Post-ist Sinema Okuması ve Sokurov’un Faust’unun Devrimselliği Üzerine

Bundan önceki 11 bölüm boyunca, Post-ist Sinema Epistemesi yaklaşımıyla sinemasal araçları sorunsallaştırıp irdeledik ve genel olarak sinemanın ontolojisine dair bazı tespitlerde bulunduk. Çekim yapmak ve montaj gibi edimsel meselelere dahi kuramsal açıdan yaklaştıktan sonra, pratik olan örneklerine değinmek ancak son yazımıza kaldı. Tüm bu kuramsal inşayı göz önüne aldığımızda, hiç kuşkusuz günümüz için avangart sayılabilecek bir alanda çalışıyoruz ama yine de sinema tarihinin bundan bağımsız olarak var olmadığını söyleme hatasına düşmemeliyiz. Kaldı ki sinema tarihi üzerine yapılacak okumalarda, “tarih okuması” konusunda bugüne dek gerçekleşen akademik ilerlemeyi de hesaba katarsak aslında Post-ist Sinema’nın birçok açıdan zaten sinema tarihinde var olduğunu görebiliriz. Ama yine de bu, doğrudan Post-ist Sinema filmi olarak niteleyeceğimiz filmler olduğu anlamına gelmiyor. Sinema tarihi, Post-ist Sinema’ya yönelik atılmış ve her anlamda çok başarılı adımlarla dolu. Bunların kuramsal olarak eksik oldukları temel, dolayısıyıla ulaşamadıkları kavrayış, tam da tüm bu yazılarımızın ortaya çıkmasına sağlayan temel itki olarak kendini göstermiştir.

Post-ist Sinema, sinema ontolojisinin oluşması deviniminin sonrasına işaret ederek, temel yaklaşımını bu ontolojik bütünlük üzerine kurar. Bu açıdan en azından oluşum evreleri olarak 68 sonrası dönemde ilk emarelerini gösterir. Çünkü Post-ist Sinema’ya dönük girişilen üç aşamalı evreden ilki zorunlu olarak hareket-gösterme ve zaman-görme yapılarına muhtaçtır.

Sinema tarihinin gelişimi çerçevesinde ele alındığı zaman Post-ist Sinema, belli başlı üç evre üzerinden kendisini yaratır. İlk evrede sinemasal araçların sorunsallaştırılması vardır. Bu zaten ilk örneklerinden itibaren tamamen bu yaklaşım üzerinden kendini tanımlayan deneysel sinemanın ta kendisidir. İkinci aşama olan sinemanın aşkın tözüyle ilişkilendirmede ortaya konan çokluk yaklaşımı, genel itibariyle de Post-ist Sinema’nın günümüze dek ortaya konan eserlerinin olduğu bölümdür. Bu evre aynı zamanda deneysel sinemadan kurgusala geçişin de habercisidir. Burada ortaya konulan çokluk, o “ihtimal” çerçevesinde bir konkavlık içerdiği için deneysellikten belirli ölçüde bir kopuş yaratır. Post-ist Sinema’nın son evresi olan üçüncü evre ise bu çokluktan, sezgisellikte bağdaşık “özdek“e geçiş ve bu durum sonrası yaratılan aşkın bir sezgisellikle nihayete ulaşır. İşte bu son aşama tam anlamıyla Post-ist Sinema kavrayışının ortaya konduğu eserlerdir.

Aşağıda sıralanmış olan filmler Post-ist Sinema kavrayışı açısında en değerli yapımlar olarak sinema tarihinde kendilerini hemen belli ederler. O açıdan hepsinin belirgin bir avangart yaklaşımı vardır. Burada, yazımızın başında da belirttiğimiz 68 sonrası dönem göz önüne alındığında Man With A Movie Camera, Hiroshima Mon Amour  ve Tini Zabutykh Predkiv tarihleri itibariyle önemlerini bir kat daha arttırırlar elbette. Ama ikinci evrede olmaları sebebiyle aslında hiçbiri tam anlamıyla Post-ist Sinema kavrayışına ulaşamamıştır, biri hariç. Listenin son sırasında bulunan Sokurov’un 2011 yapımı Faust filmi, Post-ist Sinema’nın kabul edilebilecek ilk filmi olarak devrimsel bir öneme sahiptir. Öyle ki sinema tarihi açısından düşünüldüğünde özellikle 60 sonrası uzun bir geçiş döneminden sonra nihayet yeni bir döneme de giriş yapmış bulunmaktayız dahi denilebilir.

1) Man With A Movie Camera (1929) – Dziga Vertov

2) Hiroshima Mon Amour (1959) – Alain Resnais

3) Tini Zabutykh Predkiv (1964) – Sergei Parajanov

4) Saraba natsu no hikari (1968) – Yoshishige Yoshida

5) Memorias del subdesarrollo (1968) – Tomás Gutiérrez Alea

6) Bara no sôretsu (1969) – Toshio Matsumoto

7) Erosu purasu Gyakusatsu (1969) – Yoshishige Yoshida

8) Il Conformista (1970) – Bernardo Bertolucci

9) Solaris (1972) – Andrey Tarkovski

10) Iluminacja (1973) – Krzysztof Zanussi

11) Siberiade (1979) – Andrey Konchalovskiy

12) Der Himmel Über Berlin (1987) – Wim Wenders

13) Buffalo ’66 (1998) – Vincent Gallo

14) Kosmos (2010) – Reha Erdem

15) Faust (2011) – Aleksandr Sokurov

Episteme: Genellikle ilk anlamı olan bilgi olarak düşünülse de bilginin ne olduğu düşüncesi üzerinden yaşanan farklılıklar sebebiyle birçok anlama gelmektedir. Özellikle yazımıza konu olan şekliyle bir tür kavrayış, kavram oluşturma, bilgi çokluğu gibi düşünülebilir.

Töz: Varlığın o olmadan var olması mümkün olmayan ama aynı zaman onda içkin bir şekilde bulunan yegane kaynak, doğa.

Edim: Eylem veya davranış ve bunun içinde taşıdığı belirlenimsizlik.

Sezgisel: Ussal olanın dışındaki her türlü kavrayış ve duygulanış.

Özdek: Bilinçten bağımsız olarak var olan.

Sinema Üzerine Notlar ile ilgili tüm yazılara buradan ulaşabilirsiniz.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi