“Bilim kurgunun görevi kehânette bulunmak değil; muhtemel gelecekler üzerine durup düşünmektir.” – Ursula K. Le Guin

Philip Kindred Dick’in yaşamı 2-3-74 katsayılarıyla VALIS gibi birçok bilinmeyeni içeren zor bir denklemi andırır. Onu çözümlemeyi yakınları, okurları, terapistleri denemiş; o ise bütün hayatını varoluşunu anlamlandırmaya adamıştır. Yirminci yüzyılda sadece kurguladığı öykülerle değil düşünür kimliğiyle de yer edindi Dick. Benliğiyle yaşadığı çetin tartışmalar dönemin Amerikan toplumunun paranoyalarıyla buluşunca kaleminin ihtiyacı mürekkebi tükenmez oldu. Philip Dick verimli bir yazardı; kısa yaşamı boyunca birçok kısa hikâye, roman kaleme aldı ve üretkenliği yaratıcılığına hiçbir zaman ket vurmadı. Amerikan sineması kitap uyarlamalarını bu kadar severken eserlerinin senaryolaştırılması kaçınılmazdı ki, 1982 yapımı Blade Runner (Bıçak Sırtı) filmiyle yaşamı sonlandıktan sonra perdedeki yolculuğu başladı.

Blade Runner’ın başarısı Dick’in edebiyatını gün yüzüne çıkardığı gibi takip eden yıllarda kısa hikâyeleri ve romanları sinemaya uyarlanmasında ön ayak oldu. Edebi metinle sinema dili birbirlerinden farklıdır; öykünün birebir senaryolaştırılması zordur, ki bu her yiğit yönetmenin harcı değildir. Kubrick ve Hitchcock’un uyarlama sinemasında devleşmelerinin sebebi kitaba sadık kalmaktan öte edebiyatı sinema kadar iyi tanımaları ve alt metinde yatanları yeniden kurguladıkları hikâyeye ‘uyarlayarak’ geliştirmelerindedir. Philip Dick belli başlı temalar ışığında yapıtlarını kaleme aldı. Adaptasyonlarına bakıldığında değişen döneme ayak uydurarak, onun gereksinimlerini karşılayarak geleceği tasvir eden filmler hem seyri hem görseli okumayı daha zevkli kıldı. Değişen dünya dinamiklerinde bir eseri tekrar kurgularken içinde yatan anlamları güçlendirerek yeni dünyanın yeni geleceğindeki distopyayı yaratmak yapıtı bugüne ve geleceğe taşımaktır. Bir bilim kurgu eserinin başarısı da bunda gizlidir.

Geleceği Öngörmek ve Özgür İradenin Katli

Philip K. Dick’in öykülerinde sıklıkla karşımıza çıkan temalarının başında distopik toplumun otoriter rejimi ve onun vatandaşlarına karşı yegâne silahı teknoloji karşımıza çıkar. Yazarlığını Soğuk Savaş sürecinde yaşadığı için kaçınılmaz olarak savaş paranoyasında kavrulan toplum ve üstündeki baskı her zaman görünürdür. Minority Report (Azınlık Raporu) adlı kısa öyküsünde elindeki yetkiyi kaybedip ön-suçlu kategorisine düşen PreCrime (Ön Suç) teşkilâtının direktörü John Anderton paranoyayı ve kurduğu sistemin özgür iradeye indirdiği darbeyi bizzat kendi yaşar.

p-k-d-1-filmloverss

Steven Spielberg 2002 yılında aynı isimle Dick’in kısa öyküsünü sinemaya taşır. Günümüzün en büyük yönetmenlerinden biri olan Spielberg geleceği 2000’li yılların öngörüleri dahilinde Dick’in okuyucuya sunduklarından şaşmadan yansıttı. Kısa hikâye komünizm korkusu altındaki Amerika toplumundan çıkarken Spielberg serbest uyarlamasını Soğuk Savaş dinamiklerinden çıkarıp 2000’li yılların ekonomik sistemi ve toplumuyla şekillendirdi. Yönetmen egemen güç kapitalizm üzerinden distopik evreni tekrar yarattı. Göz tanıma sistemi otoritenin vatandaşları üzerindeki sistematik takibini pekiştirdiği gibi kapitalist düzenin çimentosu tüketim üzerine çığır açıcı niteliktedir.

Odak gruba ihtiyaç kalmadan birebir müşteriyle iletişime geçen teknoloji ekonomik sistemi yüceltti; etki alanını arttırdı. Güvenlik uğruna özgürlük feda edilirken otoriteden kaçan Anderton’ın paranoyaları ve kaçak psikolojisi daha da görünürleşti. Spielberg’ün toplumu 2000’li yılların dinamikleri için mükemmel distopyadır. Suç daha işlenmeden, özgür iradeyi saf dışı bırakan determinist yaklaşım Dick’in hikâyesinin temasına sadık kalırken süregelen yıllarda değişen parametrelere uyum sağladı.

Özgür irade ve karşısında dikilen ‘takdiri ilahi’ Philip K. Dick’in ‘Adjustment Team’ adlı kısa hikâyesinin de mevcuttur. Öykü George Nolfi tarafından Adjustment Bureau (Kader Ajanları) adıyla sinemaya serbest uyarlanmıştır. Dick hikâyesinde medeniyetin geleceğine müdahale eden bir örgütten bahsetmektedir. Örgüt, kutuplu dünyayı ortaya çıkacak bulgularla, bilim insanları arayıcılığıyla bir araya getirecek, önyargıları kırmaya, diğer tarafı tanımaya yönelik teşvik edici ilahi bir rol üstlenir. Nolfi’nin uyarlaması romantik-komedi türüyle serbestleşirken ‘kader bürosu’nun ilahi gücünü sorgulamaya sebep oluyor. Protagonist David Norris’e (Matt Damon) yapılan açıklamada büronun insanlığı özgür iradeye bıraktığında Karanlık Çağ’a girdiğinden, 1910 yılında tekrar ellerini eteklerini çektiklerinde dünya savaşlarının, faşizmin yaşandığından bahsediyor. Büronun savunması mantıksız olduğu kadar ilahi gücü yetkisiz de kılar. Öncelikle büro dünya tarihine batı bazlı bakıyor.  Nitekim Avrupa Karanlık Çağ’ı yaşarken doğuda medeniyeti ileri götüren gelişmeler olduğu bir gerçek. Argümanları çok yanlış temellere oturtması ilahi olarak sunulan büro Tanrı’nın mutlak bilgisini (omniscience) sorgulatırken suyun etki alanında kontrol edememesi mutlak gücüne de (omnipotence) ket vurur.

Otorite-Paranoya Döngüsü

Birçok yazısının başında hissedilen gerçeklik algısı yoksunluğu hikâye ilerledikçe gerçeklik sorgusuna dönüşür; karakterler kaçınılmaz olarak paranoyak bir ruh haline girer. A Scanner Darkly (Karanlığı Taramak) hikâyesi bu noktada farklılaşır çünkü romanın başında toplumda yüksek oranda kullanılan D-maddesi (Substance D) adlı uyuşturucu bağımlısı bir kuşak anlatılmaktadır. Maddenin en büyük yan etkisi ise paranoyadır. Bir yandan polis teşkilâtının D-maddesiyle verdiği savaşta izlediği sert politikalar ve yaptırımlar paranoyayı tetikler ve karşımıza korkak, histerik bir toplum betimlemesi çıkar.

p-k-d-2-filmloverss

Son filmi Boyhood ile başarısını 2014’te bir kez daha ortaya koymuş Richard Linklater, Dick’in romanını 2006 yılında aynı isimle sinemaya uyarladı. Rotoskop tekniğiyle görsel formuna kavuşan film Dick’in romanında ele aldığı birçok detayı yansıttığı gibi farklı bir görsel dil yarattı. Karanlığı Taramak’ın önemli taraflarından biri yazarın yarı-otobiyografik çalışması olması. 70’li yılların başında eşiyle ayrıldıktan sonra evsizlere kapısını açan yazarın uyuşturucu bağımlısı yeni ev arkadaşlarıyla -ki kendisi de amfetamin bağımlısıydı- yaşadıkları kitaptaki diyalogların çoğunluğunun zeminini oluşturur. Kitap gözetim teknolojisi olanaklarıyla gücü eline alan polis gücünü ve teşkilâtın anonim polis memurlarını otorite olarak konumlar. Hem anonim polis memuru, hem D-maddesi bağımlısı Bob Arctor (Keanu Reeves) hem uyuşturucu kullandığı hem de kendi evini gözleyen polis olduğu için iki taraf arasında sıkışır. Üstündeki baskı arttıkça paranoyası artar; artan paranoya otoriteyi güçlendirir. Filmde senaryonun bir yere gittiği hissedilmez ki bu Dick’in romanındaki anlatıdır; kısaca filmin başarısı Dick’in anlatı tarzını benimsemesindendir. Her yola bir yere ulaşma gayesiyle çıkılmaz; bazen amaçsız yola devam edilir. Virajlardan yolun sonu gözükmez fakat yol akmaya devam eder.

 “İnsan Eylemleriyle Tanımlanır, Anılarıyla Değil.”1

Beyin bedenin fiziksel işlevlerini yerine getirmek bir yana insanı insan yapan duyguların var olduğu, anıların depolandığı hâfıza ‘alanı’ olduğundan insanlık muayenesinin üstünde sıklıkla duran Dick için elzemdir. Philip K. Dick eserlerinde duyguları ve depolananları kurgular, siler ve yeniden yazar. Jungcu bilinç dışı, persona ve arketipler karakterlerini ve onlara çizdiği ‘kaderlerini’ kurgularken sıklıkla kullanır.

‘We Can Remember It for You Wholesale’ adlı kısa öyküsünden uyarlanan Total Recall (Gerçeğe Çağrı) filmi hâfızasını kaybeden eski uzay ajanı Douglas Quaid’in (Arnold Schwarzenegger) geçmişinin peşine düşmesini anlatıyor. Hikâye anıların yoksunluğu ve merhamet üzerine inceleme yaparken uyarlaması hâfızayı baz alarak Dick-vari bir Mars kolonisi betimleyerek serbestleşiyor. Film, anıların bireyin gerçekliğindeki belirleyici rolünü sorgular. Quaid’in kimliğini belirleyenin unutulmuş anılarda mı yoksa eylemlerinde mi yattığı sorunsalıyla varoluşunu tartışıyor. Bir yandan solunan havayı özelleştiren otoriteye karşı bir başkaldırı söz konusu. Quaid’in özgürleşme hareketinin içine girdikçe anıların dayatmasından kurtuldukça eylemleri onu yeni bir bireye dönüştürüyor.

p-k-d-3-filmloverss

Dick distopyalarını yaratırken işlediği konuların iki tarafında da yer aldı; karşıtlıklardan beslendi. ‘We Can Remember It for You Wholesale’ öyküsünde anılarını kaybedeni anlatırken ‘Impostor’ kısa öyküsünde anıları olan replikantı2 işler.  Aynı isimle uyarlanan ve başrolünde Gary Sinise’i Spence Olham olarak izlediğimiz film Dick uyarlamaları içinde belki de en kötüsüdür çünkü sekiz sayfalık öyküyü yaklaşık bir buçuk saatlik bir filme devşirme girişiminde hikâyenin içeriği yetersizdir ve yönetmen Gary Fleder araları ancak bitmek bilmeyen kovalama sahneleriyle doldurmaya çalışır ki bu da seyirci için zaman kaybından başka bir şey değildir. Hikâyenin barındırdığı hiçbir anlatı gelişemediği için tek olgu peşinde debelenen, gelişemeyen bir protagonist izleriz.

Anı ve hâfızanın gücünü yansıtan en başarılı uyarlama tartışmasız Bıçak Sırtı’dır. Yönetmen Ridley Scott’ın elinden çıkan film Dick’in Androidler Elektrikli Koyun Düşler mi? (Do Androids Dream of Electric Sheep?) adlı romanından uyarlandı. Görsel olarak birçok sembol barındırdığı gibi günümüzde halen devam eden “Deckard replikant mıydı?” belirsizliğiyle kitabın odağındaki gerçeklik algısı, paranoya, insan doğası gibi motifleri başkalaştırarak fakat terk etmeyerek film-noir görseliyle perdeye aktardı. Tyrell’in replikantlara ‘anı yükleyerek’ onları insanlardan ayıran temel özelliğinin yani duygu yoksunluğunun önüne geçerek insan-replikant ayrımının ortadan kaldırabileceğinden bahsetmesiyle filmde belirsizlikten beliren şüphe artmaya başlar; bu hem karakterleri hem de seyirciyi etkisi altına alır.

Scott seyircide de aynı hisleri yaratarak bir yerde empati kurabilmelerini sağlar. Deckard’ın Rachael’a anılarının ona ait olmadığını söyleyip kendi anılarındaki soru işaretlerini de gördükçe şüphe filizlenir. Yansıyan skeptisizm diğer bütün duyguların üzerini örter. Rachael-Deckard ilişkisi bile sevgiyi uyandıramaz çünkü seyirci Rachael’in replikant olduğunu bildiği ve Deckard’dan şüphelendiği için belirsiz hislerden öteye geçemez.  Her ne kadar duyguların insanı ayırt ettiği söylense de filmde etkisi altında olunan tek duygu paranoyadır. Romandaki alt metni güçlendirerek yeniden yorumlayan film perdenin içindeki ve dışındaki arasındaki duygu bütünlüğünü sağladığı için Philip Dick başlığından öte uyarlama sinemasında farklı bir yer edinir.  Tasvir ettiği geleceğin ürkütücülüğü ve insaniyet muayenesinin belirsizleştiği bir toplumla türünün en iyi örneklerindendir.

Philip K. Dick’in metinleri döneminin gerçeklik ve paranoyasında beliren kehânetlerdir. Bitmek bilmeyen savaş korkusunu, toplumsal sistemi ve kendi kişisel deneyimlerini göz önünde bulundurarak uyarır. Sinemaya yansıdığında ise akan zamanın getirdiği yeni birikmelerle yeniden bir gelecek kaygısı başlar. Her ne kadar Philip Dick’in paranoya, totaliter rejim temalarıyla, insan nitelikleri nelerdir ve onlara sahip androidlerin varlığında neler olur gibi soruları bâki kalacak olsa da değişen zamanla beraber temalarının güncellenmesi, yeni gelecek korkularıyla bağdaşması gerekir. Soğuk Savaş döneminde yazdığı eserleri artık Doğu-Batı bloğu varlığı bitti diye yok olmaz; aksine değişen dünya düzenine tekrar ve tekrar var olur.

1: Kuato (Gerçeğe Çağrı filminden)

2: replikant: insan benzeri android, kopya

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi