Filmler hikayesinin merkezine her ne kadar insanı alıyorsa da; aslında bazen başrol olarak karşımıza bazı şehirler çıkar. Gündüzleriyle, geceleriyle… sokaklarındaki insanlarla, birbirini kesen sokaklarıyla, ışıklarıyla, binalarıyla… tüm ruhuyla kadrajda selamlarlar bizleri! O halde birbirine uzak düşmüş çift yumurta ikizi kadar benzeyen New York ile Tokyo’nun sinema yüzüne bir bakalım.

Videolarıyla, filmlerle ve oyuncularla yaptığı kolaj çalışmalarıyla oldukça beğenilen vimeo kullanıcısı olan Candice Drouet’in uzun zaman aralığında paylaştığı New York ve Tokyo videolarını hatırlayalım…

Birçok türde filmi ağırlayan New York sokaklarıyla başlayalım; kıyamet filmlerinden romantik komedilere; bol süper kahramanlı hikayelerden animasyonlara varıncaya kadar farklı türlerden geniş bir yelpazenin yolunun bir şekilde düştüğü Amerika’nın en çok merak edilen, hem sevilen hem de korkutan şehri New York!

New York ile Tokyo: Benzer Silüetler Farklı Hikayeler

O kadar fazla filmde başrolde yer almıştır ki bu asi şehir, yolu New York’a düşmeyenler bile şehrin kurallarından, sokaklarına birçok konuda fikir sahibidir. Birdman’de Riggan Thomson’la yaptığımız kısa yolculukta kaosta kaybolup yalnızlığımızı hissettiğimiz; New York’a duyduğu büyük aşkla tanıdığımız yönetmen Woody Allen’ın Annie Hall’ı veya Manhattan ile şiirsel bir anlatımla tanıdığımız şehir Martin Scorsese’in Taxi Driver’ıyla birlikte farklı bir yüzünü bize gösterir.

Belki de New York’u modern kültürün çöküşünü simgelediğini söyleyen Allen haklıdır… farklı yüzleri üstelik ondan da farklı maskeleri olan bu şehri belki de beyazperdede görmek en etkileyici güzellemedir. Bazen siyah-beyaz görsellerle, bazen ise renklerin farklı tonlarıyla karşımıza çıkan şehrin, uzak diyarlardaki kardeşi Tokyo’ya da değinmek gerek. New York’ta çoklu kimlik olarak tanımladığımız şehir silüeti, Tokyo’da kendini tek türden bir kimlikle ortaya çıkar aslında. Amerikan sinemasının hayatımızda daha etkin olmasının ve ‘American Dream’ ile büyüyen bir nesil olmamızdan kaynaklı olarak kendimize daha yakın hissettiğimiz Amerikan kültürü ve New York hayatındaki samimiyet  Tokyo’da kendisini yabancılaşmaya bırakır.

lost-in-translation-filmloverss

Amerikan sinemasını çocukluğundan beri benimseyen bir izleyici olarak belki de kaçınılmaz olarak Tokyo’da bulunan ve kalabalık içinde kaybolan karakterle kendimizi özdeşleştirip; şehri gürültülü, kalabalık ve biraz da ürkütücü olarak tanımlamayla yetiniriz. Sofia Coppala imzalı Lost in Translation’da Chorlette ile Bob Harris’in içine düştüğü yalnızlık ve yabancılaşma hissini bu kadar içselleştirmemiz de bundandır belki…

Şehirlerin nefes aldığını ve aslında insanların onu boğduğunu düşündüğüm kalabalık şehirler için kişilik bölünmesi yaşayan bir insan gibi farklı yüzlerini farklı zamanlarda bizlere sunduğunu söylemek yanlış olmaz herhalde… Bu yüzden ki bir başrol olarak herhangi bir şehri dahil etmek ve hikayeyi o şehrin ekseninde geliştirmek bazı duyguların izleyiciye geçmesini sağlayan en önemli faktördür.

Benzer siluetlere sahip iki şehir; New York ile Tokyo’nun farklı hikayelerle konuk olduğu beyazperdeden yansıyan görüntülerin oluştuğu iki videoya aşağıdan ulaşabilirsiniz.

https://vimeo.com/185249812

 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi