Bir korku yeniden çevrimi Dawn of the Dead ile sinema dünyasına adım atan Zack Snyder, bu ilk filmin ardından hızlı bir yükselişe geçti. Snyder; 300, Watchmen ve Men of Steel ile çizgiroman uyarlamalarının aranılan yönetmenine dönüştü. Önümüzdeki ay vizyona girecek Batman v Supermen: Dawn of Justice filmiyle yoluna bu kulvarda devam edecek olan yönetmenin, gösterime girdiğinde abartıldığını ve önemsenmediğini düşündüğüm 300 ve Watchmen filmlerini sinematik ikilem köşemizde ele almak istedim.

300 ve Watchmen

Abartılmış: 300

300-spartali-filmloverss

Zack Snyder’ın ilk çizgiroman uyarlaması 300 Spartalı, Frank Miller’ın eserinden sinemaya adapte edildi. Görselliği ve aksiyonuyla büyük beğeni toplayan film, Yüzüklerin Efendisi üçlemesinin bıraktığı boşluğu doldurma gayesindeydi. Epik fantezinin kodlarını baştan yazan Yüzüklerin Efendisi, hem epik dediğimiz türe hem de fantastik sinemaya canlılık getirdi. 300 Spartalı da epik fanteziye yakın durarak pastadan daha büyük bir dilim almaya çalıştı. Filme baktığımızda esasında içinde sadece adını duyabileceğimiz mitolojik tanrılar dışında fantastik bir şey yoktur. Snyder, filmin öyle görünmesi için çaba göstermiştir. Perslerin birer canavar gibi yansıtılması bunun en açık göstergesidir. Zaten bu bilinçli tercih filmin politik duruşunu da desteklemektedir. Çıkan tartışmaları eminim hatırlıyorsunuzdur. O tartışmalara girmeyelim ama Perslerin bu kadar vahşi, bu kadar ürkütücü çizilmesinin filmin hanesine büyük bir eksi olarak yansıdığını da not düşelim. Sonuçta 300 Spartalı’nın devasa bir ordunun karşısına çıkması yeterince korkutucuyken, Persler için özel bir çalışma yapmanın bir gereği yoktu diye düşünüyorum. Yine de maskeli savaşçıların filmin görsel dokusuna katkısını belirtmeden geçmeyelim.

Tamamı yeşil ekran önünde çekilen 300 Spartalı, başarısının hakkını vermemiz gereken bir film. Spartalı 300 savaşçının, koca bir orduya karşı savaşı cesaret, fedakârlık, onur gibi kavramlar ekseninde seyircisini tam anlamıyla coşturacak bir anlatımla işleniyor. Cilalı görselliğini abartılı bulabiliriz ama sepya tonundaki görsel dokusu sinemada daha önce deneyimlemediğimiz türdendi. Kesilen kafa ve kolların havada uçuştuğu, fışkıran kanların perdeyi boyadığı film, özellikle epik sinemayla Yüzüklerin Efendisi ile tanışmış yeni nesil sinemaseverleri etkiledi. Elbette genelleme yapmak doğru olmayacaktır. Sonuçta her kesimden seyircinin takdirini kazanmış bir film var karşımızda. Peki, 300 Spartalı’nın neden abartılmış bir film olduğunu söylüyoruz? Sebebi açık; filmin içi yeterince doldurulamamış. Bunun anlamı bir kahramanlık destanını alabildiğine görkemli bir şekilde beyazperdeye taşırken, hikâyenin o görkemin yanında sönük kalmasıdır. Bu sönüklüğün en önemli sebeplerinin başında da karakterlerin derinleştirilememesi geliyor. Türün akıllara kazınan örneklerine (Cesur Yürek, Gladyatör, El Cid vb.) bakarsanız, o filmlerin kalıcılığında ana karakterlerin nasıl bir rol oynadığını göreceksiniz.

Snyder, yetenekli bir yönetmen olsa da tecrübesizliğinin de etkisiyle tür adına bir 2000’ler klasiği yaratmayı başaramadı. Yeni nesil seyircinin istediğini tam anlamıyla verebildiği için 300 Spartalı onların gözünde bir Gladyatör olabilir. Ama bana kalırsa seyir keyfi yüksek, vizyon sahibi, iyi bir denemeden daha fazlası değil.

Önemsenmemiş: Watchmen

jackie-earl-haley-watchmen-filmloverss

Çizgiroman dünyasının başyapıtlarından biri olarak kabul edilen Watchmen, film hakları 1986’da alınmasına rağmen bir türlü hayata geçirilememiş bir rüya projeydi. Birçok kez yönetmen değiştiren ve sancılı bir prodüksiyon aşaması geçiren film sonunda 300 ile parlayan Zack Snyder’e emanet edilmişti. Alan Moore’un 80’ler Amerikası’nın alternatif bir gerçekliğini sunduğu eseri, klasikleşmiş süper kahraman algısını ve dünyasını yıkıyor ve oldukça kasvetli atmosferiyle de kendine has olabilmeyi başarıyordu.

Süper kahraman filmleri 2000’li yıllarda patladı, fantastik sinemayı besleyen ana damar haline geldi. Belli formüllerin dışına çıkmayan, çabuk tüketime uygun bir biçimde -küçümseme amaçlı söylemiyorum- üretilen bu filmler, Hollywood’un risk almak istemediği yapımlar olarak biliniyor. Temelde gişeye oynayan süper kahraman filmlerinin de zaman zaman cesur örnekleriyle karşılaşıyoruz. Watchmen bunların başında geliyor. Soğuk Savaş’ın dolayısıyla da nükleer savaş paranoyasının sürdüğü ve Nixon’ın hala başkan olduğu bir 80’ler portresi çizen Watchmen, emekliye ayrılmış bir süper kahramanın ölümüyle açılarak zaten ne kadar farklı bir noktada durduğunu belli ediyor. İşte Watchmen’ın önemsenmemesinin ana sebebi tam da bu: farklı olmak…

Watchmen, pek çok açıdan türün diğer örneklerinden ayrılıyor. Alternatif gerçeklik yaratmasından kurgusuna, süper kahramanlarımızın toplumdaki konumuna ve hatta içinde uzun bir seks sahnesi olmasına kadar sayabileceğimiz kendine has birçok özelliği var. Özellikle de tercih edilen flasbackli kurgu anlayışı ve filmin bir süper kahraman filmi değilmişçesine bir anlatı tutturularak çekilmesi klasik bir Hollywood blocbusterı bekleyen seyirciyi ters köşeye yatırdı. Avengers’taki gibi esprilerin havada uçuştuğu, aksiyonun hız kesmediği, dolayısıyla da genel kitle için ‘eğlencesiz’ bir dünya sunduğu için sevilmedi Watchmen.

Çizgiromanın karmaşık yapısı sebebiyle uyarlamasının bir hayli zor olduğunu hesaba katarsak Snyder’ın hafife alınmaması gereken bir iş başardığını söyleyebiliriz. Watchmen’i baş tacı eden küçük bir kitlenin dışında, filmin genel olarak önemsenmemesini şöyle yorumlayabiliriz: süper kahraman filmleri yediden yetmişe her yaş grubuna hitap etme düşüncesiyle çekilir ve bu filmlerde yaş sınırlamasına takılmamak için özen gösterilir. Watchmen ise sadece yetişkinler için çekilmiştir. Kafamızdaki süper kahraman imajını yerle bir eden film; oldukça sağlam dramatik yapısı, ‘yaşayan’ karakterleri, nefis görselliği ve estetiğiyle bir çizgiroman uyarlamasından çok daha fazlasını sunan bir başyapıttır.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi