Ana akım sinemanın algılarımızı şekillendirmede ne denli başarılı ve çoğu zaman ilk bakışta anlaşılması kolay olmayan teknikler uyguladıkları ortada. Bu algı şekillendirme durumu genel anlamda dev ekranda bazı durumların onaylanması ya da reddi üzerinden izleyicinin bu onay ve ret durumuyla karşı karşıya kalan karakterlerle özdeşim kurmasından ileri geliyor. Kısacası kendinizi özdeşleştirdiğiniz karakterin davranışları olası ya da doğal gelebilir ya da izleyici olarak bağ kurduğumuz karaktere öykünebiliriz. Bu öykünme durumu tüketim sektörüyle doğrudan alakalı bir biçimde ilerliyor. Çünkü sevdiğimiz karakterlerin giyim tarzından tükettikleri yiyeceklere kadar onlara hayatımızı da filmik bir dünyanın parçası haline getirebilmek adına öykünebiliyoruz. Yazının geri kalanının konusu büyük ölçüde bahsettiğim durumdan ileri gelse de aslında tüketimden bir anlamda sıyrılırken bir anlamda da et tüketimi konusuyla tamamen bağlantılı hale geliyor.

Sinemada Kedi ve Köpeklerin Farklı Temsilleri Algımızı Nasıl Şekillendiriyor?

Filmlerde aşk ve aileye yönelik dramlardan ziyade özellikle bir köpeğin öldüğü ya da bir köpeğin insanına duyduğu sevginin işlendiği filmlerde daha fazla ağladığımı belirtmem gerek. Hachiko, Marley and Me gibi filmler duygularımı hızlıca harekete geçirebiliyor. Ancak dikkat edilmesi gereken bir nokta var ki, neredeyse tüm köpek ölümleri filmlerde fazlasıyla dramatik bir biçimde vuku bulurken aynı dram unsurunu kedi ölümlerinde görmek ne yazık ki mümkün olmuyor. Hatta Fandor’un hazırladığı video essay aracılığıyla görüyoruz ki köpek ölümleri ne kadar hüzünlü işleniyorsa kedi ölümleri de o denli olağan ve hatta yer yer komedi unsuru olacak biçimlerde işleniyor. Elbette köpekler en yakın dostumuz olarak tanımlanıyor. Aksini iddia edebilecek çok fazla kedisever olsa da hayvanların filmlerde farklı temsil edilişleri değişmiyor. Yanı sıra bir köpeğe kıyasla herhangi bir böcek, balık, koyun, inek dahil olmak üzere ölümleri, bir insan tarafından öldürülüyor olsalar da doğal karşılanabiliyor. Çünkü diğer tüm hayvanlar kapitalist sistem içerisinde bir nevi tüketim ürünü işlevi görüyorlar. Bu noktada bir domuzla küçük bir kızın kurduğu dostluk ilişkisi üzerinden ilerleyen Netflix’in uzun metraj filmi Okja’da da belki de başka herhangi bir anlatıda ağlayacak ölçüde duygularımızı harekete geçirmeyen domuz ölümü Okja da izleyenleri ağlatabiliyor. Bunun sebebi tam olarak yönetmenin neyi nasıl yansıtmak istediğinden geçiyor. Aynı durum kedi köpek ölümlerinde de benzer bir biçimde ilerliyor. İzleyici olarak farkında olmadan köpek ölümlerine ağlarken kedi ölümleri bir güldürü unsuru olarak filmlerde yerini alabiliyor. Son olarak hiçbir ölümün normalleştirilmemesini temenni ediyorum.

Filmlerden farklı kedi ve köpek ölüm sahnelerinin bir araya getirildiği videoya aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Cats Die Funny, Dogs Die Sad from Fandor on Vimeo.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi