kendi halinde okul ve köyde hayatına devam eden küçük Aslan’ın bir köpek dövüşünde yaralı olarak terk edilen Sivas kangalına sahip çıkması sonrasında olanları anlatıyor. Ama buna bakarak olayın buna odaklandığını düşünmeyin. Dedik ya minimal yaklaşım var diye, film boyunca bir sürü ufak tefek hikayeler ve olaylar aslında Sivas’ın esas anlatı temelini oluşturuyor. Bir anlamda esas hikaye, aslında filmin alt metni görevini görüyor.

Her şeyden önce Sivas filminin taşraya bakışında çok büyük bir yenilik var. Bugüne kadar ya toplumsal gerçekçi bir yaklaşımla didaktik olarak ele alınan ya da vasat komedilerin yağmalarına uğrayan taşra, bu sefer kendi içinde, tüm didaktik söylemlerin ötesinde bir dünya olarak ele alınmış. Sadece senaryo anlamındaki bu tutum bile ortaya çıkan sonuca dair büyük bir beklenti içine girmeniz için büyük bir sebep. Zaten yönetmen bu konuda da bizi haksız çıkarmıyor.

Filmdeki ağırlıklı rollerin çok büyük bir kısmı amatör oyuncular tarafında canlandırılmış. Ayrıca tüm filmi aktüel kamera tekniği kullanılarak çekme gibi aslında pek de yeni olmayan ama bu denli kışkırtıcı olarak ele alınanı bulmanın zor olduğu bir yol seçilmiş. Bir de tüm bunları bir ilk film olarak değerlendirirsek sonuç fazlasıyla iyi.

Tabi bir de işin yazımızın başında bahsettiğimiz karışık bir yorumlanma boyutu var. Yönetmen su götürmez bir şekilde saf gerçekçilik temeli üzerinde tüm hikayeyi ve oyunculukları inşa etmiş ama sinematografi anlamında kullanılan teknik bu konuda ortalığı biraz karıştırıyor. Çünkü Müjdeci oldukça yüksek diyaframlı ve dar açılı objektifler kullanarak tüm filmi çekmiş. Sadece bu tutum, bir tarz olarak ele alındığında dahi kısıtlayıcı temelinden dolayı eleştirilebilecek bir konu. Ama hele bir de siz bu yüksek diyafram ve dar açıyla arka plandaki gerçekliğin çok büyük bir kısmını yadsıyan tekniği saf gerçekçi senaryo üzerine kuruyorsanız ortada büyük bir problem var demektir.

Diyaloglar ve yan hikayelerdeki saf gerçekçiliği, tekniksel anlamda yadsıyan bakışla harmanlamak ortaya ilginç bir teatrallik çıkarıyor ki işte konu burada iki farklı yere evrilebilir hale geliyor. Bu teatralliği gerçeğin masalsı anlatımı olarak da değerlendirebilirsiniz ki bu durumda olumlu bir sonuca varırsınız, ama aynı zamanda filmin gerçekliğini yıkan çelişkili bir durum olarak da değerlendirebilirsiniz ki sonuç doğal olarak olumsuz olacaktır. Açıkçası her iki bakış açısı da kendi kanıtlanabilirliğini barındırdığı için tek bir doğrudan bahsedemeyiz, haliyle film için oldukça iyi ve oldukça kötü yorumların yapılabilir olması da gayet muhtemel bu durumda.

Sivas ile ilgili minimal yan hikaye ve alt metne bakarak bir olgunlaşma filmi diyebiliriz ama esas olarak bu olgunlaşmanın masumiyetle olan ilişkisi irdeleniyor. Masumiyet yetişkinler tarafında zamanla öldürülen bir şey olarak görülüyor ama bu aynı zamanda bir tür direnişe de dönüşebilir. Masumiyetin varoluştaki durumuna dair zıt durumlar birbirleriyle ilişkilendirerek bir cevap vermekten ziyade ortaya üzerine düşünülebilecek bir konu atmayı yeğliyor film. Zaten bu, sinemasal yaklaşımıyla da oldukça örtüşen bir tutum.

Teknik olarak yeni yaklaşımlar deniyor olmasına karşın onlarca teknik hatanın engellenememiş olması gibi bir durum da var ayrıca Sivas’ta. Özellikle makyajla alakalı devamlılık hataları ve aktüel kamera kullanımının, yüksek diyaframla birleştiriyor olmanın getirdiği netlik sorununu çözemeyerek, bir çok kere bulanık bir görüntüyle bizleri baş başa bırakıyor olması gibi problemler maalesef fazlasıyla göz tırmalıyor.

Gördüğünüz üzere iyisiyle kötüsüyle üzerine oldukça konuşulabilecek bir film var. Sadece bu bile aslında Sivas’ı izlemek için bir sebep. Belki sinemayı yeniden keşfetmezsiniz ama hayatınızdan çalan bir vasatla da karşılaşmazsınız.

NOT: Filmle alakalı olarak hayvanların zarar gördüğüyle ilgili bazı haberler görmüş olabilirsiniz. Bunu özellikle filmin dışında bir yapım problemi olarak değerlendirmek istediğim için eleştirinin içinde yazmadım. Eğer hayvan haklarıyla ilgili sıkıntı doğurabilecek sahneler çekiliyorsa bu sahnelerde her hangi bir hak ihlali olmadığını kanıtlamak yönetmenin görevidir. Maalesef yalnızca köpekleri kırmızıya boyarken gösterilen kamera arkası ve bana güvenmek zorundasınız yoksa çok da tın tarzı söylemlerle bu işten kurtulamayacağını, Kaan Müjdeci’nin daha da vahim durumlara düşmeden fark etmesi gerektiğini düşünüyorum.

Özellikle Venedik Film Festivali’nde aldığı jüri özel ödülü ile adını duyuran Sivas, Kaan Müjdeci’nin ilk uzun metrajlı filmi olarak dikkatleri fazlasıyla üzerine çekmeyi başarmıştı. Filmin farklı yaklaşımlar ve tekniklerle yola çıkmış olması zaten başlı başına bir başarı sebebi ve ilk film için kesinlikle çok çok iyi bir yapım ama bazı, değerlendirmenin karmaşık bir hal aldığı durumlara göre genel kanının oldukça farklı uçlara gidebilme potansiyelini de barındırıyor olması gibi oldukça garip bir durum içinde aynı zamanda. Fazlasıyla minimal, saf gerçekçi bir yaklaşımla yola çıkan film basitçe, kendi halinde okul ve köyde hayatına devam eden küçük Aslan'ın bir köpek dövüşünde yaralı olarak terk edilen Sivas kangalına sahip çıkması sonrasında olanları anlatıyor. Ama buna bakarak olayın buna odaklandığını düşünmeyin. Dedik ya minimal yaklaşım var diye, film boyunca bir sürü ufak tefek hikayeler ve olaylar aslında Sivas’ın esas anlatı temelini oluşturuyor. Bir anlamda esas hikaye, aslında filmin alt metni görevini görüyor. Her şeyden önce Sivas filminin taşraya bakışında çok büyük bir yenilik var. Bugüne kadar ya toplumsal gerçekçi bir yaklaşımla didaktik olarak ele alınan ya da vasat komedilerin yağmalarına uğrayan taşra, bu sefer kendi içinde, tüm didaktik söylemlerin ötesinde bir dünya olarak ele alınmış. Sadece senaryo anlamındaki bu tutum bile ortaya çıkan sonuca dair büyük bir beklenti içine girmeniz için büyük bir sebep. Zaten yönetmen bu konuda da bizi haksız çıkarmıyor. Filmdeki ağırlıklı rollerin çok büyük bir kısmı amatör oyuncular tarafında canlandırılmış. Ayrıca tüm filmi aktüel kamera tekniği kullanılarak çekme gibi aslında pek de yeni olmayan ama bu denli kışkırtıcı olarak ele alınanı bulmanın zor olduğu bir yol seçilmiş. Bir de tüm bunları bir ilk film olarak değerlendirirsek sonuç fazlasıyla iyi. Tabi bir de işin yazımızın başında bahsettiğimiz karışık bir yorumlanma boyutu var. Yönetmen su götürmez bir şekilde saf gerçekçilik temeli üzerinde tüm hikayeyi ve oyunculukları inşa etmiş ama sinematografi anlamında kullanılan teknik bu konuda ortalığı biraz karıştırıyor. Çünkü Müjdeci oldukça yüksek diyaframlı ve dar açılı objektifler kullanarak tüm filmi çekmiş. Sadece bu tutum, bir tarz olarak ele alındığında dahi kısıtlayıcı temelinden dolayı eleştirilebilecek bir konu. Ama hele bir de siz bu yüksek diyafram ve dar açıyla arka plandaki gerçekliğin çok büyük bir kısmını yadsıyan tekniği saf gerçekçi senaryo üzerine kuruyorsanız ortada büyük bir problem var demektir. Diyaloglar ve yan hikayelerdeki saf gerçekçiliği, tekniksel anlamda yadsıyan bakışla harmanlamak ortaya ilginç bir teatrallik çıkarıyor ki işte konu burada iki farklı yere evrilebilir hale geliyor. Bu teatralliği gerçeğin masalsı anlatımı olarak da değerlendirebilirsiniz ki bu durumda olumlu bir sonuca varırsınız, ama aynı zamanda filmin gerçekliğini yıkan çelişkili bir durum olarak da değerlendirebilirsiniz ki sonuç doğal olarak olumsuz olacaktır. Açıkçası her iki bakış açısı da kendi kanıtlanabilirliğini barındırdığı için tek bir doğrudan bahsedemeyiz, haliyle film için oldukça iyi ve oldukça kötü yorumların yapılabilir olması da gayet muhtemel bu durumda. Sivas ile ilgili minimal yan hikaye ve alt metne bakarak bir olgunlaşma filmi diyebiliriz ama esas olarak bu olgunlaşmanın masumiyetle olan ilişkisi irdeleniyor. Masumiyet yetişkinler tarafında zamanla öldürülen bir şey olarak görülüyor ama bu aynı zamanda bir tür direnişe de dönüşebilir. Masumiyetin varoluştaki durumuna dair zıt durumlar birbirleriyle ilişkilendirerek bir cevap vermekten ziyade ortaya…

Yazar Puan

Puan - 78%

78%

İyisiyle kötüsüyle üzerine oldukça konuşulabilecek bir film Sivas, sadece bu bile aslında izlemek için bir sebep. Belki sinemayı yeniden keşfetmezsiniz ama hayatınızdan çalan bir vasatla da karşılaşmazsınız.

Kullanıcı Puanları: 3.37 ( 5 votes)
78
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi