Sinemanın Tarihsel Gelişimi

19.yüzyılın sonlarında deneme yanılma yoluyla üretilen bir tür eğlence aracı olarak doğan sinema, 20. yüzyılın başlarında belli bir formel üretime dönüşmeye başlamış ama esas olarak 1920’lerde ilk büyük gelişmesini göstermiştir. O güne dek akademik arenada her hangi bir özgüllüğü olmayan bu “uğraş”, tıpkı sosyal bilimleri 1800’lerde doğa bilimlerine yakınlaştırarak belli bir prestij ve akademik saha kazanma arayışına benzer şekilde nomotetik bir yapıya bürünmeye başlamıştır. Özellikle Sovyet Rusya’sında ve Avrupa’da farklı ideolojik temellerle de olsa sinemanın sistemsel bilimlere yakınlaştırılma çabası olarak biçimci kuram yaklaşımları ortaya çıkmıştı. Zaten yarattıkları bu yeni anlayışın bir sinema “kuramı” olarak ele alınışı daha en baştan düşünce olarak nomotetik yapının köklerine işaret etmektedir. Çünkü amaçlanan ideoloji her ne olursa olsun mevcut anlayış, sinemaya, bir tür sanat ve bilimin iç içe geçtiği yeni bir akademik alan yaratmaktı. Özellikle Birinci ve İkinci Dünya Savaşları süresinde bu akademik alanın prestiji propaganda bakanlıklarınca arttırılarak buralara oldukça iyi kaynaklar ayrılmış ve başarılı akademik personeller yetiştirilmiştir.

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından özellikle Sosyal Bilimlerde yaşanan sert kopuşlar sinemayı akademik olarak etkilemese de düşün dünyasındaki yönelimler oldukça ağırlıklı bir şekilde yön vermiştir. Sinema hala nomotetik yapısını korumasına karşın içinde barındırdığı ideolojik amaçlardan oldukça uzaklaşmıştır. Bu bir anlamda savaş sonrası hem düşün dünyasında hem de toplumsal olarak yaşanan ağır travmanın bir sonucu olarak sinemanın o güne kadar devletle olan ereksel bağlarını koparmış, odağını gerçekliğe çevirmesine yol açmıştır. Özellikle 1945-1960 arasında modernizme getirilen eleştiriler üzerinden artık benzerliklere değil farklara bakılmaya başlanmış, kahraman ve teatral romantik filmlerin yerini sıradan, kaybetmiş insanların dramları almıştır. Fakat bu dönemde getirilen eleştiriler, sinemasal bir yönelim olarak kalmış genel sinema yaklaşımını etkilememiştir. Bu, devam eden “kuram” yaklaşımlı nomotetik yapı, sinemanın yerelleşme yönünde ilerlemesini engelleyerek dünyanın her tarafında üretiliyor olsa da aslında hala yaklaşım olarak, Avrupa merkezli bir şekilde üretilmeye devam etmesine sebep olmuştur.

Sinemanın gerçek anlamda en büyük kırılmasını yaşadığı 1960 ve sonrası, akademik prestij olarak sinemayı sarsmanın yanında yerelleşme yolunda ortaya çıkan engelin de aşılmasında yaşanan gelişmelerin önünü açmıştır. Bu tarihlerde düşün dünyasının ağırlıklı etkisiyle ortaya çıkmaya başlayan postmodern düşünme pratiği 1950’lerdeki modernizm sonrası distopya yaklaşımını 1960’larda, modernizm eleştirisi üzerinden onun aşkını olarak tanımlayarak bütün Sosyal Bilimler’de yaptığı gibi sinemada da nomotetik yapının sorgulanmasına sebep olmuştur. Sinemayı nomotetik olmaktan çıkarak bir episteme dizgelerine dönüştürme yönündeki bu adımlar sinemayı akademik alandan sinemateklere doğru kaydırmıştır. Elbette yaşanan bu köklü değişiklikler özellikle 1968 kuşağı sonrası toplumsal gelişmelerin, postmodern pratiklerin beklentilerinin gerisinde kalması sonucu ortaya çıkan belirsizlikte güçlenen kapitalizmle birlikte, sinemanın, akademik temelli nomotetik yapısal yaklaşımının hala hayatta kalmasını sağlamıştır. Nihayetinde propaganda bakanlıkları yerlerini sektörel yapılanmalara bırakmış bunlar da ekonomik olarak sinemanın akademik sahasını ayakta tutmayı başarmışlardır. Böylece sinema nomotetik temelli yapısıyla bir alanda devam ederken diğer alanda sinematek temelinde oluşan yeni bir yaklaşım ortaya çıkmıştır. Özellikle Fransız Yeni Dalgası olarak adlandırılan bu yeni yaklaşım daha sonraları hatalı bir şekilde gerçekçi kuram olarak adlandırılacaktı. Çünkü ilk başlarda yaratılan epistemeler zayıf ve dağınıkken zamanla dizgeler halini almaya başlayacak ve akademi bundan kendini daha fazla uzak tutamayacaktır. Ama varlık sebebi olan nomotetik temeliyle bu episteme dizgelerini okumaya çalışacağı için bunu bir kuram olarak değerlendirmek zorunda kalacaktır.

60 Sonrası yaşanan bu ayrımla birlikte sinemanın yerelleşme imkanı da kendiliğinde doğmaya başlayacak ve yine günümüzde bahsettiğimiz İran, Çek, Japon Yeni Dalgaları, İngiliz Özgür Sineması gibi belirli yerel yapılanmalar oluşacaktır. Temelde tamamen coğrafya baz alınarak yapılan bu yerelleşme kategorileri, zamanla yerelliği özne olarak yönetmene indirgeyerek farklı veya benzer epistemeler üzerinden akımları yaratacaklardır. Özellikle 68 sonrası dönemde nomotetik yapıdaki sinema, kapitalist ekonomi sayesinde prestij olarak güçlenerek ama çok yavaş bir şekilde değişerek yoluna devam edecek, episteme dizgelerinden oluşan sinemaysa özellikle düşün dünyası ve Sosyal Bilimlerle olan etkileşimleri üzerinden oldukça büyük bir sinema epistemelojisi dizgeleri yaratacaktır. En nihayetinde yerelleşme ardından yönetmene indirgenen bu dizgeler yönetmenin kişisel sinema tanımına göre şekillenip tıpkı felsefe gibi yığılan bir şekilde gelişmeye devam edecektir. Elbette belli akademik sahadan sistemsel olarak pek de faydalanamayan bu yaklaşım ekonomik çıkmazlara düşecek ve zamanla arthouse ve festivaller yoluyla kendi özel ekonomi havuzu ve yapısını yaratmaya doğru evrilecektir. Günümüzde kabaca sektörel ve sanatsal sinema diye ayrılan bu yaklaşımlar sürekli olarak birbirlerine etkilemeye devam edeceklerdir. Fakat temelini episteme dizgelerine dayayan yaklaşımın düşün dünyasından feyz alan temeli her zaman bir kaç adım ileriden gittiği ve nomotetik sinemanın temeli olan toplumsal değişimlerin ilerleyişi zamanla postmodern pratiklere yaklaştığı için sinemaya dair bu iki yaklaşım arasındaki fark giderek azalmak zorunda kalmaya doğru yaklaşacaktır.

Nomotetik: Sözlük anlamı olarak, yasa koyucu demektir. Aslen doğa bilimlerinin sistemsel gelişimleri doğrultusunda ortaya çıkan, bilgiye ulaşmak için onun doğasına kavrama düşüncesi üzerinden doğası üzerine mutlak hükümlerde bulunma durumudur.

Episteme: Genellikle ilk anlamı olan bilgi olarak düşünülse de bilginin ne olduğu düşüncesi üzerinden yaşanan farklılıklar sebebiyle birçok anlama gelmektedir. Özellikle yazımıza konu olan şekliyle bir tür kavrayış, kavram oluşturma, bilgi çokluğu gibi düşünülebilir.

Epistemoloji: Felsefenin alt dallarından biridir. Kısaca bilgi felsefesi diyebiliriz. Bilginin ne olduğu temel sorusu üzerinden bilgiye dair sorular soran bir disiplindir.

Erek: İlk ve basit anlamı olarak amaç diyebileceğimiz bu kelimenin esas olarak içinde barındırdığı ve bizim de vurgu yaptığımız haliyle arzunun görünür hale gelmesi durumudur. Başka bir anlamda varlığından doğan ama varlığı için zorunlu olan bir amaç.

Sinema Üzerine Notlar ile ilgili tüm yazılara buradan ulaşabilirsiniz.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi