Önceki Sayfa1 / 2Sonraki Sayfa

Dünya sinema tarihinde iz bırakmış birçok yönetmen ikilisi var. Bunlardan bir kısmı kardeş: Dardenneler, Coenler, Wachowskiler, Farrellyler… Bir kısmı romantik partner, bir kısmı da sadece ortak sinema anlayışı ile bir araya gelmiş yakın dostlar… Bunlardan en eskisi ve bana göre en başarılısı “The Archers (Okçular)” diye bilinen Michael Powell ve Emeric Pressburger ikilisi. 1939 ve 1972 yılları arasında beraber 24 filme imza atmış Powell ve Pressburger ikilisi aynı zamanda sinema tarihinin en önemli birkaç filminin de yaratıcısı. İkili aynı zamanda filmlerin neredeyse tamamını kendi başlarına yapmaları ile ünlüler. Michael Powell yönetmenlikte daha çok söz hakkına sahipken, Emeric Pressburger yapımcılığı, kurguyu ve müzik kullanımını üstleniyor; fakat, senaryo tamamen ikilinin ortak ürünü. Yine de, hem yönetmen hem yazar hem de yapımcı olarak ikisinin adı birlikte geçiyor.

İngiltere doğumlu Michael Powell, 1939’da zaten önemli filmlere imza atmış bir yönetmenken, Macaristan göçmeni Emeric Pressburger ile yine Macar göçmeni, efsanevi yapımcı Alexander Korda vasıtası ile tanışıyor. Birkaç başarılı filmin ardından Archers Yapım Şirketini kuran Powell ve Pressburger ikilisi, ileride ayrıntılı olarak bahsedeceğimiz Colonel Blimp filmi için hazırlanırken Archers Manifesto’yu kaleme alıyorlar. Bu manifestonun beş maddesi kabaca şöyle:

  1. Bize maddi kaynak sağlayan finansal çıkar dışında hiçbir şeye bağlı değiliz; onlara karşı tek sorumluluğumuz da zarar değil kar etmektir.
  2. Filmlerimizdeki her kare yalnızca bizim sorumluluğumuzdadır. Kendi kararlarımız dışında herhangi bir etki ile hareket etmeyi ya da zorlanmayı kabul etmeyiz.
  3. Yeni bir fikir üzerinde çalışmaya başladığımızda yalnızca rakiplerimizin değil zamanımızın da en az bir yıl ötesinde olmalıyız. Gerçek bir film, fikirden genel dağıtıma kadar, bir yıl vakit alır. Belki daha fazla.
  4. Hiçbir sanatçı gerçeklerden kaçışa inanmaz. Biz de, gizliden gizliye, seyircilerin de böyle olduğuna inanırız. Seyircilerin hakikatı görmek için her halükarda para ödeyebileceğini kanıtlamış bulunuyoruz.
  5. Herhangi bir zamanda, özellikle de günümüzde, tüm katılımcıların, yıldızlardan set emekçilerine kadar, öz saygısı çalıştıkları filmin teması ya da amacından dolayı abartılamaz.

Colonel Blimp filmi için çalışacakları bir aktrise yolladıkları bu manifesto, kulağa oldukça enteresan geliyor. İkinci Dünya Savaşı şartları altında yazılmış bu manifesto, hem sanatsal yaklaşımı hem de günün koşullarını net bir şekilde yansıtıyor. Gördüğümüz kadarıyla, sanatçının özgürlüğünün (ki buradan anladığımız kadarıyla filmin yaratıcısı olarak salt kendilerini görüyorlar), yapımcının müdahalelerinden daha sağlıklı bir ilişkiyi seyirci ile kurabileceğini ve bunun da kar elde etmek için yeterli olacağını düşünüyorlar. Auteur teorisinin yükselişi ile özellikle Powell ön plana çıkmış olmasına rağmen, bütün bu filmler tamamıyla ikilinin iş bölümü, birbirlerine yaptıkları eleştiriler ile ortak bir sanatsal efor ile ortaya çıkmış.

Pressburger’ın genelde senaryoda (hatta filmin ilk halinin tamamıyla onun tarafından yazıldığı söylenir) ve bir keman virtüözü olmasından ötürü müzik kurgusunda söz hakkı olması onu ikinci plana itmiş gibi görünür. Fakat, Michael Powell, kendi verdiği röportajlarda her defasında Pressburger’ın filmlerinin ortak yaratıcısı olduğuna vurgu yapmayı ihmal etmez.

Otuz yılı aşkın süre ile beraber çalışan Powell ve Pressburger ikilisi birbirinden başarılı filmlere imza attılar. İngiliz Sinemasının olduğu kadar dünya sinemasının da zirvelerini oluşturan filmleri ile isimlerini belki de en başarılı yönetmen ikililerinden biri olarak tarihe yazdırmış bulunuyorlar. Bugün (19 Şubat) Michael Powell’ın yirmi yedinci ölüm yıl dönümü; bundan tam iki hafta önce (5 Şubat) de Emeric Pressburger’ın yirmi dokuzuncu ölüm yıl dönümüydü. Biz de bu muhteşem, üretken ve başarılı ikiliyi en önemli filmleri ile analım istedik.

Powell ve Pressburger ikilisinin en önemli (elbette bana göre) altı filmini seçtim. Ama burada, kalkabilecek kaşlara da bir selam eyleyeyim. Peeping Tom (1960) en sevdiğim filmlerden biri olmasına rağmen sadece Michael Powell’ın filmi olduğu için burada yer almıyor. İşte Powell ve Pressburger’ın en üretken dönemlerinde yaptıkları 6 başyapıt:

The Life and Death of Colonel Blimp (Kahraman Subay – 1943)

colonel-blimp

İçinde yer alan güçlü mizah, kara komediye ve hatta bazen fanteziye kayan sekanslar ile Colonel Blimp, Powell ve Pressburger’ın uluslararası üne kavuştukları film sayılabilir. Adını, Colonel Blimp isimli bir karikatürden alan filmin hikayesi tamamıyla orijinaldir. Hatta filmde Colonel Blimp diye bir karakter dahi bulunmaz. Film Clive Wynn-Candy’nin (Roger Livesey) hikayesini anlatıyor. İkinci Dünya Savaşı esnasında, belirlenen saatten önce tatbikat gerçekleştiren bir grup İngiliz askeri o sırada general olan Wynn-Candy’yi tutuklamaya yeltenir. General ise genç subaylara dersini verirken kırk yıl öncesine giden bir flashback başlar. Önce Boer Savaşı, sonra sırasıyla Birinci ve İkinci Dünya Savaşları süresinde Clive Candy’yi izleriz. Clive Candy farklı şekillerde her biri Deborah Kerr tarafından canlandırılan genç kadınlarla ilişkilenir. Bir yandan da, uzun yıllar boyunca dost kalacağı Theo (Anton Walbrook) ile alışılmadık arkadaşlığı bir düello ile başlar.

Film sinema tarihinin en güzel oyuncu uyumlarından birine sahip kanımca. Teklifsiz, içten oyunculuğu ile Roger Livesey; vakur, gururlu ve makul subay rolü ile Anton Walbrook ve canlandırdığı farklı rollerle yeteneğini konuşturan Deborah Kerr bu görece uzun filmin izlenilirliğini artırıyor. Dönemin şartları içerisinde, İngiliz ordusunu övücü bir yanı olduğunu görmezden gelirsek her şeyiyle kusursuz bir yapıt.

A Canterbury Tale (Bir Canterbury Hikayesi – 1944)

a-canterbury-tale

Klasik İngiliz edebiyatının önemli eserlerinden The Canterbury Tales (Canterbury Hikayeleri) isimli Geoffrey Chaucer öyküler toplamından esinlenen film, Chaucer’ın dini hac yolculuğundaki ilginç karakterlerini savaş zamanı İngilteresi’ne taşıyor. Dönemin önemli temalarından biri olan İngiliz – Amerikan dostluğuna da vurgu yapan A Canterbury Tale, İngiliz çavuş Peter, Amerikan çavuş Bob ve kent yerlisi Alison’ın hikayesini anlatıyor.

Canterbury’nin mistik ve romantik havasını, Alman dışavurumculuğunun ışık gölge oyunları ile birleştirerek veren, muhteşem görselliğine ek olarak, film dostluğu pekiştirmek için Amerikalı çavuş rolünü gerçekten o sırada İngiltere’de görev yapmakta olan bir çavuşa vermesi ile de meşhur. Savaş döneminin sıkıntılı ortamını ve çaresiz anlarda dostluğun önemini – uzatılan el bir “yabancı” eli bile olsa – vurgulayan film, Powell ve Pressburger’ın en iyi filmlerinden biri olsa da gişede büyük kazanç sağlamayan nadir filmlerinden biri olmuştu.

Önceki Sayfa1 / 2Sonraki Sayfa
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi