Lumiére Kardeşlerin sinemanın doğuşuna imza attığı efsanevi tren sahnesinin yaşandığı andan da öncesinde, tam 127 yıl önce doğmuş bir sinema efsanesi o… Belki de sinemanın bugüne kadar gelmesinde, yıllar içerisindeki evriminde en önemli rolü üstlenen isim… Sinema denilince akıllara ilk gelen, gönüllerimizde taht kurmuş, siyah beyaz filmlerin melon şapkalı kahramanı; Charlie Chaplin, namı diğer Şarlo! Bugün Şarlo’nun 127. doğum günü. 16 Nisan 1889, az önce de dediğimiz gibi Lumiére Kardeşlerin ilk sinema gösterimi sayılan tren sahnesinin yaşattığı korku ve heyecandan tam olarak 6 yıl önce.

Londra’nın fakir bölgelerinden birinde doğan Chaplin, 1913 yılında gezici bir müzikhol grubuyla İngiltere’den Amerika’ya gelir. 1914 yılında Los Angeles’ın Venice şehrinde düzenlenen araba yarışında, seyircilerin arasında tuhaf bir karakter insanların dikkatini çeker: başında melon şapkası, elinde bastonu, bol ve kısa paça pantolonu ve ayağına büyük gelen ayakkabılarıyla garip bir şekilde ortalıkta gezinen bir adam… Yarışı izleyenler zaman zaman bu adamın hareketlerine sinirlenip onu sağa sola ittirken, zaman zaman da onun bu komik tavırlarına gülmekten kendilerini alamazlar. Çünkü yarışı izleyenler, birkaç yıl sonra parlayacak ve uzun yıllar sinemanın baş tacı olacak Charlie Chaplin’den ve onun yaratacağı Şarlo karakterinden habersizdir…

Filmloverss yazarları olarak Charlie Chaplin’in 127. doğum gününde ona ithafen duygularımızı, sinema aşığı olmamızda bize kattıklarını ve filmlerini izlerken hissettiklerimizi kaleme almak istedik. City Lights’tan The Kid’e, Modern Times’tan The Great Dictator’e kadar unutamadığımız, hayatımıza dokunan tüm bu filmlerin baş kahramanı Charles Spencer Chaplin, iyi ki doğdun!

Sinemayı Sevdiren Adam: Charlie Chaplin

Batu Anadolu

İzlediğim ilk Chaplin filmini hatırlamaya çalıştığımda aklıma bir bütünden çok farklı parçaların oluşturduğu bir tablo geliyor. Bu tabloya bir isim koymaya çalışsak adı da “Umut” olurdu herhalde. Chaplin filmlerindeki komedi unsurlarını çıkardığımızda, neredeyse korku öyküleri ile karşı karşıya kalırız. Yoksulluk, makineleşme, faşizm gibi temalar onun filmlerinde başrollerdedir; Tramp ise bu başrolü kendi bildiği yollarla alt etmeye çalışan ve bir gün güneşin doğacağını kanıtlayan gerçek bir kahramandır. Fakat Chaplin’in filmlerindeki “umut” aynı zamanda bir uyarıyı da içerir: “Bu dünyadaki kötülük hiçbir zaman yok olmaz, hayat bir mücadeledir ve hepiniz kendi savaşınızı vermelisiniz” der. Yoksa dünya şeklindeki balonu ile umarsızca oynayan diktatör ile masum berber arasında bıyık farkı bile yoktur.

Özge Yağmur

Marx’a göre zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyleri olmayanları ilk kez bir Chaplin filminde kendim için görünür kılmıştım. Modern Times filminin protesto sekansını hatırlarsınız. Proletaryanın en güzel sinemasal temsili olan bu sahne kişisel tarihimde bir aydınlanma yaşamama sebep olmuştu. Şarlo’nun yarattığı karakterler ve kendine has mizahı yedinci sanatın eğlendirirken öğreten yüzüyle beni karşı karşıya getirdi. Sinema, özünde seyircisine bir şey anlatmak zorunda olmayabilir ama Chaplin bu bağlamda önemli bir kalıbı yıktı bana kalırsa. Üstelik, FilmLoverss’la ilk tanışmam da bir Chaplin yazısıyla olmuştu.

Tolga Demir

20. yüzyılın başlarını anlamak için okunacak çok fazla kitap olabilir ama Charlie Chaplin’in görsel estetiği bütün bu kitaplar kadar değerli olabilir. Filmlerinde yer verdiği unsurları sessizce, yalnızca görsel estetiğe dayanarak güçlü eleştirel ögelerle birleştirmesi onun sinemasının en güçlü ögeleridir. Geç elde ettiği Oscar’ını alırken döktüğü gözyaşları da, sinemayı böylesine tutkuyla seven ve icra eden biri olarak hem çok şanslı bir insan, hem de çok büyük bir sinemacı olduğu gösteriyor. Chaplin’in sembolikleşmesi ve en bilinen figürlerden biri haline gelmesinin asıl sebebi de, izleyiciye her defasında yansıttığı bu içten ve samimiyet dolu hali olabilir.

Chaplin’le ilk defa tanışmak ise her sinemasever için özeldir diye tahmin ediyorum. Özellikle çocukluk yıllarında Chaplin filmi izlemek gerçek bir ayrıcalık. Chaplin gerçekten şarap gibi ve geçen yıllar onun mirasına değer katmaya devam ediyor ve her daim edecek.

Oğulcan Kutluğ Kocabaş

Sağa sola koşturan çocuğun yaşamına siyah beyaz tebessümle girdin. Sen küçücük ekrana sıkıştırılmış kılıksız, sakar, biraz da vurdumduymaz adamdın. Çocuktun ya renkleri çalınmış, sesi kısık bir çocuk. Yine de renksiz ve sessiz dünyanda neşeyi en saf haliyle paylaşıyordun. Bir çocuğu güldürmekten daha değerli ne olabilir ki? Sen tek bir çocuğun değil her birimizin kahkahalarını doldurdun. Hepimizin yanında paytak paytak koşturdun; her nesil seninle güldü, büyüdü. Yanımda olduğun, dünyamı renklendirdiğin, sinemayı sevdirdiğin için teşekkür ederim Şarlo: iyi ki doğdun.

Utku Ögetürk

Henüz çok küçük yaşlarda güldürü unsuru olarak gördüğüm Şarlo karakteri, ilerleyen yıllarda sinemanın büyük kitleleri etkileyebilmek adına ne denli önemli bir sanat olduğunu anlamamı sağladı. Sinemanın benim için bir vakit geçirme aracı olmaktan çıkıp yaşam biçimine dönüştüğü yıllarda büyük yönetmenlerden ve onların sinemalarından beslenmiş olsam da sinema benim için Charlie Chaplin ile başladı.

Sessiz sinemanın son yıllarında kendisine yapılan tüm baskılara karşı direnen ve Şarlo karakterini uzun yıllar konuşturmayan Charlie Chaplin, ilk kez Büyük Diktatör (1940)’de konuşturduğu karakteri için buruk da olsa “En azından inandığı şeyleri söyleyecek” diyordu. Her zaman inandığı şeyleri söyleyen Charlie Chaplin’in bu ilk sesli filminin son sahnesini, bugün hala Dünya üzerinde kötülüğün hakim olmasına sebep olan, yüzleri değişse de varlıkları aynı kalan faşist liderlere her daim hatırlatmalıyız diye düşünüyorum.

https://www.youtube.com/watch?v=rjVYjpfSu80

Gözde Hatunoğlu

Charlie Chaplin’le çocukluğunda tanışmış şanslı insanlardanım. Daha renkli televizyon denen şeye sahip olmadığımız için de Şarlo filmlerinin siyah beyaz dünyasını hiç yadırgamadık. Çok güzel piyano ezgileri eşliğinde birbiriyle konuşmayan ama bakışarak anlaşan insanlar gördüğümü hatırlıyorum. Ve annemle babama baktığımı: Bunlar neden konuşmuyorlar acaba dercesine. O günlerde aile bireyleri hala birbirleriyle konuşabildiği, yemek sofraları ve akşam oturmaları sazlı sözlü olduğu için bunun filmlerin dünyasına has özel bir durum olduğunu düşünmüştüm. İlk izlediğim Charlie Chaplin filmi hangisiydi onu hatırlamıyorum ama son izlediğim ve en çok aklımda kalan The Kid / Yumurcak olsa gerek. Onca kahkahanın, onca gülüşmenin arasına incelikle yerleştirdiği o acıyı ve hüznü hiç unutamadığım için sanırım.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi