“La la la-la la la, mutlu bir şarkı söyle!” 1958 yılından beri en güzel çocukluk anılarımıza eşlik eden tanıdık melodiyi 2017 yılında bir kez daha mırıldanırken buluyoruz kendimizi. Belçikalı çizgi film sanatçısı Peyo (Pierre Culliford) tarafından yaratılan küçük mavi yaratıkların ezberlediğimiz hikayesinin beyazperdeye başarılı bir şekilde uygulanma çabası 2011 yılında çok fazla beğeni toplayamayan Şirinler filmi ile başladı. Sony 2013 yılında önceki filmden ileri gidemeyen Şirinler 2 filmi ile devam ettirdiği bu çabayı 2017 yılında Şirinler 3: Kayıp Köy filmi ile sürdürüyor. Çocukluğumuzu süsleyen en eski hikayelerden biri olan Şirinler hikayesini beyazperdede başarıya ulaştırabilmek için gösterilen bu bitmek bilmeyen çabanın umutsuz bir feminizm illüzyonunun gölgesinde ilerleyen, 5 yaş üzerindeki olası izleyicilere hitap edemeyen örneğinin öncekilere göre daha parlak bir geleceğe sahip olabileceğini düşündüğümüzü söyleyemiyoruz.

Şirinler, uzak ormanlarda yer alan saklı köylerinde yaşayan küçük mavi yaratıklardır. Bu sevimli mavi yaratıkların en büyük düşmanı ve korkusu ise kasvetli ve sisli bir tepenin zirvesinde yer alan şatosunda kedisi Azman (Azrael) ve kuşu (Corbelius) ile yaşayan kötü büyücü Gargamel’dir. Yalnız bir hayatı olan Gargamel’in en büyük amacı ise kendisine güç vereceğine inandığı Şirinler’i yemek, yok etmektir. Ancak kötü kahraman Gargamel’in hikayede başka bir rolü daha vardır. Zira, Gargamel aynı zamanda Şirine’nin yaratıcısıdır. İlk filmde Sakar Şirin’in Gargamel’in elinden kurtarılmaya çalışılmasını anlatırken New York’a, ikinci filmde ise Şirine’nin hikayesine değinirken Paris’e uzanan hikaye bu kez Hank Azeria (Gargamel), Neil Patrick Harris (Patrick Winslow) ve gerçek hayatla olan bağını tamamen kopararak tam anlamıyla dijital kurgu haline geliyor. Columbia Pictures ve Sony Pictures Animation imzası taşıyan filmin yönetmen koltuğunda ise ilk iki filmden farklı olarak Shrek 2 filmiyle tanıdığımız Kelly Asbury oturuyor.

Şirinler 3: Kayıp Köy – Kim bu Şirine?

Şirine’nin Gargamel tarafından kötülük amacı ile yaratıldığını ancak daha sonra Şirin Baba tarafından iyi bir Şirin’e dönüştürüldüğünü ikinci filmde öğrenmiştik. Ancak marifetlerine göre isimlendirilen Şirinler’in arasında Şirine’nin kim olduğu yine de gizliliğini korumaya devam ediyordu. 2017 yapımı Stacey Harman ve Pamela Ribon’ın kalemlerinden çıkan film, bu kez olayların merkezine kötüyken siyah olan saçları iyi olduğunda aniden sarıya dönüşen Şirine’nin kim olduğu sorusunu oturtuyor. Ancak kadın karakterini merkezine oturtup, onu kahramanlaştırmayı hedeflerken, en azından amacını böyle gösterirken film, ortaya attığı bu iddianın altını dolduramıyor. Dolayısıyla, 1991 yılında The New York Times yazarlarından Katha Pollitt tarafından ortaya atılan Şirine Prensibi fikri, akıllarda edindiği yerini korumaya devam ediyor. Kısaca özetlemek gerekirse Şirine Prensibi’ne göre popüler kültürün ürünü olan filmler ve televizyon programları, erkek egemen ortamlarda yer alıyor ve kadınlara sadece erkeklerle olan bağları üzerinden rol veriyor. Bugüne dek köydeki tek kız olmasından başka bir niteliğe sahip olmayan Şirine’nin marifetini bulmayı hedefleyen hikayesiyle bu teoriyi kırmak istediğini düşündüren film, Şirine’nin yaşadığı maceralara rağmen ayağından asla çıkarmadığı topuklu ayakkabıları ve iyi karakterini sembolize eden sarı saçları ile tipik beklentileri karşılayan görüntüsü, saflığı ve iyiliğinin yanında şeytani kökü ile düştüğü izlemeye alışkın olduğumuz tipik kadın rolü ve günün sonunda kahraman olsa bile anaç tarafını Sakar Şirin (Jack McBrayer) ile beslerken, zeka gerektiren işleri Gözlüklü Şirin (Danny Pudi)’e, güç gerektiren işleri ise Güçlü Şirin (Joe Manganiello)’e bırakarak konum olarak yenilikçi kelimesinden çok tipik kelimesine daha yakın kalmaktan kaçamıyor. Bir çocuk filmine bu kadar fazla detay yüklemek ilk bakışta anlamsız olarak görülebilir ancak her ne kadar Şirinler 3: Kayıp Köy filmi 5 yaşın üzerine hitap edemeyecek bir çocuk filmi olsa da, bütün çocuk filmleri gibi o da birçok psikolojik alt metin içeriyor. Kahramanımız Şirine (Demi Lovato) liderliğinde çıktığımız yolculuk sonunda yeni bir dünyaya açılan kapının ardında bu kez tamamen kadınlardan oluşan bir köy gördüğümüzde ise bir hayal kırıklığına daha uğruyoruz. Zira sadece erkeklerin oluşturduğu bir köyden sadece kadınların oluşturduğu bir köye vardığımızda serinin cinsiyet konusundaki tekdüzeliğinden kurtulamadığını görüyoruz. Üstelik, kadın Şirinler, Şirin Ana (Julia Roberts) da dahil olmak üzere, erkek Şirinler’in saçları uzun, etek giymiş hallerinden farklı değil. Buna rağmen yine de Fırtına Şirin (Michelle Rodriguez)’e olduğu gibi yüklenen maskülen özellikleri ile ara sıra cesur gösterilmeye çalışılan kadın Şirinler, genellikle marifetlerine göre değil de, çiçek isimlerine göre adlandırılıyor. Zaten en başta tamamı erkeklerden oluşan bir köyde kadın olması sebebiyle her zaman ötekileştirilmiş Şirine, olayların merkezine oturtulup kahraman ilan edilmek istenirken, parmak ile gösterilip, “farklı” olarak ayrıştırılınca kendisini kahramanlaştırmak isteyen filmin amacına ters düşerek daha da ötekileştirilip, dışlanıyor. Hikayenin sonunda nihayet bir yetenek ile özdeşleştirilebileceğini düşündürerek bizleri heyecanlandıran Şirine’nin karakteri, bir yeteneğin tam anlamıyla özdeşleştirilmek yerine, birçok iyi ve sevimli özellik iliştirilerek yine belirsiz bırakılıyor ve film, ana sorusunu tam anlamıyla cevaplandırmayı başaramıyor. Bu yüzden, filmin ağzımıza çaldığı feminizm balının devamı gelmiyor ve bu durum gördüğümüz bir yanılsamadan öteye gidemiyor. Her ne kadar film, Şirine isminin sonundaki “e” harfini ve bunun bir Şirin’i neden bu kadar farklı olarak nitelendirdiğini sorgulayarak iyi bir başlangıç yapıp, hikayeyi eski kapalı görüşünden kurtarıp ona yeni bir bakış açısı getirebilmeyi başarsa da, hikaye süresince eksik bıraktığı küçük noktalar ile içermeyi ve savunmayı hedeflediği feminist algının altını dolduramıyor.

İnsanı insana olabilecek en şirin şekilde kötü karakter olarak kabullendiren Şirinler 3: Kayıp Köy filminin hikayesinin merkezinde Şirine haricinde bir başka nokta daha var, merak duygusu. Bütün insanlığın eski zamanlardan beri yoğun bir şekilde hissettiği merak ve keşfetme duyguları, film boyunca liderimiz Şirine önderliğinde çıktığımız maceralarda yanımızda olan ve bu maceraları ateşleyen en önemli duygular olarak varlığını sürdürüyor. Doğa harikası yeni ve yasak dünyaya gözlerimizi açtığımızda ve yeni yaşam formlarını keşfettiğimizde film, insanlığın en büyük tutkularından olan bilinmeyeni  keşfetme ve yasak olanı elde etme hislerini tatmin ediyor. İnsanlar gibi Şirinler de, film boyunca kendi dünyalarının dışında kendilerine benzer yaşam formlarının var olabileceği olasılığının ortaya çıkardığı güçlü merakın peşine takılarak çeşitli maceralara atılmaktan çekinmiyor ve tıpkı Sakar Şirin’in dokunmayı çok istediği ancak kendisine yasak olan kayığın sapı gibi bir şeyin yasak olduğunu öğrendiklerinde o şeye olan ilgilerinin artmasına engel olamıyor. Bu hikayede yer alan tek insan figürü olan Hank Azeria’nın başarılı performansının gücünü kaybeden Gargamel (Rainn Wilson)’i izleyicilerine kötü karakter olarak başarı ile benimseten film, bunu yaparken kullandığı farklı kamera açılarından yardım alıyor ve sonuç olarak bu küçük, sevimli, mavi yaratıklar izleyici için aptal ve kötü karakter olan Gargamel’den daha yakın hale geliyor. Çarpık kamera açıları, dolly zoom hareketleri, sürekli izleyici ve film arasında yer alan dördüncü duvarı yıkması ile interaktif film sınırlarında gezinmesi gibi özellikleri ile örneklerinden farklı olarak önce çıkan filmin yaşadığı Kelly Asbury değişimi açıkça fark ediliyor. Görsel açıdan önceki örneklerine göre daha başarılı sayılabilecek filmde, izlediğimiz bir başka değişiklik ise bu kez insanlar ve gerçek hayat ile olan bağlarını tamamen koparmış olması. Artık tamamen bir dijital kurgu olan film için bu değişiklik, karakterler ve seyirci arasında kurduğu ilişkinin gücü ve hikayenin büyülü halini koruyabilmesi açısından şirin ruhunu yakalayabilmek açısından bir avantaj olarak etkisini gösteriyor. Zira, Şirinler Köyü, sadece iyi çocuklar tarafından görülebilecek sihirle dolu bir köy. Film boyunca Şirine’yi merkezine oturtması, Azman (Frank Welker)’a bu kez gerçek bir kediden fazla rol vermemesi ve hatta bir noktada Şirinler’in kısa bacakları ve kocaman ayaklarından oluşan komik görünüşlerini sorgulamaları ile birçok yenilik içeren ve macera dolu hikayenin ritmini korumak konusunda ise müzik faktörünün yardımını almak hedefleniyor ancak olayların yanında fazla hareketli kalan müzikler kullanılarak bu hedef tam anlamıyla başarılamıyor. Hareketli başlayan hikayenin sonu ve olası gidişatı ilk 20 dakika içerisinde çözülüyor ve yetişkin izleyiciler için film, heyecanını yitiriyor. Hikayenin heyecanını zirveye ulaştırması gereken Şirine’nin yaşadığı ters köşe ve bu durumun çözüm şekli ise, küçükler için nefes kesici, büyükler için ise basit kalıyor. Dolayısıyla ilk iki film gibi bu filmde de çocuklara ek olarak bu hikayeyle büyümüş yetişkin seyircinin ilgisinin yakalanamadığını söylemek mümkün.

Film, izleyicisine hikayesinin daha önce anlatmadığı her merak edilen noktalarını keşfetme imkanı sunuyor. Herkes tarafından sevilen bu eski hikayeye beyazperde de hayat vermeyi hedefleyen film ne yazık ki yine istediği başarıya ulaşamıyor. Film, çocuk hayran kitlesine yaşattığı eğlenceli dakikalar ile ulaşmayı başarsa da yetişkinlerin ilgisini aynı şekilde yakalayamıyor.  Şirinler 3: Kayıp Köy, küçük izleyicilerine eğlenceli dakikalar yaşatmayı başararak geçmişteki örneklerinden sıyrılsa da yetişkin izleyicisine vaat ettiği feminist yanılsamanın altında kalan bir dijital kurgu.

“La la la-la la la, mutlu bir şarkı söyle!” 1958 yılından beri en güzel çocukluk anılarımıza eşlik eden tanıdık melodiyi 2017 yılında bir kez daha mırıldanırken buluyoruz kendimizi. Belçikalı çizgi film sanatçısı Peyo (Pierre Culliford) tarafından yaratılan küçük mavi yaratıkların ezberlediğimiz hikayesinin beyazperdeye başarılı bir şekilde uygulanma çabası 2011 yılında çok fazla beğeni toplayamayan Şirinler filmi ile başladı. Sony 2013 yılında önceki filmden ileri gidemeyen Şirinler 2 filmi ile devam ettirdiği bu çabayı 2017 yılında Şirinler 3: Kayıp Köy filmi ile sürdürüyor. Çocukluğumuzu süsleyen en eski hikayelerden biri olan Şirinler hikayesini beyazperdede başarıya ulaştırabilmek için gösterilen bu bitmek bilmeyen çabanın umutsuz bir feminizm illüzyonunun gölgesinde ilerleyen, 5 yaş üzerindeki olası izleyicilere hitap edemeyen örneğinin öncekilere göre daha parlak bir geleceğe sahip olabileceğini düşündüğümüzü söyleyemiyoruz. Şirinler, uzak ormanlarda yer alan saklı köylerinde yaşayan küçük mavi yaratıklardır. Bu sevimli mavi yaratıkların en büyük düşmanı ve korkusu ise kasvetli ve sisli bir tepenin zirvesinde yer alan şatosunda kedisi Azman (Azrael) ve kuşu (Corbelius) ile yaşayan kötü büyücü Gargamel’dir. Yalnız bir hayatı olan Gargamel’in en büyük amacı ise kendisine güç vereceğine inandığı Şirinler’i yemek, yok etmektir. Ancak kötü kahraman Gargamel’in hikayede başka bir rolü daha vardır. Zira, Gargamel aynı zamanda Şirine’nin yaratıcısıdır. İlk filmde Sakar Şirin’in Gargamel’in elinden kurtarılmaya çalışılmasını anlatırken New York’a, ikinci filmde ise Şirine’nin hikayesine değinirken Paris’e uzanan hikaye bu kez Hank Azeria (Gargamel), Neil Patrick Harris (Patrick Winslow) ve gerçek hayatla olan bağını tamamen kopararak tam anlamıyla dijital kurgu haline geliyor. Columbia Pictures ve Sony Pictures Animation imzası taşıyan filmin yönetmen koltuğunda ise ilk iki filmden farklı olarak Shrek 2 filmiyle tanıdığımız Kelly Asbury oturuyor. Şirinler 3: Kayıp Köy - Kim bu Şirine? Şirine’nin Gargamel tarafından kötülük amacı ile yaratıldığını ancak daha sonra Şirin Baba tarafından iyi bir Şirin’e dönüştürüldüğünü ikinci filmde öğrenmiştik. Ancak marifetlerine göre isimlendirilen Şirinler’in arasında Şirine’nin kim olduğu yine de gizliliğini korumaya devam ediyordu. 2017 yapımı Stacey Harman ve Pamela Ribon’ın kalemlerinden çıkan film, bu kez olayların merkezine kötüyken siyah olan saçları iyi olduğunda aniden sarıya dönüşen Şirine’nin kim olduğu sorusunu oturtuyor. Ancak kadın karakterini merkezine oturtup, onu kahramanlaştırmayı hedeflerken, en azından amacını böyle gösterirken film, ortaya attığı bu iddianın altını dolduramıyor. Dolayısıyla, 1991 yılında The New York Times yazarlarından Katha Pollitt tarafından ortaya atılan Şirine Prensibi fikri, akıllarda edindiği yerini korumaya devam ediyor. Kısaca özetlemek gerekirse Şirine Prensibi’ne göre popüler kültürün ürünü olan filmler ve televizyon programları, erkek egemen ortamlarda yer alıyor ve kadınlara sadece erkeklerle olan bağları üzerinden rol veriyor. Bugüne dek köydeki tek kız olmasından başka bir niteliğe sahip olmayan Şirine’nin marifetini bulmayı hedefleyen hikayesiyle bu teoriyi kırmak istediğini düşündüren film, Şirine’nin yaşadığı maceralara rağmen ayağından asla çıkarmadığı topuklu ayakkabıları ve iyi karakterini sembolize eden sarı saçları ile tipik beklentileri karşılayan görüntüsü, saflığı ve iyiliğinin yanında şeytani kökü ile düştüğü izlemeye alışkın olduğumuz tipik kadın rolü ve günün sonunda kahraman olsa bile anaç tarafını Sakar Şirin (Jack McBrayer) ile beslerken, zeka gerektiren işleri Gözlüklü Şirin (Danny Pudi)’e, güç gerektiren işleri ise Güçlü Şirin (Joe Manganiello)’e bırakarak konum olarak yenilikçi kelimesinden çok tipik kelimesine…

Yazar Puanı

puan - 55%

55%

Şirinler 3: Kayıp Köy, küçük izleyicilerine eğlenceli dakikalar yaşatmayı başararak geçmişteki örneklerinden sıyrılsa da yetişkin izleyicisine vadettiği feminist yanılsamanın altında kalan bir dijital kurgu.

Kullanıcı Puanları: 4.14 ( 5 votes)
55
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi