Hedef kitlesi orta yaş kadınlar olan filmlere rastlamak özellikle de Hollywood’un hedeflediği kitle göz önüne alındığında biraz zor görünüyor. Kaldı ki patriyarkanın desteklediği ve yerleşmesini sağladığı “kutsal anne” imajını baltalaması, Sıradışı Anne filminin radikal bir film olduğu gerçeğini destekliyor.

Kuzuların Sessizliği filmiyle ses getiren yönetmen Jonathan Demme, bu kez protagonistin kadın olduğu bir filmi izleyiciyle buluşturmayı tercih etmiş. Senaryonun Diablo Cody’nin elinden çıkmış olması da erkek yönetmenin anlatacağı kadın hikayesindeki olası eksikleri en aza indirmiş denebilir. Hollywood izleyicisinin tamamen alıştığı bir anlatı yapısıyla işlenen Sıradışı Anne, aslında bu anlatı yapısıyla benimsettirilen birçok kalıbı yıkıyor. Bu durumun nasıl işlediğini incelemek adına da hikayeden kısaca bahsetmek gerekiyor.

Ricki (Meryl Streep) ya da diğer adıyla Linda, eşinden boşanmış ve kendisine yeni bir hayat kurmuş orta yaşlı bir kadındır. Kuracağı herhangi bir yeni hayat; toplum tarafından kabul görebilecek olmasına rağmen bir rock grubu olan The Flash’in solisti olması, onu kabul edilenin dışında yani “sıradışı” yapmaktadır. Üç çocuğu artık birer yetişkin olmuş olan Ricki’nin kızı Julie (Mamie Gummer) eşinden boşanmış ve yaşadığı depresyon sebebiyle intihara kalkışmıştır. Hayatına gündüzleri bir kasiyer geceleri ise bir rock yıldızı olarak devam eden Ricki, bir gün eski eşinden bir telefon alır. Pete (Kevin Kline), Ricki’yi kızları Julie ile ilgilenmesi için Indiana’ya çağırır. Pete’in Ricki gittikten sonra yıllarca çocuklarını büyüten yeni karısı Maureen ise babasının hastalığı sebebiyle şehir dışına çıkmıştır. Bu noktada beklenen ve popüler kültüre hizmet eden tüm filmlerden alışkın olduğumuz gibi ailenin tekrar bir araya gelmesi ve Pete’in yeni karısının, Ricki’nin ise grubundaki sevgilisinin saf dışı kalması ve “gerçek” ailenin yeniden bir araya getirilerek korunması öngörülür. Ancak Sıradışı Anne, karakterlerinin hiçbirinin kendi mutlak gerçeğini değiştirmeden ve her birinin tercihlerine ve cinsel yönelimlerine saygı göstererek hepsini ortak bir paydada buluşturmayı başarıyor.

Filmde; tabii ki Ricki’nin yıllarca ortalarda görünmeyip iki günde kızının çökmüş psikolojisini düzeltebilmesi, “çünkü her kızın annesine ihtiyaç duyması” filmin inandırıcılıktan uzak yanlarından biri olsa da Sıradışı Anne verdiği kadın olma mesajları açısından kıymetli bir iş olarak değerlendirilmeli. Ancak belirtmek gerekir ki, Meryl Streep’in canlandırdığı Ricki karakteri film boyunca oyunculuk bakımından gelgitler yaşıyor gibi. Meryl Streep rolün altından kalkabilse de üzerine kendinden herhangi bir şey koyamamış denebilir. Bunun yanı sıra Julie rolünde Meryl Streep’in öz kızı Mamie Gummer’ın oynaması, Mamie Gummer’ın annesinden bağımsız bir kariyer oluşturup oluşturamadığına dair bir tartışma başlatabilir. Bana kalırsa bir karı kocanın aynı filmde rol alması ya da erkek bir yönetmenin filmlerinde partnerini oynatması nasıl kabul görüyorsa, anne-kızın da bir filmde yine anne-kız rolünde izlenmesi aynı şekilde kabul görebilecek bir durum. Yönetmenin tercihlerinden bahsetmek gerekirse Jonathan Demme de Meryl Streep’in rockçı kimliğine inanmamış olmalı ki, film boyunca oldukça fazla kullanılan konser görüntüleriyle bunun tersini kendine ve izleyiciye kanıtlamaya çalışır gibi görünüyor.

Gereksiz dramatize edilen sahnelerin varlığı da bir yana bırakılırsa Sıradışı Anne; herkesin kendi yaşam dinamiğinde var olabildiği, hiçbir karakterin bir diğeriyle bir arada olmak ve çeşitli doğrular adına değişime zorlanmadığı sıcak, samimi ve eğlenceli bir film olarak değerlendirilebilir.

Hedef kitlesi orta yaş kadınlar olan filmlere rastlamak özellikle de Hollywood’un hedeflediği kitle göz önüne alındığında biraz zor görünüyor. Kaldı ki patriyarkanın desteklediği ve yerleşmesini sağladığı “kutsal anne” imajını baltalaması, Sıradışı Anne filminin radikal bir film olduğu gerçeğini destekliyor. Kuzuların Sessizliği filmiyle ses getiren yönetmen Jonathan Demme, bu kez protagonistin kadın olduğu bir filmi izleyiciyle buluşturmayı tercih etmiş. Senaryonun Diablo Cody’nin elinden çıkmış olması da erkek yönetmenin anlatacağı kadın hikayesindeki olası eksikleri en aza indirmiş denebilir. Hollywood izleyicisinin tamamen alıştığı bir anlatı yapısıyla işlenen Sıradışı Anne, aslında bu anlatı yapısıyla benimsettirilen birçok kalıbı yıkıyor. Bu durumun nasıl işlediğini incelemek adına da hikayeden kısaca bahsetmek gerekiyor. Ricki (Meryl Streep) ya da diğer adıyla Linda, eşinden boşanmış ve kendisine yeni bir hayat kurmuş orta yaşlı bir kadındır. Kuracağı herhangi bir yeni hayat; toplum tarafından kabul görebilecek olmasına rağmen bir rock grubu olan The Flash’in solisti olması, onu kabul edilenin dışında yani “sıradışı” yapmaktadır. Üç çocuğu artık birer yetişkin olmuş olan Ricki’nin kızı Julie (Mamie Gummer) eşinden boşanmış ve yaşadığı depresyon sebebiyle intihara kalkışmıştır. Hayatına gündüzleri bir kasiyer geceleri ise bir rock yıldızı olarak devam eden Ricki, bir gün eski eşinden bir telefon alır. Pete (Kevin Kline), Ricki’yi kızları Julie ile ilgilenmesi için Indiana’ya çağırır. Pete’in Ricki gittikten sonra yıllarca çocuklarını büyüten yeni karısı Maureen ise babasının hastalığı sebebiyle şehir dışına çıkmıştır. Bu noktada beklenen ve popüler kültüre hizmet eden tüm filmlerden alışkın olduğumuz gibi ailenin tekrar bir araya gelmesi ve Pete’in yeni karısının, Ricki’nin ise grubundaki sevgilisinin saf dışı kalması ve “gerçek” ailenin yeniden bir araya getirilerek korunması öngörülür. Ancak Sıradışı Anne, karakterlerinin hiçbirinin kendi mutlak gerçeğini değiştirmeden ve her birinin tercihlerine ve cinsel yönelimlerine saygı göstererek hepsini ortak bir paydada buluşturmayı başarıyor. Filmde; tabii ki Ricki’nin yıllarca ortalarda görünmeyip iki günde kızının çökmüş psikolojisini düzeltebilmesi, “çünkü her kızın annesine ihtiyaç duyması” filmin inandırıcılıktan uzak yanlarından biri olsa da Sıradışı Anne verdiği kadın olma mesajları açısından kıymetli bir iş olarak değerlendirilmeli. Ancak belirtmek gerekir ki, Meryl Streep’in canlandırdığı Ricki karakteri film boyunca oyunculuk bakımından gelgitler yaşıyor gibi. Meryl Streep rolün altından kalkabilse de üzerine kendinden herhangi bir şey koyamamış denebilir. Bunun yanı sıra Julie rolünde Meryl Streep’in öz kızı Mamie Gummer’ın oynaması, Mamie Gummer’ın annesinden bağımsız bir kariyer oluşturup oluşturamadığına dair bir tartışma başlatabilir. Bana kalırsa bir karı kocanın aynı filmde rol alması ya da erkek bir yönetmenin filmlerinde partnerini oynatması nasıl kabul görüyorsa, anne-kızın da bir filmde yine anne-kız rolünde izlenmesi aynı şekilde kabul görebilecek bir durum. Yönetmenin tercihlerinden bahsetmek gerekirse Jonathan Demme de Meryl Streep’in rockçı kimliğine inanmamış olmalı ki, film boyunca oldukça fazla kullanılan konser görüntüleriyle bunun tersini kendine ve izleyiciye kanıtlamaya çalışır gibi görünüyor. Gereksiz dramatize edilen sahnelerin varlığı da bir yana bırakılırsa Sıradışı Anne; herkesin kendi yaşam dinamiğinde var olabildiği, hiçbir karakterin bir diğeriyle bir arada olmak ve çeşitli doğrular adına değişime zorlanmadığı sıcak, samimi ve eğlenceli bir film olarak değerlendirilebilir.

Yazar Puanı

Puan - 60%

60%

Gereksiz dramatize edilen sahnelerin varlığı da bir yana bırakılırsa Sıradışı Anne; herkesin kendi yaşam dinamiğinde var olabildiği, hiçbir karakterin bir diğeriyle bir arada olmak ve çeşitli doğrular adına değişime zorlanmadığı sıcak, samimi ve eğlenceli bir film olarak değerlendirilebilir.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
60
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi