Önceki Sayfa1 / 5Sonraki Sayfa

On dokuzuncu yüzyılın son on yılı, o tarihlerden bu güne, insanın yaşama ve düşünme biçimini oldukça radikal biçimde değiştiren ve kuşku götürmez bir şekilde etkilemeye devam eden/edecek olan gelişmelere tanıklık etmiştir. Bunlardan biri psikanalitik düşüncenin Sigmund Freud öncülüğünde doğuşu ise, bir diğeri Lumiere Kardeşlerin sinematografı icat etmesidir. 1893 yılında, nörofizyolog olarak çalışmalar yapmakta olan Freud, o dönemki yakın çalışma arkadaşı, Viyanalı saygın bir doktor olan Josef Breuer ile birlikte psikanalizin ilk defa ortaya konulduğu yapıt olan Ön Bildiri (A Preliminary Communication) isimli makaleyi yayımlamıştı. Bundan iki yıl sonra, yani 1895 yılında ise, yine Breuer ile birlikte bu defa kuramsal bir arka planı ve daha derinlikli analizleri içeren Histeri Üzerine Çalışmalar (Studies on Hysteria) kitabını yayımladı. Aynı yıl Lumiere Kardeşler de hareketli görüntüyü kaydetmeye ve bu görüntüyü bir ekrana yansıtarak izlemeye yarayan sinematograf isimli aletin patentini aldılar.

Psikanalizin etkisi çok sürmeden psikoloji biliminin sınırlarını aştı ve felsefeden çeşitli sanat dallarına birçok alanla kopmaz bağlar kurdu. Zaten Freud teorisini kurarken edebi eserlerden bir hayli yararlanmış, örneğin 1900 yılında yayımlanan Rüyaların Yorumu isimli kitabında Sophocles’in Kral Oedipus’unu ve Shekaspeare’in Hamlet’ini analiz etmiştir. Sanatla bu kadar derin bir ilişki içinde olan psikanalizin, yirminci yüzyılın sanatı diyebileceğimiz sinemayı etkilememesi düşünülemezdi. Bu etkileşim biraz gecikmeli de olsa 1950’li yıllarla birlikte su yüzüne çıkmaya başladı ve günümüzde de yoğunlaşarak devam ediyor. Bu etki kâh psikanalitik kuramın gelişimine katkıda bulunan önemli isimlerin yaşamlarına değinen, örneğin Freud’un Gizli Tutkusu (Freud: The Secret Passion, 1962), Nietzsche Ağladığında (When Nietzsche Wept, 2007), Tehlikeli İlişki (A Dangerous Method, 2011) gibi filmler aracılığıyla, kâh psikanalitik öğelere filmlerde yer vererek, kâh ise filmleri psikanalitik bir bakış açısıyla yorumlayarak gerçekleştiriliyor. Bu yazıda da birbirinden oldukça farklıymış gibi görünseler de psikanalizden bir hayli etkilenen filmleri psikanalitik bir bakış açısıyla incelemeye çalışacağız. Fakat buna girişmeden önce kısaca da olsa psikanalizin temel kavramlarına değinmek aydınlatıcı olacaktır.

Psikanaliz elbette Freud ile sınırlı kalmadı. Kendisinden sonra gelen birçok kuramcı (Anna Freud, Carl Gustav Jung, Alfred Adler, Heinz Hartmann, Otto Rank, Melanie Klein bu kuramcılardan yalnızca birkaçıdır) hem Freud’dan beslenerek hem de onu eleştirerek geliştirdiler bu kuramı. Fakat odağı esas olarak sinema olan bu kısa yazıda psikanalizi detaylı bir şekilde ele almanın imkânsızlığından hareketle, yalnızca Freud tarafından ortaya konulan ve bugün de çokça referans verilen temel kavramlara değineceğiz.

Önceki Sayfa1 / 5Sonraki Sayfa
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi