Sinematik İkilem köşemizde bu hafta Being John Malkovich ile Synecdoche, New York filmlerini konuk ediyoruz. Bu iki filmin oldukça bariz bir ortak noktası var: Charlie Kaufman. İlk filmde senarist olarak yer alan ve o yıl En İyi Özgün Senaryo dalında Oscar adayı olan Charlie Kaufman, ikinci filmde ise ilk defa yönetmen koltuğunda karşımıza çıkıyor. Toplam 3 Oscar adaylığı bulunan “Being John Malkovich” ile Cannes Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ve En İyi Film adaylıkları olmasına rağmen daha kendi halinde bir film olan “Synecdoche, New York”, insan zihninde çıkılmış yolculukları farklı şekillerde ele alıyorlar. İki film de yönetmenlerinin ilk filmleri ve sanatçıyı ön plana alan, sanat eserlerini yücelten etmenlere sahip. Yine de aralarında oldukça belirgin farklar bulunuyor.

Being John Malkovich ve Synecdoche, New York

Abartılmış: Being John Malkovich

being-john-malkovic-filmloverss

Spike Jonze’nin yönetmen koltuğuna ilk kez oturduğu ve ona 3 Oscar adaylığı getiren filmi Being John Malkovich, hayatını bir sokak sanatçısı olarak geçiren ve sanatına tutkuyla bağlı bir kuklacı olan Craig’in (John Cusack) hikayesini anlatıyor. Craig’in, işe başladığı binada John Malkovich’in zihnine açılan bir portalın varlığını keşfetmesiyle birlikte hırslarına yenik düşmesine tanık oluyoruz. İnsan zihninin sınırlarını ve gizemini görselleştiren haliyle Being John Malkovic yenilikçi bir tavırla karşımıza çıkıyor. Metafiziksel konulardaki anlatımı da senaryoya iyi yedirilmiş ve olabildiğince sade. Ancak olay örgüsünün paralelinde karakterlerin gelişimlerinin oturaklı gerçekleşmemesi ve bununla birlikte yalnızca görselliğe, mekanlara ve şekillere takıntılı hale gelmesi Being John Malkovich’i yola çıktığı yaratıcı fikirden uzaklara götürüyor, klişelere yaklaşmasına yol açıyor.

Being John Malkovich, bir bütün olarak bakıldığında bilimkurgu ögelerini barındıran absürt bir senaryo eksenine sahip. Kendi absürt dünyası içinde karakterlerin de oldukça karikatürize olmaları filme bir bütünlük sağlıyor. Ancak film ilerledikçe kurgu hızlanıyor, diyaloglar zayıflıyor. Özellikle John Malkovich’in de dahil olmasından sonra filmin kurgusal yapısı stabil olmaktan çıkıyor, gittikçe dağılmaya başlıyor ve birbirini tekrar eden sahneler izlemeye başlıyoruz. Tıpkı Craig’in saplantısı gibi, senaryo da bir saplantının peşinden koşuyormuş hissi yaratıyor. İşin içine şiddetin de dahil olmasıyla birlikte başka bir konuma evriliyor artık film. Spike Jonze, burada bazı kalıpları takip etmiş ve bağımsız hikayesine yedirmeye çalışmış gibi duruyor; özellikle şiddetin ve alıkoyma sahnelerinin varlığı filmi sekteye uğratıyor. Halbuki şiddet, filmin temelinde yatan felsefenin bir uygulaması olarak ele alınsa ve bu kadar şova dönüştürülmese başarılı metaforlar olarak karşımıza çıkabilirdi. Bunun sonucunda anlatımı daha güçlü bir yapım izleme fırsatı bulabilirdik; hatta filmi overrated olarak yorumlamamış olabilirdim.

Being John Malkovich’in absürt bir şekilde yaratılan olay örgüsünün, insan zihnine doğru yola çıkarken görsel olarak doğru ve yenilikçi tercihlerde bulunmasıyla öne çıktığı aşikar. Ancak zaten iyi kullandığı görselliğini kendinden taviz veren tavrıyla fazla şovenist bir hale dönüştürmesi sebebiyle temelini fikren zayıflatıyor. Bir felsefe üzerine kurulan fikrin daha sağlıklı ve ihtiyacı olduğu şekliyle işlenmesi, filme çok daha büyük yarar sağlardı hiç kuşkusuz.

Önemsenmemiş: Synecdoche, New York

synecdoche-new-york-filmloverss

Bu yıl son filmi Anomalisa ile yılın en çok konuşulan isimlerinden biri olan Charlie Kaufman’ın yönetmen olarak çektiği ilk filmi “Synecdoche, New York” çok daha mütevazi bir film olarak göze çarpıyor. İlk bakışta bunun sebebini anlamak güç olabilir. Ana yarışma dahil 61. Cannes Film Festivali’nde alınan iki adaylık, yıldız bir başrol oyuncusu, dikkat çekici detaylar, oturaklı bir senaryo… Ancak Kaufman, bu filmde bağımsızlığından ödün vermeden aklındaki fikri olduğu gibi beyazperdeye aktarmayı tercih ediyor. Hikayenin akışını kendisi oluşturuyor, hiçbir detayı aceleye getirmiyor ve bunun yanı sıra incelikli cümlelerini de senaryonun her tarafına serpiştiriyor. Bir tiyatro yönetmeninin, hayatının oyununu perdelemek için yaptığı çalışmaları ve bunun paralelinde hayatındaki kırılma noktalarını, paranoyalarını anlatan film derin çıkarımlara yer veriyor. Ama bu çıkarımları şapkadan tavşan çıkarır gibi yersiz yapmaktansa, sabrederek ve çeşitli yollardan besleyerek yapıyor.

Synecdoche, New York birçok detayla öne çıkan bir film. Hatta bir süre sonra detaylar filmi oluşturan asıl unsurlar haline geliyor. Kaufman’ın katmanlı ve karmaşık kurgusu takibi biraz zorlaştırsa da filme muhteşem bir derinlik katıyor. Zaman olgusunu eğip bükmesi, dün-şimdi-yarın üçgeninde gelgitler yapması ve her yeni sahneyle oluşturduğu yan karakterlerini yeterli biçimde beslemesiyle muhteşem bir atmosfer yaratıyor. Metaforik anlatımı ve gerçekliği sorgulayan tavrının dengesini koruması ve film içerisinde dalgalanmaması en önemli artısı. Seyirciyi belli bir anlatıma alıştırdıktan sonra temposunu değiştirmemesiyle anlaşılır bir dil yakalayan film, bunu sonuna kadar devam ettirebiliyor. Böyle bir senaryo içerisinde çok önemli bir yeri olan karakterlerin gelişimi de aynı özenle işleniyor elbette. Philip Seymour Hoffman tarafından canlandırılan Caden Cotard’ın gelişimini izlemek büyük keyif veriyor. Onun hayatı anlamlandırma gayreti ve bunun çerçevesinde son oyununun kurgusunu hazırlaması, dahası hazırladığı kurguyu sürekli değiştirmesi ve sonunda sahne olarak kurduğu devasa New York kenti filmi gittikçe büyütüyor. Caden’ın olgunluk seviyesiyle paralel olarak oyunu da büyüyor ve Caden kendi benliğine de sığamaz hale geliyor. Hayatın ve anlamların arayışını şiirsel bir dille ve görkemli denebilecek bir görsellikle aktaran Kaufman, gerçekten şahane bir iş çıkarıyor.

Bunun yanında teknik olarak da oldukça başarılı olduğunu eklemekte fayda var. Işık kullanımından kamera açılarına ve görsel efektlere kadar eksiği pek olmayan bir film Synecdoche, New York. Elbette ki karmaşık ve hızlı olmayan bir kurguya sahip filmlerin genel izleyici açısından takibi kolay olamayabiliyor, dolayısıyla tercih de edilmeyebiliyor. Ancak filmin yavaş sinema kriterleri barındırdığını söylemek de doğru olmaz. Synecdoche, New York kendi dünyasını sabırla yoğuran, derin ve çok samimi bir film.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi