Önceki Sayfa1 / 5Sonraki Sayfa

Beyazperde çoğu kişi için gerçek duyguların yaşanmasının pratiği olan bir alandır. Bazı insanlar gerçek hayatta bir şeyleri yaşamaktan kaçar ve bu kaçış aslında hayatın getirdiklerini üstlenme korkusu veya reddedilme korkusu veya sadece bir korkudur. Gerçekleri yaşamak yerine insanlar izleyici olarak onları beyazperdede görmek ister, izlemek yaşamaktan daha basittir. Bu gerçeklikler arasında aşkın muhteşemliği ve kusursuzluğu da vardır ya da hayata karşı cesur olmanın verdiği yeniden başlama güçleri de vardır. Fakat insanın hayatta her zaman eksik hissettiği nokta psikanalizden el alırsak arzudur. İnsan her zaman elde edemeyeceği arzunun peşinden bilinçsiz olarak koştuğu için bu elde edemeyeceği arzunun yerine onun tatminini verecek şeyler koyar. Bu yerine konulanlar elde edilse bile insanın arzusu tatmin olmaz ve insanın bu sonu gelmez tatmin arayışı sürer gider. Elbette insan zihni babanın yasaları olan süper ego ile her zaman kırbaç altında olduğu için bu arzu, hırs olarak veya tatminsizlik duygusu olarak kendini gösterebilir. Fakat bazı noktalar vardır ki babanın hayır demesi o mekanın ve yerin sınırları içerisinden duyulmaz. Babanın hayırları, yasakları ve yasaları artık sessiz birer hükümdür ve böyle anlarda insanın en iç güdüsel dürtüleri ortaya çıkar. Kan ihtiyacı olan insan şiddeti doğurur ve şiddeti her kurgulayışında ya savaşı ya da cinselliği ortaya çıkarır. Egonun tatmin olması için, hazzın duyulması gerektiği için haz her zaman güçlü bir bağı olan tatmin ile beraber yolda ilerler. Tatmin olmanın, boşalmanın, sevilmenin, övülmenin veya başarmanın her zaman farklı evreleri ve tatları olsa da babanın yasakları her zaman yatak odası üzerine kurgulanmıştır.

Baba her zaman iç çamaşırın içerisini ve yorganın altını merak ettiği için bu alanlarda kendi isteklerini oluşturmuştur. Devlet baba evlilik istemiştir çünkü kimlerin seviştiğini bilmek istemiştir ve birliktelikleri kayıt altında tutmak istemiştir. Din baba heteroseksüel bir toplum istemiştir çünkü seksin sonunda bir üremenin gerçekleşmesini istemiştir, kendisini devam ettirecek iki ayaklılar olsun diye. Ya da sadece ahlak baba istemiştir ki her şey yorganın altında gerçekleşsin. Tüm bu baba yasakları ve söylemleri insanın arzularını perçinlemiş ve insanı belki de bir makinaya dönüştürmüştür. Veya tersten bir okumayla insanın iç güdülerinden biri yok edildiği için ya da ‘kontrol altına’ alınmak istendiği için insan diğer iç güdüsü olan savaşa, öfkeye ve hırçınlığa bürünmüştür. Tüm bu hikaye nasıl yorumlanırsa ya da nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın insanın var olması ve bununla beraber gelen arzulaması hadım edilmiştir, edilecektir. Lakin gerçek hayatın birer yansıması olan kurgusal dünyada bu hadım edilme bir şekilde gerçekleşmemiştir. İsyankar ve asi olan sinema babanın tüm söylemlerini yoka saymıştır ve böylelikle arzunun, şehvetin ve seksin tüm ateşini temsil edip beyazperdeye yansıtmıştır. Biz de bugün tekrar babaya karşı isyan edelim ve sinema tarihindeki en ikonik seks sahnelerini sıralayalım istedik. Bu seçki okuyucuyu tatmin etme veya tahrik etmek üzerine kurulu değildir, seksin her zaman gösterildiği gibi bir satış aracı değil isyan aracı ve amacı olduğunu hatırlatmak içindir.

Sinema Tarihinin İkonik 17 Seks Sahnesi

A Clockwork Orange (1971)

a - clockwork - orange - filmloverss

Stanley Kubrick tarafından romandan uyarlanan A Clockwork Orange tam anlamıyla anlatılamayan filmler arasına girse de aslında toplumsal normların, ahlakın, adaletin ve düşünce sistemlerinin eleştirildiği bir filmdir. Film içerisinde toplumun herhangi bir bağlayıcı unsurunun olmadığını yani ailenin, adaletin, ahlakın veya arkadaşlığın herhangi bir düzende işleyiş aktörü olamayacağını söyleyen film cinselliği de sınırlar içerisinde almaz. Bu sınırsızlıkla beraber filmde özellikle Alex’in tanıştığı iki kız ile yatak odasında girdiği ritüel ve bununla beraber Singing in the Rain’li seks sahnesi sinemanın en ikonik sahnelerindendir.

Last Tango in Paris (1972)

last - tango - filmloverss

Bertolucci’nin 1972 yılında kendisinden oldukça söz ettiren ve yönetmenin filmdeki erotik sahneler yüzünden hor görüldüğü filmdir Last Tango in Paris. Filmde evlilik planları içerisinde ve toplumun ‘normalleri’ arasındaki bir kadın ile karşılaşırız. Bu kadın evililik planları yaparken hayatının tek düzeliğinde yaşamını geçirmektedir. Fakat bir gün Amerikan bir adam ile tanışır ve bu adam ile olan bağı sözlerin ötesinde bedenin hazzı ile kurulur. Birbirlerinin hayatlarına dahil olmayan bu ikili sadece bedenlerin tahrik ve tatmin olması alanında buluşacaklardır.

In the Realm of the Senses (1976)

in - the - realm - of - the - senses - filmloverss

Bir seks işçisi olan kadının işini bırakarak bir otelde temizlik görevlisi olarak işe başlaması filmin alanında karşılaşmanın başlamasına sebebiyet veren ilk adımdır. Bu adım ile beraber kadın çalıştığı otelin müdürü ile yakınlaşmaya başlar ve ikisinin arzuları, cinsel fantezileri bu karşılaşma anıyla beraber doruk noktasına çıkar. İkisi de istediklerini yapmak ve yaptırmak hazlarını birbirlerinde bulurlar ve bu birliktelik büyük bir seks mabetine dönüşür. Bu seks mabeti içerisinde fanteziler ve arzular artık bırakılamayacak bir seviyeye geldiği için yaşam ikinci plana atılabilecek bir olgu olur.

Önceki Sayfa1 / 5Sonraki Sayfa
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi