Sesin Paradoksal İçkinliğini Aşmak

Sinemada sesin ilk kullanımı tamamen teknik bir meseleydi ve bu yine teknik bir yenilik olarak karşılandı. Bu açıdan renkli filmlere geçişle sesli filmlere geçiş arasında pek de bir fark yoktur. Fakat filmin renkli olması görsel uzamda kavrayışa dair yeni ve ileriye dönük bir adımken, tıpkı günümüzdeki üç boyut teknolojisi gibi, ses tamamen kendine has başka bir mevzudur.

Ses, görsel ya da hikaye gibi bir uzama sahip değildir. Bu açıdan tıpkı müzik gibi bu uzamları ancak taklit edebilir. Fakat müzikten farklı olarak ses, duygulanış olarak değil imge mefhumu olarak kendini gösterir. Bu açıdan müzikle arasında aslında belirgin de bir fark vardır. Ses, imge mefhumu potansiyeli dolayısıyla gerçeklikle, görsellik üzerinden bağdaşık bir bağ kurar. Bu sebepten ses, görselde, görselin gerçeklikle paradoksu arasında kurduğu ilişkideki bir bağdaşık olarak onda içkin konumdadır.

Sesin görseldeki bu içkin konumunda özel alana sahip gerçeklik paradoksu daha sesin ilk kullanışından itibaren oldukça temel bir mesele haline gelmiştir. Çünkü zihni imgelem hareketine zorlayan imgeler daha önce yalnızca görsel ve yazınsal uzamlarla buna girişirken, sesin olaya dahil olması imgelerin bu zorlayabilme potansiyellerini çok yukarılara çekmiş, haliyle filmin seyirci üzerindeki gerçeklik etkisini de oldukça arttırmıştır. Elbette ilk kullanıldıktan uzun bir süreye kadar sesin tüm özelliği dublaj üzerinden tanımlanıyordu. Onun gerçek anlamda kullanılmaya başlanması, sesin imgelem hareketini zorlama konusunda imgeye kazandırdığı bu devasa avantajın fark edilerek özellikle günümüzde “atmosfer” dediğimiz algının oluşturulmasıyla olmuştur.

İmgeye kazandırdığı bu avantaj üzerinden sesin gerçeklikle olan bağı diğer uzamlardan ve araçlardan farklı olarak işler. Bu yüzden diğer araçların aksine ses konusunda esas zorlandığımız mesele görseldeki içkinliği üzerinden, gerçeklikle olan bağı sebebiyle, zaman-görme ve metafora dair nasıl bir işlev kazanacağıdır. Görselde içkin olması durumu sinema ontolojisiyle alakalı bir mesele olduğu için çok zor bir konuma bizi getirmese de görsellikle, gerçeklik paradoksu arasındaki bağdaşıklığı, sesin hem kendi başına değerlendirilmesini hem de diğer uzamlarla ilişki içine girip girmemesi üzerinden bir üst anlatıya işaret edebilme yetisine sahip olup olmamasını sorgulamak açısından önemlidir.

Sesin görseldeki içkinliği ve onunla bağdaşıklığı aslında bir noktaya kadar elimizi kolumuzu bağlayan bir etmen. En nihayetinde bu bağdaşıklıkla, aslında herhangi bir katkı yapmadan, tabii imegelem hareketini zorlama potansiyelini arttırma dışında, zorunlu olarak diyalektik iskelete katılmak durumunda kalıyor. Bunun avantaja dönüştüğü ilk yer de bizim sessel olarak zaman-görmeye geçtiğimiz noktalardan birine işaret ediyor. Çünkü görseldeki içkinliği üzerinden diyalektik iskelet oluşturabilme yetisi, görsellikle bağdaşıklığının görsel uzamın çıkarılmasıyla kırılarak, bize her halükarda bir zaman-görme yapısına geçişin de anahtarını veriyor. Dahası uzamın ötesinde bir konkav iskelet kurabilme avantajını beraberinde getiriyor. Burada görsel içkinliği durumu, zaman-görme ve ufak bir nüansla birlikte başlı başına bir özerk diyalektik sessel iskelet kurmanın da yoluna açıyor aynı zamanda.

Şimdi burada sesin zaman-görmeyle metafor yapısı arasında temel farkı ortaya koymak önemlidir. Bu fark da görselin gerçeklikle olan bağındaki bağdaşıklığın aşıldığı ve kırıldığı durumlardır. Metafor bunu aşmamızı sağlarken zaman-görme kırmamızı sağlar fakat bu kırma durumunda da önemli bir nüans vardır. Bu da sesin ontolojik olarak yaratılması esnasında ilineksel olumsallığın varlığını yadsımamaktır. Bu, zaman-görmenin  yegane tözü olmasa da, hareket-gösterme temelindeki ön kabulleri, hala hareket-gösterme içerisindeyken dahi azaltma yönünde işlediği için gerçekten de çok önemli bir konumdadır.

Sesin zaman-görmesi özerk bir iskelet üzerinde var olurken bahsettiğimiz nüans da bu iskeletin konkavlığını belirleyen durum olarak karşımıza çıkar. Metafor ise mevcut görsellikle bağdaşıklığı aşma konusunda bir yapıya sahip olacaktır. Burada sesin ilineksel olumsallığı metafor açısında bir nüans değildir. Çünkü görselle bağdaşıklığı kırılmamış sesin; iskeletinden, dolayısıyla konkav olup olmamasında bahsedilemez. Burada söz konusu olan mevzu, görselliği aşarken onunla bağdaşıklığı üzerinde gerçeklikle olan sıkıntılı durumudur. Bu açıdan sessel metaforda gerçeklik paradoksu her daim tikel ve edimsel olarak karşımıza çıkmaya devam edecektir. O yüzden bir sonraki yazımızda değineceğimiz oyunculuk mevzusuyla yakın bir ilişki içindedir de aynı zamanda.

Sesin hareket-gösterme yapısının dışına çıarılmasının başarıldığı her durum, uzamsal olanın ötesine geçme hususu çerçevesinde bizleri bir üst anlatıya taşıyacaktır. Bu açıdan sesin zaman-görme ya da metafor yapısına ulaşmaya çalışmada gireceğimiz mücadelelerin bize normalde asla ulaşamayacağımız seviyelere çıkma konusunda bir sonuç vereceğini bilmek iyi bir motivasyondur.

Burada özellikle zaman-görme yapısıyla ilineksel olumsallık nüansı arasındaki ilişki önemlidir. Çünkü tıpkı daha önce bahsettiğimiz gibi “ihtimal” yaratma çabası olmaksızın bir zaman-görmenin anlamı yoktur. Burada özellikle üst anlatıya taşıma konusunda sesin bir imge mefhumu olması bizleri oldukça avantajlı konuma getirmektedir. Söz gelimi sesi farklı bir görsel uzam taklidi, görselle bağdaşıklığını kırılmış bir zaman-görme olarak kullanıp, bunu; farklı bir görsel uzamla, uzamsal “fark” sayesinde eklemleyerek oldukça etkileyici bir üst anlatıya ulaştırabiliriz.

Sesin imge mefhumu potansiyeli sayesinden görselde içkin olmasıyla yaratabildiği özerk diyalektik iskelet farklı uzamlarla bir araya gelerek oldukça başarılı üst anlatılar oluşturabilir. Bu üst anlatıların müzikle oluşturulanlardan farkıysa duygulanışın sunamadığı bilgi seviyesini sunabilmesinde yatmaktadır. Bu, içkinlik durumunda, zaten bir diyalektik iskelet oluşturabilme yetisiyle ne derece güçlü bir uzam taklidi olduğunu da göstermiştir. Ama yaratılan bu diyalektik iskelet yine de onu bir uzam olarak var etmeye yetmez. Zaten yarattığı iskeletin bahsettiğimiz genel sinema diyalektik iskeleti yanında oldukça küçük bir mesele olduğunu da hemencecik fark edebilirsiniz.

Sesin özellikle görseldeki bağdaşıklığı üzerinden giriştiğimiz bu sorunsallaştırma neticesinde ulaştığımız bu ihtişamlı sonuca rağmen sesin görseldeki içkinliği bir noktadan sonra mutlak bir şekilde bizleri gerçeklikle paradoksu üzerinden bağdaşıklık kurmak zorunda bırakacaktır elbette. Bu en az görsel ve yazınsal uzamlardaki diyalektik iskeletin temeli olan hareket-göstermenin zorunluluğu kadar temel bir mevzudur. Bu açıdan aslında mesele sesi diyalektik iskelet olarak düşünmede yatmaktadır hiç kuşkusuz. O yüzden saf bir sessel zaman-görmeden ve metafordan bahsedebilecek güçte değilizdir. Bu açıdan müzikle başka bir büyük ayrıma daha tabidirler. Müziğin post-ist episteme oluşturma mücadelesine karşın ses için, bir noktadan sonra, zaman-görme üzerinden özerk bir diyalektik iskelet oluşturabilme yetisine sahibiz ancak.

Episteme: Genellikle ilk anlamı olan bilgi olarak düşünülse de bilginin ne olduğu düşüncesi üzerinden yaşanan farklılıklar sebebiyle birçok anlama gelmektedir. Özellikle yazımıza konu olan şekliyle bir tür kavrayış, kavram oluşturma, bilgi çokluğu gibi düşünülebilir.

İmgelem: Bir özne olarak “ben” in dışındaki gerçekliğin ve bunun ötesinin zihninde oluşturduğu imajlar bütünü.

İmge: Bir nesne, olay ve durumlar bütününün, zihinde oluşan imgelemle arasındaki ilişkiye işaret etmesi şeklinde oluşan aktarım potansiyeli.

İlinek:  Bir varlığın doğasından farklı olarak, varlığı var eden ama o olmadan da zaten var olabilecek bir tür özellikler toplamı.

Olumsallık: Bir şeyin rastlantı ve şans faktörüne tabii olması. Bir anlamda hem olabilir hem de olmayabilir. Hangisinin olup, hangisinin olmayacağını bilmek imkansızdır.

Töz: Varlığın o olmadan var olması mümkün olmayan ama aynı zaman onda içkin bir şekilde bulunan yegane kaynak, doğa.

Duygulanış: Karşılıklı olarak, sonuca dair bir fikir, bilgi , düşünce veren etkileşim, (Lat. Affectio).

Mefhum:  Sezgiselci anlamının ötesinde, bir şeyin yetkinliğine dair nedeni üzerinden fikir, bilgi, düşünce veren etkileşim,(Lat.  Notione).

Sinema Üzerine Notlar ile ilgili tüm yazılara buradan ulaşabilirsiniz.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi