Seyirciyle buluştuktan sonra filmlerin kimisi hızlıca unutulur gider, kimisi de aynı hızda klasikleşir. Belirleyici unsur ise seyirciler ve beğenileridir. Özel ilgi alanlarımız, zevklerimiz, hayallerimiz, korkularımız, arzularımız, politik duruşumuz, gerçeklik ve fanteziyle ilişkimiz yani kısacası hayata bakış açımız beğenilerimiz üzerinde doğrudan etkilidir. Milyonlarca insana ulaşan bir film, her bünyede farklı bir etki bırakır. Bizim başyapıt dediğimiz bir filme başka biri ağır ifadeler kullanabilir. Bazen birbirimize kızsak da sinemayı güzel kılanın farklı düşünceler ve beğeniler arasındaki uçurumlar olduğunu biliriz.

Filmleri puanlayabildiğimiz IMDB, Criticker gibi internet sitelerine bakarak, genel kitlenin herhangi bir filmi ne kadar sevdiğini kolaylıkla anlayabiliyoruz. Filmlerin binlerce kişinin oylarıyla aldığı puanları kendi puanımızla karşılaştırıp, ya haddinden fazla sevildiğini ya da hak ettiği değeri görmediğini düşünürüz. İşte yeni yazı dizimiz Sinematik İkilem, bu düşüncenin bir dışavurumu olacak. Özellikle bu başlık altında abartıldığını savunduğumuz ve abartılmış (overrated) ya da önemsenmemiş (underrated) dediğimiz filmler yüzünden eleştirilerinizi de alacağımızı biliyoruz. Sinematik İkilem’de ilk filmlerimiz V for Vendetta ve Vanishing Waves… Peki, siz ne düşünüyorsunuz?

Abartılmış: V for Vendetta

v-for-vendetta-filmloverss

Alan Moore’un anarşist ruhlu ve olabildiğince gerçekçi çizgi romanı V for Vendetta, on yıl önce beyazperdenin yolunu tutmuştu. Altın dönemine giren ve ancak hepsi birbirine benzemeye başlayan çizgi roman uyarlamalarına taze bir soluk getirmesi beklenen V, bunu hemen hemen başardı denilebilir. Ama seyircinin ilgi ve beğenisinin, filmin ederinin çok üzerinde olduğunu da söylemek istiyorum. Şimdi neden öyle olduğuna bir bakalım: Totaliter rejimle yönetilen bir İngiltere portresi çizen filmde halkın arasından çıkan maskeli bir adamın, baskıya, zulme karşı başlattığı savaş sonsuza dek özgürlük vurgusuyla işleniyor. Bir devrimin ayak seslerini adım adım duyuyoruz. Yasakçı zihniyeti ve faşizmi kıyasıya eleştirip kurtuluşu anarşizmde arayan film, tam da sessiz kalabalıkların sesi olduğu için, içimizdeki anarşisti ortaya çıkardığı için çok sevildi. Seyircisini coşturan, galeyana getiren bir damar yakalayarak yeni nesil için klasik mertebesine erişti V for Vendetta. Kuşkusuz ki bunlar filmin artıları olarak kayıtlara geçmeli. Ama bana kalırsa bir sanat eserinin değeri, eleştirdiği kavram veya düşünceleri eleştirebilme gücüyle ölçülmemeli sadece. Şu ana kadar bu kavramlardan aldığı güçle seyircisini arkasına alarak büyüyen bir filmden bahsettik. Sinemanın anlatım olanaklarını nasıl kullandığından, John McTeigue’nin ilk yönetmenlik denemesinde elindeki hikayeye ne kadar hakim olabildiği gibi konulara değinmedik. V for Vendetta’nın zayıf karnı da burası aslında. Senaryo yazarlarımız Wachowski kardeşler, bildiğiniz gibi bilimkurgu\aksiyon alanında ürün verdiler çoğunlukla. V for Vendetta’da iyi bir bilimkurgu\aksiyon çıkarabilmek için isteyebileceğiniz her şey var. Ancak bu formül başta senaryodan kaynaklanmak üzere pek tutmamış. Tutmamasının önemli bir sebebi de hikayenin bilimkurgu ayağının, maskeli kahraman ya da süper kahraman filmi tercihiyle heba edilmiş olması. Elbette hikayeye yaklaşım açısından bahsediyoruz.

Filme bir uyarlama olarak baktığımızda da Alan Moore’un karanlık atmosferi ve çizimleriyle büyüleyen eserinin görsel karşılığı aranırken Frank Miller’ın Sin City’si gibi bir çalışma yapılması gerektiğini düşünüyorum. Çizgi roman beyazperde de canlanmalıydı adeta. Ayrıca yeni kuşak seyirciyi daha kolay yakalayabilmek adına aksiyonun ön plana çıkartılıp, V’nin amaca giden yolda kan dökmesi, şiddet uygulaması yani yöntemleri sorgulanmıyor. Çizgi romanın farkı da burada ortaya çıkıyor. V for Vendetta, daha ağırbaşlı ve sadık bir uyarlamayla karşımıza çıksaydı eminim overrated değil underrated diyecekti bir çoğumuz. Sonuç olarak sizler gibi benim de ilgiyle izlediğim ve takdir ettiğim V for Vendetta’nın başyapıt muamelesi görmesi, onu Sinematik İkilem dosyamızda overrated olarak nitelendirmeme sebep oluyor.

Önemsenmemiş: Vanishing Waves

vanishing-waves-filmloverss

2000’li yıllarda romantizm soslu bilimkurgular, yerlerini romantizmi hikayenin merkezine yerleştiren veya ana meselesi haline dönüştüren filmlere bırakmaya başladılar. Genellikle olumlu sonuç veren bu eğilimin en başarılı örneklerinden biri de, Litvanya sinemasından kopup gelen Kristina Buozyte imzalı bağımsız yapım Vanishing Waves.  Bilinçaltını mesken tutmasıyla Inception’dan etkilendiğini söyleyebileceğimiz film, bilimsel bir deneyi konu ediyor. Yapay ağ transferi aracılığıyla komadaki bir hastanın bilincine giren Lukas, çok geçmeden Aurora ile bağlantı kuruyor. Deney sürdükçe kadına bağlanan Lukas, kendisini gerçekliğini sorguladığı bir aşkın içinde buluyor. Aurora’nın bilinçaltında filmin genel izleğinden oldukça farklı bir atmosfer yaratan yönetmen, cesur ve oldukça kışkırtıcı sahnelerle seyircisini etkilemeyi başarıyor. Lukas, daha önce deneyimlemediği bir tecrübe yaşadığından bilinçaltından ayrılmak istemiyor.  Bu yoğun istek kendi gerçekliğinde birtakım sorunlar yaşamasına sebep oluyor. Onun durumu uyanmak istemeyeceğimiz, uyandığımızda da geri dönmek için yanıp tutuştuğumuz rüyaları anımsatıyor. Aslında Lukas gibi biz de Aurora’nın bilinçaltından çıkmak istemiyoruz.

Yönetmen Buozyte, Aurora ile Lukas’ın gerçeküstü aşkının görsel karşılığını bulmakta çok zorlanmamış. Evet; sıra dışı bir deneyi ele alan Vanishing Waves, etkisi kolay kolay silinmeyecek bir bilimkurgu çalışması. Filmi tutkuyla seven küçük bir kitlenin dışında -pek bilinmemesini de hesaba katalım- genel olarak hakkının teslim edilmediğini düşünüyorum. Bilinçaltı sahneleri de dahil berrak bir anlatısı var filmin. Deneysel değil, anlaşılmama gibi bir sorunu da yok. Dolayısıyla da genel kitlenin beğeni seviyesini aşağı çekenin tam olarak ne olduğunu kestirmek güç. Yine de Hollywood ana akım bilimkurgularının hızlı kurgusundan, gösterişinden ve anlatısından uzak oluşunun “Neden underrated?” sorusunun cevabı olduğu kanısındayım. Bağımsız ruhunu sonuna kadar hissettirmesinin yanında, yaratıcı fikirlerini, elindeki kısıtlı imkanlara rağmen kurduğu müthiş atmosferle bütünleyen Vanishing Waves için, minimal bir bilimkurgu başyapıtı denilebilir.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi